Tek çözüm Demokratik Ortadoğu Birliği

Selahattin ERDEM

7 Ekim sabahı ABD Yönetimi tarafından Suriye’deki askerlerin çekileceği açıklandığında ve Rojava sınırında bulunan az sayıdaki askeri güç harekete geçtiğinde birçok çevre bunun gerçek olduğunu ve hatta ABD’nin Ortadoğu’dan bile çekilebileceğini sanmıştı. Bu nedenle yas tutanlar ve “Çekilme” çağrısı yapanlar bile olmuştu. Peki sonuçta ne oldu? ABD güçleri TC’nin Rojava Kürdistan’a yönelik işgal saldırılarının önünü açtıktan ve bu saldırının başlamasını sağladıktan sonra tekrar alanda yerleşti. Bu temelde Efrîn’den sonra Girê Spî ve Serêkaniyê’de TC tarafından işgal edilmiş ve böylece Rojava Kürdistan coğrafyası parçalanmış oldu.

Peki son iki ay içerisinde Ortadoğu’da yaşanan sadece bu mu oldu? Başka bir deyişle ABD’nin Suriye’den çekilme manevrasının sonucu sadece Rojava Kürdistan’ın parçalanması mı oldu? Kuşkusuz değil. Söz konusu sözde manevra ile aslında Ortadoğu’ya yeni bir ABD müdahalesi gerçekleşti. Yemen’den Libya’ya Kuzey Afrika’da yaşananlara burada yer bile vermiyoruz. Fakat Ortadoğu’nun diğer sahalarına bakınca şunları görüyoruz: Lübnan’da yoğun halk gösterileri oldu ve hükümet istifa etmek zorunda kaldı, şimdi hükümet kurulamıyor. Irak’ta yoğun ve şiddetli kitle gösterileri oldu ve sonuçta hükümet istifa etmek zorunda kaldı, yeni hükümetin nasıl kurulacağı ise şimdiden kara kara düşünülüyor. İran’da yaygın ve şiddetli halk gösterileri gerçekleşti ve mevcut yönetim zor kullanarak ancak önleyebildi, aslında tam önleyip önleyemediği de henüz belli değil.

Bu arada ABD-TC üst düzey görüşmeleri oldu ve yeni Rusya-TC görüşmeleri de önümüzdeki yakın süreçte yapılacak. NATO içinde Fransa-Türkiye tartışmaları artık basına da yansıdı ve birkaç gün içinde en ciddi gündem olacak. ABD Başkan Yardımcısı Hewlêr’i ziyaret ederken, Güney Kürdistan Başbakanı da Ankara’ya gidip döndü ve belli ki bu tür ziyaretlerin devamı gelecek. Bunlarla birlikte ABD Yönetimi tarafından “Kürtlerin güneye petrol bölgelerine çekilmeleri gerektiği” yönündeki açıklamaları tekrarlandı ve belli ki bu durum da sürecek. Tüm bu yaşananların üzerindeki tuz biber ise İsrail’de yaşanan hükümet krizi oldu ve belli ki bu kriz de daha bir süre varlığını sürdürecek.

Şimdi bütün bu olup bitenlerin birbiriyle ne ilişkisi var dememek gerekiyor. Tersine birbiriyle çok ilişkisi var ve hatta hepsi adeta bir merkezden yönetilir gibi birbirine bağlı gelişiyor. Özellikle İsrail’de yaşanan hükümet krizinden bakınca, küresel sermaye sisteminin Ortadoğu kaosunun ne kadar derin ve yaygın olduğu gözüküyor. Kuşkusuz her olayın kendi özgün sebepleri var ve onların da görülmesi gerekiyor. Ancak genel ve ortak sebebin küresel kapitalist modernite krizi olduğu da tartışma götürmüyor. Dikkat edilirse, hepsinde bir ABD eli var ve bu el bölgede dolap çevirmeye devam ediyor. Tüm bunların ABD-İran çatışmasına bağlı olarak geliştiği ve ABD’nin İran’a yönelik yeni müdahaleleri olduğu değerlendiriliyor. İşin özü ise kesinlikle çok iyi bilinen bir oyun: Parçala, çatıştır ve hükmet! Yani ‘Böl, parçala, yönet’ biçiminde ifade edilen emperyalist politikanın derinleştirilerek uygulanması.

Kuşkusuz Ortadoğu’da tüm bunların yaşanmasının bölgeden kaynaklanan yanları var. Bir Ortadoğu türetmesi olan beş bin yıllık iktidarcı-devletçi sistemin var ettiği ve kendi içinde çözülemeyen sorunlar tüm bunlara yol açıyor. Bu, kesin bir gerçek. Ancak sistemin bugünkü efendilerinin bölgede bunları yaşatmak için yoğun müdahalelerde bulundukları da ortada. Söz konusu müdahalelerle amaçladıkları ise bölgeyi daha küçük parçalara bölmek, bu parçaları birbirlerine sürekli düşman kılıp çatıştırmak ve böylece hepsini kendine muhtaç kılarak kriz içinde yönetmek. Söz konusu kriz ve kaos yönetimi ile bölgeye hükmedip çürümüş iktidar ve devlet sisteminin ömrünü biraz daha uzatmak.

