Tehcir konutları

Tehcir kanunu, yani yeni adıyla acele kamulaştırma kanunuyla binlerce insan, yaşadıkları yerden başka yerlere, daha doğrusu izolasyon-tecrit tipi evlere sürülecekler. 1915 Ermeni tehciri ile 2016 yasasını karşılıklı olarak açın ve karşılaştırın, iktidarların nedenlerinden başlayarak sadece eski kelimeler yerine, biraz daha yenilerinin yerleştirilmesi dışında bir başka farklılık olmadığını görürsünüz. Herşeyi bir yana bırakın hukukçu diliyle bu iki kanunun ‘ruhu’ kesinlikle aynıdır.

Yıllardır ‘Kentsel Dönüşüm’e ilişkin bir panel, sempozyum, konferans filan her neyse, bir yerlerde konuşmaya başlamadan önce, arkadan iki-üç kişiye ‘siz orada rahat duyamazsınız’ öne gelin diyordum. Genellikle kırmamak için biraz hareketlenir gibi oluyorlardı. Hemen ardından orta sıralardan birilerine, ‘Siz oradan kalkın sol tarafa geçin’ diyordum. O taraftakiler birbirlerine bakıyordu. Kime diyor, umarım ben değilimdir diye. Daha sonra ön taraflardan bir iki kişiye, ‘Siz de buradan kalkın en arkaya geçin.’ diyordum. O zaman herkes ne oluyor ya diye düşünüyordu. "Ben şimdi kürsüde iktidarım ya! Sizi yerinizden kaldırıp, istediğim yere, bana göre daha iyi daha doğrusu benim istediğim yere gönderebilirim! 

Siz bu konferans sırasında –ya da her neyse- sadece 15-20 dakikadır oturduğunuz yerden kalkmak istemiyorsunuz. Nasıl olur da hükümetler, belediyeler -ya da hayalleri bu olanlar- hepimizin 35-40 yıldır, 50 yıldır, oturduğumuz, yaşadığımız yerlerden başka yerlere sürmek isterler? Sen kimsin? Burada ilk ve tek sorumuz bu olmalı. 

Sen kimsin ve benim yıllardır yaşadığım yerden, yurdumdan sürüyorsun! Yeni gidilecek yerlerin daha iyi(!) evler- yani onların deyimiyle apartmanlar- filan olması değildir mesele. Mesele bunu sana yapma hakkını kim vermiştir? Evler son zamanlarda zannedildiği gibi, banyo fayanslarından, mutfak dolaplarından oluşmaz. İnsanın sevincini ve üzüntüsünü paylaştığı mahalelerden, insan ilişkilerinden, insan soluklarından oluşur. Bu yüzden sen kimsin ve bizi yurdumuzdan kovmaya çalışıyorsun?“

Neoliberal kent inşası ve bunun -muhtaç olduğu kudret- için doğanın talanı, neoliberal ekonominin tek dinamiğidir. Bu yüzden bazıların hayallerinin, başkanlıkla beraber bu olması, beni hiç şaşırtmadı. Bunu yıllardır söylüyorduk. Ayrıca Paris Komünü sırasında kurulan barikatları engellemek için, hemen ardından Paris sokaklarının, bulvarlaştığını da biliyoruz ve egemenlerin her zaman yeni düzenlerini önce cezaevlerinde deneyip, sonra kentleri bu cezaevlerine dönüştürdüklerini de.

Şimdi tehcir yasasıyla, inşa edilecek TOKİ binalarıyla bütün kentleri izolasyon- F tipi cezaevlerine dönüştürmeye çalışıyorlar. Kendi kimliğini savunanları, direnenleri, insanlığın arta kalanını tecrit evlerine tıkmak istedikleri için çıkardıkları bir yasa. Kendi hayallerinde ki idari temerküzün, yapısal bir formundan başka bir şey değil bu ve siyasal literatürde buna yeni faşizmin mimari olarak inşasından başka bir şey denilemez. 

Faşizm nedir mi? Zam, zulüm, işkence ve tehcir-tecrit konutları…

Yazarın diğer yazıları