‘…Teröristler silahlarıyla birlikte ölü olarak…’

Dünyada, hiç bir ordu, gücünü kendi halkından alan gerilla hareketini yenemedi, bugüne kadar. Asya, Avrupa, Afrika ve Güney Amerika kıtasında, yeryüzünün en güçlü ordularına karşı yürütülen gerilla savaşları sonunda, beliriveren devletler, bu söylediklerimizin kanıtıdır.

Avrupalı sömürgenler, çağın toplu ölüm bombalarıyla, Afrika mızraklı gerillalarını güle dönüştürerek, Fransa, en son icat silahları Tunus ve Cezayir’de deneyerek zafer yolunu arıyordu.  Ama yolun sonu hüsrandı…

 Vietnam, bomba yağmuru altında, bulgur kazanı gibi bılk bılk kaynıyordu. Britanya, İrlanda’nın şehir ve kasabalarını sokak sokak işgal ile zafere ulaşmayı deniyordu. Franco Faşizmi, Katalanya ülkesinde, sıram sıram idam sehpaları (sepi) diziyordu.

Latin Amerika’nın lanetlisi Somoza, sonunda sığınacak delik arıyor, Arap ırkçılığı da, çaresizliğin şaşkınlığıyla, en son zehirli gazlarla saldırıyordu, Kürtlere…

Türkler ise 100 yıl önceki ezberiyle şaşkın şaşkaloz, çetecilikle meşguldu. Kürt paranoyası yüzünden, bir türlü devlet olmamış, olamıyordu. Bu gerçeklikten hiç ders çıkarmadılar. Dünyanın en kalabalıklarından biri olan ordusunu, çete tetikçisi gibi kullanıyor, Kürt gerillalarla savaş görüntüsü altnda, sivil katliam yapıyordu.

Oysa, yeryüzünü saran bunca kire rağmen, modern ordular, cinayet çeteleri değil, şövalyelik iddasındaydı. Savaşlar ise rakiplerin düellosu gibi gösteriliyordu.

Bu amaçla, Cenevre’de imzalanmış Türklerin de, “kabulümüzdür’’ diyerek onayladıkları bir anlaşma bile vardı. Anlaşmaya göre ordular, katil çeteler, askerler de, tek tek tecavüzcü, işkenceci ve ganimet avcısı hırsızlar, soyguncular sürüsü değildi.

Sivil insanlar ise dokunulmaz masumlardı.

Amerika Birleşik Devletleri, 1969 yılında Vietnam’ın Mai Lai köyünde sivil katliam yapan askerlerini yargılayıp mahkum ederek, “sözde’’ de olsa, anlaşmaya uyduğunu kanıtlamaya çıkıyor, 1980’lerde Beyaz Saray’ın danışmanlarından Albay Nort’u Nikaragua’da çetecilik yapmaktan mahkum ediyor, Körfez savaşında  esirlere kötü davranan askerlerini cezalandırıyordu.  

Fransa, bir bara bomba yerleştiren ırkçı albayı cezalandırmakla kalmıyor, bu olaydan sonra Korsika’nın özerkliğini de teslim ediyordu. Cenevre Sözleşmesi’ni çiğneyen Sırbistanlı Miloseviç ise uluslararası  mahkemece mahkum ediliyordu.

Örnekler uzayadursun, sıra Türk devletinin insanlığa karşı işlediği suçlara gelince, “ama’’lar başlıyordu. Türkler, “dünyanın delisi, ne yapsa yeridir’’ (mahçur) olarak kalıyordu. Dünya medyasında Suriye ve Irak enkazının sorumlusu, IŞİD’in arka bahçesi, hırsızlıklarının ortağı, tedarikçisiydi. Ama o kadar…

Türk ordusu, ölüm çetesi gibiydi. Karadan ilerlediklerinde dağları, meyve bahçeleri, ekin tarlalarını ateşe veriyor, “Kürt gerillaları bitirme’’ adına, rast gelen insanlar öldürülüyordu. Valilerin artık herkesin ezbere bildiği açıklaması, Türk adaletinin hükmü kabilinden arkadan geliyordu:

 “Dur ihtarına ateşle karşılık veren teröristler, silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildiler.’’

Sur, Cizre, Nuseybin, Şırnak, Silopi ve öteki Kürt şehirleri, bu amaçla Kürt gerillaları bitirme amacıyla içinde yaşayan insanların başına yıkılmış, sağ yakalanan çocuklar, gençler çığlık çığlığa bağırtılarak yakılmışlardı.

Miloseviç’i yargılayan dünya, Birleşmiş Milletler’in raporlarına rağmen, katil çetecilere payandalık anlamında sessizdi.

Oysa insanlık ölüyordu, bu topraklarda. Gerillaları bitrme adına her yerde yollar, geçitler tutulmuştu. Kürdistan gökten pilotlu, pilotsuz uçaklarlar, helikopterlerle ağ sarılmıştı. Her kıpırtı anında bombalanıyor, helikopterlerle “keyif getirme’’ niyetine tarıyor, valilerin ezberindeki hükmü anında medyaya ulaştırılıyordu:

“Dur ihtarına ateşle karşılık veren teröristler, silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildiler.’’

Erdoğan ise muhtarlarla toplantısında, katledilmiş masumların sayısını zafer müjdesi olarak kullanıyor, bununla alkış topluyordu.

Oysa, ortalıkta “vit’’ (topaç) gibi dönen olgu, kalpazanlık oyunuydu. Erddoğan, zavallı bir kalabalığı Kürt düşmanlığı üzere, ırkçı histeriyle sürüleştirerek peşine takıyor, onların sırtında Sultani hayatını sürdürüyordu.  

Irkçı dalga azgınlaştıkça, uyuyan Kürtler de uyanıyordu.

Maskaralığa bakın, Kürde ölümü ve köleliği dayatanlar, ta Güney Doğu Asya’ya Arakan’da özgürlükçüydü. Kürtleri öldür öldüre bitirmeye yemnin eden, şehirlerini yerle bir edenler Arakan’da Müslümanların azap çektiğini söylüyordu. Oysa Kürtler de Müslümandı. Ana dilleriyle eğitimleri de yasak ve üstelik onlar “silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirilen terörist’’ti.

Her şey bir yana, Kürdistan örneği de şahittir ki, yeryüzünde halkından destek alan hiçbir gerilla hareketi, asla bitmemiş ve yenilmemiştir. Ama tarih, katillerin çürümeye terk edildiği  bir çöplüktür.

Yazarın diğer yazıları