Televizyonda hikaye anlatmak

Televizyon toplumsal şekillenmenin, insan davranışlarının dizaynının en önemli ideolojik aygıtı olarak sistem tarafından etkili bir biçimde işletilmektedir. İnsanlar arası ilişkinin nasıl olması gerektiği, neyin yenip içileceği, neyin giyileceği, nerelerin gezilip görüleceği televizyondaki programlar, haberler, dizi filmler, sinema filmleri aracılığıyla çok başarılı bir şekilde insanlara empoze edilmektedir. Televizyon dünyasının şekillenmesini, içeriğinin seçilmesini bir bütün olarak piyasanın ihtiyaçları belirler. Söz gelimi o yıl televizyonlarda çokça fındığın faydalarına dair haber izliyorsak anlamalıyız ki fındığın ihracatında sorunlar yaşanmıştır ve bu fındığın iç piyasada tüketilmesi gerekmektedir. Bunun için de tüm televizyon kanalları söz birliği etmişçesine fındığın faydalarından bahsederler. Elbetteki bu söz birliğini sağlayan üst kumanda, kapitalist çarktır.

Kişi davranışlarının, insan ilişkilerinin bunca sermaye piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda maniple edilmesi, yönlendirilmesi elbette toplumsal yapıyı ve insanı kendi doğasından uzaklaştırmakta ve bir makineye dönüştürmektedir. Dostluk, arkadaşlık, komşuluk, dayanışma, ortaklık, birliktelik, hızla değerini yitirirken yaşamın temel motivasyonu satın alma üzerine kurulmaktadır. 

Sermaye piyasası ilişkilerine karşı insanın toplumsal doğasını, insanlığın evrensel değerlerini savunanların televizyon denen kitle iletişim aracını doğrusu pek etkili kullandıkları söylenemez. Halka hakikatleri ulaştırma, halkı bilgilendirme noktasında büyük bedeller ödenerek bir güçlü habercilik geleneğini kuran muhalif televizyonculuğun, televizyonculuk noktasında sadece buraya saplanıp kalmış olması ciddi bir handikaptır. Sadece sahadan doğrudan yapılan habercilikle evrensel doğruları halka ulaştırma, halkı hakikatle buluşturmak mümkün değildir. Sistemin, kendi paradigmasını topluma benimsetme, meşrulaştırma noktasında kurduğu güçlü dramatik yapılı televizyon dizilerini çok iyi takip etmek ve buradan önemli ders ve yöntemler çıkarmak mümkündür. Bir doğruyu, bir hakikati topluma ulaştırmanın en güçlü ve etkili yolu onu bir dramatik yapı çerçevesinde kurmaktan yani bir hikaye içinde anlatmaktan geçer. 

Bugün güney Kürdistan halkı önemli oranda yaşamsal kurgunun dinamiklerini, toplumsal ilişkinin parametrelerini Kürtçe dublaj yapılmış Türk dizilerinden öğrenmektedirler. Bu diziler yoluyla hızla kapitalist çarkın yaşam alışkanlıklarını edinirken, aynı zamanda Kürdistanî bir yaşamdan hızla uzaklaşmakta, ciddi bir asimilasyonun tazyikine maruz kalmaktadır. Denilebilir ki özellikle son on iki yılda PDK’nin AKP Hükümeti ile geliştirdiği ilişkilerin önemli bir parçası olarak tüm Güney televizyon kanalları Türkiye tarafından dizayn edilmektedir. Kürt özgürlük mücadelesine yakın olan kanallardan fazla televizyon kanalı mevcut halihazırda. Ancak ne yazık ki bu kanalların hiç birisinde Kürt özgürlük paradigmasını dramatik bir yapı çerçevesinde kuran, buna dair hikayeler anlatan doğru dürüst bir dizi, bir program bulunmamaktadır. Tüm televizyonculuk tarihi boyunca sayısı üç dördü aşmayan dizilerle sistemin her gün onlarcasını insanın evinin içine, aklının ve ruhunun içine boca ettiği dizilerle baş edebilmesi mümkün değildir. 

Kürt özgürlük paradigmasını merkezine oturtan, toplumsallığı inşa etmede çok önemli roller üstlenmiş geleneksel değerleri ve kutsalları bu paradigmayla harmanlayan güçlü hikayelere sahip dizi filmler ekmek ve su kadar elzemdir. Kuru propaganda dilinden uzak, toplum içinde yaşayan güçlü karakterler etrafında ağdadan, süsten uzak sade bir dille hikayeler anlatmak için Kürt halk hikayeleri, destanlar, halkın anlattığı efsaneler, dengbêj hikayeleri sonsuz bir kaynak niteliğinde. Bu hikayelerin halk tarafından neden bu kadar sevildiğine dair bir inceleme ve araştırma, dizi film yapmak isteyenlerin mutlaka yapması gereken işlerin başında gelmektedir.

Yazarın diğer yazıları