TC yuvaya dönecek mi?

Amerikan yönetimi ile TC arasındaki görüşmeler her iki tarafın fazlasıyla sıkıştığı bir dönemde gündeme geldi. Görüşmelerin hemen öncesi Trump’ın başını ağrıtmak bir yana belki de onun sonunu hazırlayacak ölçüde ciddi olan “azil süreci” soruşturmaları da başladı. İnsaniyet namına herhangi bir değere sahip olmayan “sıkıntılı şahıslar” karşılıklı birbirlerini pohpohlayıp, gülücüklerle biraz rahat nefes aldılar, ama o kadar.

Görüşmeler sonrası yapılan değerlendirmelere bakıldığında taraflar arasında başta S-400’lerle simgelenen TC’nin hangi ittifaklar dahilinde yer alacağıyla ilgili tartışma konusunda somut bir sonucun çıkmadığı, bunun zamana havale edildiği gözüküyor. Amerikan tarafının yaptığı açıklamada “Diğer alanlarda ilerleme sağlamak için, savunma alanındaki ortaklığımızı güçlendirerek, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasına ilişkin konuların çözülmesi hayati önem taşımaktadır” sözleriyle Türkiye’den öncelikli olarak bu konuda bir adım atmasını bekledikleri Erdoğan’ın da tutmayacak/tutamayacak olsa da bazı sözler verdiği tahmin edilebilir.

Türkiye’nin Rusya’nın mı ABD’nin mi yanında yer alacağı sorunu gerçekte Trump’ın problemi değil, ABD geleneksel siyasetini yürütmeye çalışanların sorunu. Çünkü Trump’ın kafasındaki ideal ittifakın (ABD-Rusya- İngiltere-İsrail-Körfez ülkeleri…) içinde Erdoğan’ın hükmettiği TC’ye de yer var. TC’nin geleceği konusunda asıl karar verici ise bir istihbaratçı titizliğiyle bu oyunu oynayan Putin yönetimi. Kaçınılmaz olarak Erdoğan, Rus yönetimiyle yapılacak yeni görüşmeler sonrası ne kadar, neye izin koparabilirse ABD geleneksel siyasetinin de ağzına bir parmak bal çalma adına bazı adımlar atabilir.

Asıl kritik sorun ise Kuzey Doğu Suriye’nin işgali meselesinde düğümleniyor. Erdoğan tıpkı BM önünde olduğu gibi mülteciler kalkanını kullanarak açıkça nereleri işgal etmek istediğini şu sözleriyle bir kez daha gündeme getirdi. Erdoğan, “Hedefimiz ilk güvenli bölge Irak sınırından Cerablus’a kadar olan bölgede 20 mil derinliğinde olan bölgeye 1 milyon insan yerleştirilebilir. Rakka, Deyrizor bu bölgeye de 1 milyon yerleştirilmesi halinde bu rakam 2 milyona ulaşmış olur” dedi. Bu bölgelerin aynı zamanda TC’nin emperyalist emellerinin bir parçası olan petrol kuyularının bulunduğu alanlar olduğunu anımsayalım. Tabii aynı zamanda Trump’ın Kürtlere bir anlamda vadettiği coğrafya olduğunu da. Böyle bir gelişme olasılığı kuşkusuz Rusya’yı da yakından ilgilendiriyor. ABD-Rusya arasında Suriye’nin paylaşımı ile ilgili epeydir bir anlaşma olduğu konuşulsa da bu söylentinin ciddi olarak sınanacağı yer Rusya’nın bu işgale evet deyip dememesiyle anlaşılacaktır. Rusya’nın daha kuzeyde Qamişlo kentinde yeni bir askeri üs kuruyor olması buna pek de gönüllü olmadığını gösteriyor.

Dikkat çekici bir diğer açıklama ise ABD-TC arası görüşmeler başlamadan ABD Savunma Bakanı Esper’den geldi. Esper açıkça Türkiye’nin “yuvasına geri dönmesinin” önemli olduğunu söylerken ABD askerlerinin Kobanê bölgesinden bir hafta on gün içerisinde çıkacağını belirterek ülkesinin Suriye’deki askeri varlığını iyiden iyiye azaltacağını açıkladı. Bu sözler TC’nin işgalci politikalarına “yuvaya geriye dönme” karşılığında yapılan bir jest olarak yorumlanabilir. Böyle bir durumun gerçekleşmesi mümkün fakat kuşkusuz Pentagon laftan çok TC’den somut adım görmek isteyecektir. Özetle sahadaki mücadelenin gerçeklerini ve doğuracağı olası sonuçları atlamadan bunun ucu açık bir süreç olduğu söylenebilir.

ABD-TC ilişkilerinin en genel planda nereye gittiğine bu ziyaret sonrası herhangi bir yanıt oluşmuş değil. Fakat bu işten Trump’tan çok Erdoğan’ın kazançlı çıktığı şimdiden söylenebilir. Erdoğan’ın en önemli başarısı ABD ve dünya kamuoyunda DAİŞ destekçiliği, işgalciliği, diktatörlüğüyle bunca teşhir olmuşken ABD ile yeniden masaya oturabilmesi oldu. Bir diğer somut kazançsa Erdoğan’la görüşen Cumhuriyetçi senatörlerden Lindsey Graham’ın, sembolik bir önemi olduğu söylense de Ermeni Soykırım’ını tanıyan yasa tasarısının Senato’daki oylamasını şimdilik bloke etmesi oldu. Tabii yaptırım tasarıları karşısında nasıl bir tavır alacağı daha önemli. Bu Erdoğan’dan beklenen muhtemel adımlarla bağlantılı olacak…

Yazarın diğer yazıları