İşte her şey bunun için yapılıyor ve bölgede bu temelde hop oturulup hop kalkılıyor. Bölge insanın ve gencinin kanı bunun için her gün oluk oluk akıtılıyor. Örneğin Suriye’de yaşanan bazı olaylara kısaca bakalım. DAİŞ çeteciliğine karşı verilen muzaffer savaş sonucunda Suriye’nin en sakin ve istikrarlı bölgesi olarak Kuzey-Doğu Suriye veya başka bir deyişle Fırat’ın Doğusu ortaya çıkmıştı. Bu sonuç konusunda herkes de mutabıktı. Peki sonuçta ne oldu? Neyin olduğu konusu 9 Ekim işgal saldırılarından bu yana yaşananlarla ortadadır. Belli ki bazılarını istikrar ve sükûnet rahatsız etmiştir. Şimdi bu alan Suriye’nin en karışık ve çatışmalı bölgelerinden biri haline getirilmiştir. Dahası Musul-Rakka hattında kurulmasına izin verilmeyen ‘DAİŞ Devleti’ bu hatta kurulmuştur.

Şimdi TC Devletinin “Suriye Milli Ordusu” adıyla örgütleyip piyasaya sürdüğü gücün DAİŞ, El Kaide ve Ahvani Müslümin’den oluştuğu tartışma götürmemektedir. Aslında bunu ABD, Rusya, Avrupa ve herkes bilmektedir. Söz konusu çete güçleri kendilerine ne ad takarlarsa taksınlar, hepsinin kökeninin bu üç örgüt olduğu açıktır. Ve bunların hepsinin de AKP-MHP Yönetimi tarafından korunup beslendiği ve savaşa sürüldüğü kesindir. Bunu da tüm dünya bilmektedir. Fakat biline biline işte bu güce Serêkaniyê’den İdlib’e kadar uzanan hatta faşist-soykırımcı bir çete devleti kurdurtulmaktadır. DAİŞ’in Musul-Rakka hattındaki hedefi burada gerçekleştirilmektedir.

Bilindiği gibi, önce Cerablus ve Bab ile İdlib bu konuda pazarlandı ve söz konusu çete güçleri el birliğiyle bu alanda toplandı. Ardından Efrîn işgaline fetva çıkartılarak söz konusu alan geniş ve bütün hale getirildi. Şimdi de Girê Spî ve Serêkaniyê işgali ile alan daha da genişletiliyor ve burada bir ‘DAİŞ Devleti’ kurdurtuluyor. İşte bu noktada Kürtler ve tüm insanlık soruyor: Madem ki bu alanlar sonunda DAİŞ’e verilecekti, o halde geçen yıllarda DAİŞ’e karşı buralarda niçin savaşıldı? Niçin bu kadar gencin kanı döküldü? Niçin bu kadar masraf yapıldı? Yani her şey bir oyun muydu? Bazılarının ve özellikle de silah tekellerinin para kazanması için mi bütün bunlar yapıldı? Peki bu oyun daha ne kadar sürecek? Kürtlerin, Arapların, bölge insanının kanı daha ne kadar akıtılacak?

Belli ki söz konusu sorular sayısız oranda çoğaltılabilir. Ancak sormak kadar doğru ve yeterli cevaplar verebilmek de önemlidir. 9 Ekim Rojava işgalinden Lübnan, Irak ve İran’a kadar yaşanan olaylar ortaktır ve küresel kapitalist sistemin yeni bir çıkar saldırısı olmaktadır. Bu da Ortadoğu’daki kriz ve kaosu daha da derinleştirmeyi, bu temelde bölgeyi daha çok bölüp çatıştırmayı ve böylece hükmedip sömürmeyi hedeflemektedir. Bölge halkları, kadınları ve gençleri kendi iç dinamikleriyle özgürlük ve demokrasi devrimlerini geliştirmedikçe ve kardeşliğe dayalı demokratik birliklerini kurmadıkça söz konusu oyun ve saldırı da devam edecektir.

O halde, dış kapitalist müdahalede ve onun uzantısı olan bölgesel statükoculukta çözüm yoktur. Tek çözüm halkların demokratik devrimidir, kadın özgürlük devrimidir, demokratik özerkliğe dayalı Ortadoğu Demokratik Konfederalizmidir. Yani direnişe dayalı demokrasi ve kardeşliğe dayalı birliktir. Bunun yolunu da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan aydınlatmaktadır. Ortadoğu’da çözümün ve kurtuluşun yolunu Kürt Halk Önderi göstermektedir. Buradan bakılınca 22 yıllık uluslararası komplo saldırısı ve İmralı işkence ve soykırım sistemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde bu denli ağırlaştırılmış ve sürekli kılınmış bir tecridin neden uygulandığı ve neden hiçbir egemenin buna ses çıkarmadığı çok daha anlaşılır olmaktadır.

Yazarın diğer yazıları