TC yeryüzünün yaşayan tek terör devleti

‘Terör’ sözü, Fransızca “Terreur“ deyiminden türemedir. Anlamı, şiddet yoluyla korku yaymak demektir.

Terör sözü ilk defa, 1789 Fransız Devrimi’nden sonra 1793 yılında, bir yönetim tarzı olarak dünyada yankılandı. Fransız Jakobenlerden (radikal) Robespierre, Mirabeau ve Marat üçlüsünün (5  Eylül 1793-28 Temmuz 1794) yönetimi ele geçirmesinden sonra, kurdukları rejime “Terör Dönemi” adını vermişlerdi.

Bu dönemde iktidar, tıpkı bugün Türk rejiminin yaptığı gibi siyasal, dinsel ve ekonomik hedefleri ele geçirmek için, karşıt gördüğü sivilleri, örgütlü toplulukları, yerel yönetimleri “iç düşman” ilan etmiş, akla gelebilecek her türlü baskı ve ölümü de içeren şiddeti uygulamaya, yeni icat edilen idam aracı giyotin çarkları da, insan kellesi biçmeye başlamıştı.

Bu, resmi adıyla “Terör Dönemi”ydi.

Ancak, 10 ay sonra, “Beyaz Terör“ adıyla başlayan ayaklanma ile bu dönem son buldu. Giyotin aracının mucidiyle birlikte, terör devletinin liderleri Robespierre, Marat ve Mirabeau ile birlik bütün Jakoben önderler, başlarını giyotine kaptırdılar.

Gelgelim, bu kanlı arena, yer yüzünde terör devletinin sonu olmadı. Terör devleti, isim değiştirdi. Faşizm adıyla yaşadı. Faşizmin görüldüğü yerde, “yer yüzünün lanetlisi” olarak yuhalanması üzerine, Türk tipi terör devletinde olduğu gibi, her yerde Cumhuriyet olarak anıldı.

Buna rağmen, bazıları dış askeri müdahale, kimileri de ayaklanmalarla yıkıldı. Kimi teröristler (İtalyan Mussolini) yakalanıp ayağından asıldı. Alman Hitler, yakalanacağını anlayınca kendi kafasına kurşun sıktı. Mesela Latinli azılılardan Dominikli Trujillo öldürüldü. Iraklı Saddam asıldı.

Ama bazıları, dünya güçlerine verdikleri hizmet karşılığında görmezlikten gelindi, yüksek himayeye mazhar korundular.

Türk terör çarkı, her dönem, ayrı bir vesile ile himaye gördü. Dünyada hesaplaşma rüzgarlarının estiği (Dünya savaşı) aşamada, gerçeği yalan örtüsünün altına gizleyerek, 1925 yılında Kürt baskınına çıktılar. Sonra, Şeyh Said’in direnişini bahane edip “iç düşmana karşı” Jakobenleri aratmayan teröre saptılar. Sorgusuz, sualsız Kürt kırımını serbest ettiler. Fransız Jakobenlerinin kurduğu “Terör Mahkemeleri”ni örnek alarak, İstiklal Mahkemelerini kurdular. Ama Fransız teröründen farklı olarak, bunların idamları baş kesen giyotin aleti yoktu. İnsanlar, sıram sıram asılarak terör teşhir ediliyordu.

İkinci büyük savaştan sonra, “demokrasi dönemi” dedikleri seçimsel hayatta da terör devleti eksik olmadı, insan hayatı üzerinde. Ülkelerini işgal, özgürlükleri gasp edilmiş Kürtler, ilk günkü gibi “iç düşman“ kaldı.

Bu arada, tepeleri ele geçirenlerin, sadakatinden şüphelendikleri aydınlar, yazar ve sanatlarla, kuşkulu haller sergileyen bütün sivil bireyler, topluluk mensupları iç düşman gözüyle görüldü. Düşmanı, her defasında birer bahaneyle ezdiler.

Gelinen günde Türk devleti, gizlisi-kapaklısı olmayan şekilde, dünyada yaşayan tek “terör devleti” prototipiydi. Başka bir benzeri yoktu.

Ülkede, insanları giyotine gönderen “terör mahkemeleri” yok, ama polisin “iç düşman” suçlamasıyla tutukladığı insanların malına, mülküne el koyan, bebekleriyle zindana yollayan, 80’lik ihtiyarları içerde tutan yargıçlar, Robespierre’in az gelişmiş zekasını taklit zatla, çay toplama partisine katılıyor, Anayasayı koruma baş yargıcı da önünde cübbe ilikleme adına domalıyordu.

 Türk tipi terör devleti, bu yönüyle 1793 model Fransız terör devletinden çok, Hitler sefilliği büsbütün dökülen rejimini andırıyordu. İç düşman değişmezlikle, benzer. Hitler’in Yahudilerine karşılık, Türklerin “beka meselesi” olan iç ve dünya çapında dış düşmanı Kürtlerdir.

Hitler rejiminde Yahudilerin öldürülmesi, herkese serbestti. Türk terör devletinde de Kürtlerin katli, evleri, köy ve şehirlerinin yıkımı “asil kanlı Türk polis ve askerleri” için, vatana hizmettir. Mesela ırza tasalluttan tutuklanan polis ve askerler bile, savunmalarında, ne kadar çok Kürt öldürdüklerini anlatıyorlardı.

Hitler, Yahudilerin bulunduğu her ülkeyi işgal etmeyi, kendisi için, hak görüyor, bir o, bir bu yana seğirtiyor, Avrupa kıtasını kana buluyordu. Kendini Hitler’in gölgesi sanan kalpazan, Kürtlerin yurdunu kendisi için vaadedilmiş ganimet sanıyordu. Bu kanıyla, Güney Kürdistan’ı işgal edip üsler kuruyor, Şengali bombalıyor, Rojava’yı işgal amacıyla, hırsız gibi karanlığa şekil değiştirerek etrafından dolanıyordu.

Oysa, Rojava ayrı bir devletin, yani Suriye’nin parçasıydı. Suriye ise bağımsız, Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesi gereği sınırları güvenceye alınmış, topraklarının egemeni bir ülkeydi.

Ama kimse bu uğursuz hırsıza, işgalci teröriste BM sözleşmesinin ilkelerini hatırlatmıyor, suç işlediğini yüzüne çarpmıyordu.

Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkının da, BM kararının bir sonucu olduğunu söylemiyordu, kimse…

Ve çağın yaşayan tek terör devleti, meydanı boş bulup toprak işgal edip Türk bayrağını asarak yöneticiler tayin ediyordu. Bununla kalmıyor, insanları yurtlarından sürüp katillerden devşirme İslamcı teröristleri yerleştiriyor, öbür yanda Suriye‘nin nasıl yönetilmesi gerektiğine karışıyor, bu yetmiyor, kapı kapı dolaşıp rüşvetler de dağıtarak “gel beraber Kürleri kıralım” diye yalvarıyor, terörist başı…

Oysa terör devleti suç, teröristler suçludur. En son Saddam, bu suçlamayla idam edildi. Bazı ülkeler, başkasının iç işlerine karıştığı için teröristtir…

Ama bunlar yer yüzünün yanız dolaşan tek terörist devleti olduğu halde, kapılarına dayanan yok. Böyle dünyanın düzen ve adaletini seveyim ben…

Yazarın diğer yazıları