Tecavüz bir militarizm normalisidir

Ülkenin batısında bir yerlerde, yaşamının umuda yolculuk düşleri kurduğu demlerinde genç bir kız öğretmeninin tecavüzüne uğruyor. Erkek egemenlikçi tecavüzcü zihniyet üretim merkezi olan eğitim sisteminin erkek kafalı diğer öğretmenleri, okul idaresi, "milli" eğitim müdürlüğü hep birlikte arka çıkıp koruyorlar tecavüzcü öğretmeni. Tıpkı tecavüzcüleri beraat ettiren, beraat ettiremediğinde iyi halden tutalım her türlü indirimi uygulayarak toplumun tecavüz potansiyelini zayıflatmamaya gayret eden mahkemeler gibi. "İyi halden indirim alan tecavüzcü", kendi içinde çelişik bir cümle ama olsun artık kimsenin kulağını tırmalamıyor bu söz. Hepimiz hep birlikte doludizgin erkek bir yaşamın ufuklarına doğru yol alıyoruz. Erkek, mütehakkim, mütecaviz; "dişi köpeğin kuyruk sallamasından kendine tecavüz hakkı biçmeyi" özlü söz haline getirmiş atalar toplumunun zihniyet dünyasıyla mütenasip. 

Okulun adı çıkmasın diye, öğretmenlik mesleği zarar görmesin diye, "milli" eğitim camiasının imajı zedelenmesin diye susuluyor hep birlikte. Daha önce bu tür durumlarda defalarca susulduğu, görmezden gelindiği, ifşa olunduğunda ise cürmü işleyenin değil bu meşum cürme maruz kalanın, erkeği ağır tahrikinin bu sonuca yol açtığının söylendiği gibi. Bir genç kadın öldürüyor kendini, gelecek tasavvurunu, belki sevdalanmış yüreğinin sıcağını, umutlarını düşlerini erkek dünyanın gayya kuyusuna gömerek. Daha bu genç kadının bedeni soğumadan toprağın altında başka bir şehirde başka bir "milli eğitim" destinasyonunda kıyafetine bakarak öğrencisinin "bu bacaklarla otobana çık sen" diyor bir başka mümtaz muallim. Biliriz ki ama en çok da kadınlar bilir ki kadının ruhsal katliamının, yani tecavüzün ön prova sözleridir erkek öğretici ve yol göstericinin sarf ettiği bu sözler. 

Foucault da Althusser de iktidarın yeniden üretim ve meşrulaştırma aracı olarak eğitimin ve eğitim kurumlarının temel işlevinin normal ve normatif olanı kurumak, bireyleri toplumsal normalliğe uygun sınırlar içinde tutmak, anormaliyi patolojik algıya dönüştürmek ve böylece patolojik olanın toplum dışına atılarak cezalandırılmasını sağlamak olduğunu söylerler. Normal ve anormalinin ölçülerinin ve sınırlarının ne olacağını ise iktidarın ihtiyaçları belirler. 

Ülkenin doğusunda yüzbinlerce insanın yaşadığı kentler aylarca süren kuşatmalar ve sokağa çıkma yasaklarıyla susuz, ekmeksiz, ilaçsız, elektriksiz bırakılıyor. Binlerce insan evinden sadece yatağını yorganını alarak kışta kıyamette başını sokacak yer aramaya çıkıyor. Şehirlere yerleştirilen tanklarla evler, içinde yaşayan insanların başlarına yıkılıyor. İnsan cesetleri günlerce sokakta kalmaya terkediliyor. Anneler ölü çocuklarının bedenlerini kokmasınlar diye buzdolaplarına koyuyor. Tank ve top ateşinden kurtulmak için bodrumlara sığınan insanlar günlerce televizyondan naklen yayımlanarak topçu ateşiyle, kimyasal gazla yakılarak öldürülüyor. Bir bütün olarak yerle bir edilen kentlerin yıkıntıları altından yüzlerce insan cesedi morglara taşınıyor. Öldürülen kadınların bedenleri çırılçıplak soyularak sokağa atılıyor, bu bedenlerin fotoğrafları sosyal medya hesaplarından paylaşılıyor. Ve ülkenin batısı bütün bunları bir film izler gibi izliyor, bazen alkışlayarak, bazen içi burkularak. 

Evet bütün bu vahşetin, batıda toplumun normatifine dönüşmesini hiç şüphesiz erkek egemen örgün ve yaygın eğitim kurumlarına borçluyuz. Ve biliyor muyuz ki ülkenin doğusunda yürütülen kirli savaşın çürümüşlüğünden azade değildir ülkenin batısı. Doğuda, "ölmüş bedeni militarizm tarafından çıplak teşhir edilen kadın" normatifinin, batıda "öğrencisine tecavüz eden öğretmen" normalisiyle yakın bağını görebiliyor muyuz? Bileşik kaplar misali. 

Yazarın diğer yazıları