‘Teröre karşı içte ve dışta anavatanı savunma’

Fransa Gündemi

Paris’i kana bulayan saldırıların ardından Fransa siyasetinin dili „teröre karşı içte ve dışta anavatanı savunma“ denilerek yeni bir evreye girdi. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, liderler arasında „büyük koalisyon“ ortağı aramaya çıkarken, stratejik ortağı Türkiye, Rus uçağı düşürüyor. Esad diktatörlüğüne karşı „demokrasi savaşı“, „DAİŞ’i biz yok ederiz“ yarışı giderek kızışıyor. Suriye’deki iç savaşın yıllarca finansörlüğünü ve tetikçiliğini yapanlar pay yarışını daha bir üst seviyede yürütürken, ki bunun öncülerinden biri olan Fransa şimdi, „mağduriyetinin“ bedelini istemek için ABD, Rusya ziyaretlerini gerçekleştiriyor. Rakka ve Irak’ta bombalamalar sürerken, uçak gemisi sahaya indirilip görevine başlıyor… Bütün bu seferberlik halinin DAİŞ’i yok edip etmeyeceği ise tartışma konusu.  

ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin DAİŞ’e karşı havadan müdahalesinin DAİŞ’i yok etmediğini hep birlikte görmüştük. Yeni hava saldırılarının da benzer sonuçlar doğuracağı yönünde yorumlar giderek daha da yüksek bir sesle dillendiriliyor. Söz konusu koalisyona ABD’nin istemiyle, özellikle de Türkiye’yi dahil edilmesinin ardından yaşananlara bakıldığında, ABD’nin kontrolü Türkiye üzerinden yapmak istediği ortaya çıkarmıştı. Bu gelişmeyle birlikte İncirlik Üssü’de ABD’ye bölge planları için geri açıldığını hatırlatmakta fayda var. Rus uçağının vurulmasının ardında Fransa, sürekli stratejik ortaklığını vurguladığı Türkiye konusunda nasıl bir pozisyon alacağı merak konusu. ABD ya da Rusya’nın kendi pozisyonunu değiştirip Fransa’nın beklentiye girdiği „büyük koalisyon“a dahil olmalarının mümkün olmadığı ise bölgedeki bütün gelişmelere bakıldığında anlaşılıyor. 

Fransa „teröre topyekün savaş“ halindeyken en fazla öne çıkan eleştirilerden biride söz konusu teröre destek veren güçlerle Fransa’nın arasına mesafe koymaması. Bu ülkelerin başında Türkiye ve Suudi Arabistan sayılıyor. 13 Kasım saldırısının üzerinden iki hafta gibi bir süreç geçmesine karşın bu konuda siyasi arenada bir değişim gözlenmiyor. 

Fransa, dış siyasette Ortadoğu konusunda pastadan pay yarışına daha etkin girmek için girişimlerini sürdürürken, içte olağanüstü hal uygulamasının sonuçları açığa çıkmaya başladı. „Kimyasal silah kullanabilirler“ sözlerinin bizzat Fransa Başbakanı Manuel Valls tarafından dillendirilmesi, yaşanan operasyonlar, kanlı saldırının bilançosu ve şekli nedeniyle toplumsal korkular büyürken, ırkçı söylem, yabancıların düşman olarak görülme hali devam ediyor. 13 Kasım tarihinden bu yana 1100 noktaya operasyon düzenlenmiş. Yapılan ihbarlar göz önüne alınarak yapılan baskınlarda olaylarla hiçbir ilgisi olmayan işyerleri adeta harabeye dönüşüyor. 60’ın üzerinde gözaltı olduğu belirtilse de ki Fransa’da gözaltı süresi 4 gün olduğuna göre, şuana kadar kimsenin tutuklandığına dair haber basına yansımadı. 37 silahın ele geçtiği bu operasyonlarda kimsenin tutuklanmaması ise manidar. 

Dış siyasette Hollande görüşmeleri sürdürürken, iç siyasetin dili Başbakan Manuel Valls oluyor. Operasyonların devam edeceğini ve terör tehdidi altında olduklarını her fırsatta belirten Valls, Salı günü bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada ülkede 20 bin kişinin S fişiyle fişlendiğini belirtiyor. Bahsedilen 20 binin içerisinde 10 binin üzerinde DAİŞ ve radikal islamcı gruplarla bağlantılı kişilerken, 10 bine yakını ise PKK, Tamil, ETA, DHKP-C, Türkiyeli diğer sol örgütler şeklinde sıralanıyor. S fişi en tehlikeli bireyleri içeriyor, terör konusunda yapılan kategorilendirme de düşünüldüğünde siz bu 20 bin sayısını ikiyle çarpabilirsiniz. 

Tüm gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, Fransa işte güvenlik konseptiyle polis devletine doğru giderken, dışta büyük Ortadoğu pastasından payını almak için savaşımını sürdürmeye devam edecek. 

Yazarın diğer yazıları