Ters yüz etmekle avunmak arasında

Kışlar bahara yaza, geceler gündüze dönüyor biz istemesek de. Batarken aya emanet ettiği umudumuzu doğarken geri veriyor güneş, her gün. Gece, karanlık ya da kabus değil, sadece gelen güne enerji biriktirdiğimiz bir ana kucağı.
Ve doğa bu kadar kararlıyken yaşamı yeniden üretmeye, yaşama karşı acımasız bir haset içinde güce, çıkara tapınan insan. Ve ne yazık ki hayatı değil parayı, çıkarı, gücü yeniden üretmeyi esas alıyor iktidar olan ya da iktidara oynayanlar. Ve dilinin, elinin ayarlarını da bu amaçları belirliyor. Bu yüzden istikrar, insani değerler yabancı onlara ve amaçlarına ulaşmak için her yol mubah…
Bundandır ki; daha geçen hafta BDP’ye kalleş diyerek dinamiti orta yerde patlatan başbakan CHP görüşmesi sonrasında, Kürt sorununun çözümü için elbette müzakere yürüteceğiz diyebiliyor. Öte yandan, Dersimlilerden özür diledik ama Uludere için olmaz, orada sorun başka diyerek 34 insanın hayatını, Kürtlerin acılarını, kaygılarını hiçe saymaya devam edebiliyor.  
Kürtaj, sezaryen cinayettir tartışmasında, ama kadının ruh hali de dikkate alınmalıdır noktasına geliveriyor tartışmalar. Nedir kadının ruh hali, bilen yok.
Yasalar hiçe sayılmaya devam ediliyor öte yandan. Bizler keyfi  tutuklama kararlarına, Öcalan’a tecrit uygulaması ve daha pek çok uygulamanın iç hukuka bile aykırı olmasına tepki gösterir ve hukuk devleti olmak için yapılması gerekenlerden dem vururken Milli Eğitim bakanı çıkıp, öğrencilerin yönetmeliğine aykırı kıyafetlerine ses çıkartılmamasını buyuruveriyor. Başörtüsü mağduriyetinin var olan yasal düzenlemelerin uygulanmaması sureti ile sorun olmaktan çıktığı açıklanıyor…
Alışıldığı üzere; askeri, siyasi vesayet her zaman egemen gücün borusunu öttürmesini sağlıyor. Öyle ki; kendi koyduğu yasaları dahi uygulamayarak kendi iradesini de hiçe saymakta tereddüt etmiyor. Hareket noktası inandığı değerler değil, çıkar ve gücün yönlendirdiği amaçlar olunca buna şaşırmanın da yeri yok elbet.
Ancak geçici kandırılmışlık hallerini bir yana bırakırsak, halkın buna ikna edilebilmesi o kadar kolay değil. Örneğin bir Kürt arkadaşım “hiçbir statükocu parti beni ikna edememişti ama başlarda AKP’ye sahiden inanmıştım, samimi olduğunu ve çaba göstereceğini düşünmüştüm, insan bu kadar mı yanılır” diyordu geçen gün. Umudu kırıktı, kaygıları kızgınlıkları derinleşmişti. Sorunların çözüleceğine hele hele barışın yöntemleri ile çözüleceğine dair inancını kaybetmek üzereydi, daha pek çoğumuz gibi…
Kışın bahara, gecenin gündüze varacağını biliyoruz, bunun için zaman verebiliyoruz. Ancak yaşamsal önemdeki toplumsal sorunlarımızın dahi ne zaman çözüleceğini ya da çözülüp çözülmeyeceğini bilmiyoruz, Örneğin Kürt sorununu çözecek bir irade, istikrarlı politikalar ve araçlar ortada yokken umutlarımız kırık. 34 insanı savaş uçakları ile vahşice öldürenlerin, vicdanlarının, insani değerlerinin çıkarlarının, hırslarının önüne geçmesini bekliyoruz umutsuzca. 
Tecavüz cinayettir diye ortaya çıkan erkek zihniyet, kendi eseri istenmeyen gebelikler karşısında kadını, çocuğu üzerinden canilikle suçlayıp, kadın iradesini bu noktada da hiçe saymaya doğru ilerlerken ardından hayretle bakıyoruz…
Bakıyoruz, umuyoruz ama ne eşit vatandaşlık, ne anadil, ne cinsiyet özgürlüğü ne emeğin hakları ne de insan haklarının bu gidişat içinde çözümünü göremiyoruz. Ve bütün bu olanlar bir şeye işaret ediyor; Ya her şeyi ters yüz edip sorunlarımızı kendi gücümüzle, değerlerimizle çözeceğiz yada arada bir yerde avunmaya devam edeceğiz.

Yazarın diğer yazıları