‘Tek parçada özgürlük’ olmaz

“Kazanımlar nasıl korunur?” Bütün başarılı demokratik mücadelelerden sonra elde edilen kazanımlar gün gelip tehdit altına girdiği zaman işte sorulması gereken en temel soru budur! “Tehlike altındaki kazanımlar nasıl korunur?”
Bu soruya tarihte neredeyse kural olarak üç farklı yanıt verilmiştir:
Birincisi kazanımları korumak adına, daha öte kazanımlar için mücadeleye son vermek; yani teslimiyetçi uzlaşmadır. Burada esas olan “kazanımları yeterli görmek”tir.
İkincisi, elde edilen kazanımları “küçümsemek” ve onları “korumak için gerekli uzlaşmaları reddetmektir.”
Üçüncüsü ise,  “devrimci uzlaşma”, yani elde edilen kazanımları koruyarak, daha ileri kazanımlar elde etmek için “soluk almak”tır.
İlk iki yanıt, yani kazanımlarla “yetinmek” ve kazanımları “küçümsemek”, demokrasi mücadelesi tarihinde trajik yenilgilere yol açmıştır. Biri “teslimiyetçi”, diğeri “maceracı” bu iki yanıtın biricik doğru alternatifi ise “daha ileri kazanımlar için elde edilen kazanımları savunmak” ve bu amaçla “devrimci uzlaşmalar”ı kabul etmektir.
Bugünün dünyasında Kürt halkının bütün parçalarda, birbirinden çok farklı derinlik ve kapsamda da olsa elde ettiği kazanımlar tehlikededir. İran’da ateşkes her an bozulabilir. Batı Kürdistan, her an bir Türk “istilası“ ile yüz yüze gelebilir. Türkiye’de elde edilen parlamenter ve yerel bütün kazanımlar yok edilme tehdidi altındadır. Güney Kürdistan Federe bölgesi ise bir mezhep savaşıyla kaosa sürüklenebilir.
Kazanımlar büyüktür ve kazanımların karşı karşıya olduğu tehlikeler de büyüktür.
Bu durumda ne yapmak gerekir?
Bu durumda “kazanımları savunmak” gerekir.
Nasıl?
Böylece yazının ilk bölümüne dönmüş oluyoruz.
Şu anda diğer parçalara göre Güney Kürdistan, halkın örgütlülüğü ve politik bilinci bakımından değil de, elde edilen siyasi, toplumsal ve ekonomik kazanımlar bakımından en “ileri” durumdadır. Burada yaşayan halk kendi kendisini yönetmeye değilse de, kendi kendini yönetme imkanına çok yakınlaşmıştır. Ve şimdi bu kazanım tehdit altındadır.
Eğer Güney Kürtleri, elde ettikleri kazanımları “tek parçada özgürlük” siyasetiyle korumaya kalkacak olurlarsa, bu tarihin defalarca kanıtladığı gibi, felaketle sonuçlanacaktır. “Öteki parçaları feda ederek eldekini kurtarma” anlayışı, yüzyıllık Kürt tarihindeki büyük yanlışı tekrarlamaktan öte gitmeyecektir. Kürt halkı ilk defa bütün parçalarda aynı anda özgürlük imkanına kavuşmuşken, “tek parçada özgürlük” yalnız büyük bir gerilemeye değil, aynı zamanda büyük bir yenilgiye de yol açar.
 Neden? Çünkü Kürtlerin yaşadığı bütün devletler dünya çapındaki büyük kapitalist çıkarların düğüm noktasındaki devletlerdir. Bu devletlerin arasında ölümüne bir rekabet var ve bu önümüzdeki dönemde çok daha yoğunlaşacak. “Tek parçada özgür” olan bir Kürdistan, İran ve Türk bölgesel emperyalist rekabetinin orta yerinde ilk büyük savaşla birlikte her şeyini kaybeder. PKK önderi Öcalan’ın programı, “bütün parçalarda ve diğer halklarla birlikte özgürlük” programıdır ki, Ortadoğu’da demokrasi ve barış için biricik çözüm de bu programın yaşama geçmesine bağlıdır. Bu bölgede ve üstelik “tek parçada özgür ulus devlet” programı Kürt halkını bölge pazarlarını paylaşmak isteyen güçlerin önünde kurbanlık koyun haline getirmek demektir.
Hiç kimse Güney’in, kendi kazanımlarını korumak için “uzlaşmalara” gitmesine elbette itiraz edemez. Aynı şekilde Kürt özgürlük hareketinin de kendi mevzilerini korumak için değişik güçlerle uzlaşmalar yapması meşrudur. Bu Suriye ve İran’daki parçalar için de geçerlidir.
Hatta taktik planda yani geçici olarak, bütün bu parçalardaki hareketlerin birbiriyle “çelişir” gibi gözüken farklı “uzlaşmalara” gitmesi de söz konusu olabilir. Örneğin KÖH İran’la bir “ateşkes” ilan ederken, bir tür “uzlaşma” yapmış olur; diğer yandan Güney yönetimi Türkiye’yle Irak’taki Şii-Arap tehdidine karşı bir “uzlaşma” arayışına girebilir. Batı Kürdistan güçleri, geçici olarak mevcut Esad rejimiyle Sünni Arap güçleri arasında “aktif tarafsızlık” konumunu savunabilir. Bunlar, her bir parçadaki “eşitsiz” gelişmelerin kaçınılmaz sonuçları olabilir.
Ama burada “taktik” durumları “stratejik” düzeye yükseltme tehlikesi yenilgiye yol açar. Bütün bu farklılıkları, tek bir stratejik hedefe bağlamak biricik ilkesel yaklaşımdır. Kürt özgürlük hareketinin en büyük özelliği, işte hem bu farkları görmesi, hem de bunları tek bir mücadelede uyumlu bir bütünlük haline getirmesidir. Bu çizgi, yukarıda sözünü ettiğimiz “bütün parçalarda, diğer halklarla birlikte özgürce yaşama” programının somut uygulamasıdır.
Örneğin birisi çıkıp da, “Güneydeki kazanımları korumak için PKK, AKP hükümetiyle belli bir uzlaşmaya gitmeli” dese, hiç kimse buna itiraz bile etmez. Zaten PKK, son Avni Özgürel röportajının da gösterdiği gibi “Oslo uzlaşması”nın esaslarına bağlılığını açıklamaktadır. Ama biri çıkıp da, bu uzlaşmayı “Güney için Kuzey’i feda etme”ye vardırırsa, bilin ki, biz “eski” sosyalistler, bunu “bizim hatamızın” tekrarı olarak yorumlarız. “Sovyetleri korumak için ‘parçalardaki’ devrimi feda” stratejisi nükleer dev Sovyetleri kurtarmadı; peşmergeye dayanan Güney’i hiç kurtarmaz…

Yazarın diğer yazıları