Şahlanmış Türk ırkçılığı ‘kaderine’ koşuyor

Irkçılık, kişinin mensup olduğu ırkı, insan soyunu öteki insan topluluklarından üstün görme saplantısıdır. Bu saplantı ile "ötekileri" yok etmek dahil, bütün "ötekileri" aşağılayıp dışlayan bir siyaset takip etmektedirler.

Örneklersek Kürtler, ırkçı kırım, yıkım ve yangınların kurbanı olarak, son yüz yılın değişmez "ötekileri"dir.

Ancak, sanıldığı gibi ırkçılık fikri, yani ideolojik olgu değildir. 1960’ların başında Amerika’da, ırkçılığa karşı verdiği mücadele ile tanınan siyahi liderlerden Malcolm X’e göre ırkçılık, "psikolojik bir hastalık"tır.

AKP’li kafanın anlayacağı anlatımla ırkçılık, "toplumsal megalo-manyaklık"tır.

Bu sosyal manyaklığın iktidarına da Faşizm deniyor.

İstisnasız, bütün faşistlerin kitle tabanları beyinsel (kültürel) geri kalmış kitledir. Onları, avlamak için de dindar görünüşlüdür, Faşistler.

Hitler ve Mussolini, sanki tehlike altındaymış gibi Kilisenin koruyucuları olarak öne fırladılar. İslam toplumlarında, Allahı ve peygamberi deveden çıkaran dini önderdir, Faşistler.

Kur’an, İslam dininde aracı bulunmadığını söylüyor bize. Kimse, bir başkasını cennete götürme, cehenneme yollama güç ve yetkisinde değildir, yani.

Ama cennette bilet kesen, cennet kapılarını açan anahtar dağıtan siyası partiler gırladır. AKP "ahiretiniz için" diye oy istiyor, dinin pazarlanmasından yararlanan Cübbeli Ahmet de, cehennem ateşine dayanıklı kefen satıyordu.

Saddam Hüseyin, apak (kır) atın üstünde Bağdat sokaklarında ilerlerken adamları, peşinden secadde koşturuyorlardı. Saddam, konumu uygun, kalabalığı olgun meydanlarda atından iniyor, abdestsiz, desturmuş yere serili secaddede namaza duruyor, "ey mübarek adam" avazeleriyle alkış topluyordu.

Aynı Saddam, Sarayına varınca, Kürtler için vur emri veriyor, her yaş ve cinsiyetten insan hayatı biçiliyor, Revanduz’un, Mergasorun tepeleri, Kandil’in eteklerini yangınlar sarıyordu.

Oysa, İslamın kitabı Kur’an’ın "Hucurat” suresinin 13. ayetinde "Ey insanlar, ben sizi millet millet, kabile kabile yarattım” denmekteydi. İmam Buhari’nin aktardığına göre, İslam Peygamberi de ırkçılık hakkında şunları söylemişti:

"Irkçı bizden (Müslümandan) değildir. Irkçılık için savaşan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen de bizden değildir.”

Saddam dindarlığını sokağa seredursun, Türk dinbazlar da ondan geri kalmıyorlardı.

Ama bir farkla, Allahın emri, Peygamberin kelamını ayak altına alarak Arap ırkçılığı yapan Saddam bir Arap, ama Türk ırkçılarının hiç biri Türk değildi. Ve Türk olmayan Türk ırkçıları, insan kanıyla kızıl olmuş Türk bayrağı altında "milletin (ırk) egemenliği”ni haykırıyorlardı.

Halbuki "teklik”, "ben insanları millet millet yarattım” diyen Allahın iradesini inkardı. "Irkçı bizden değildir” diyen peygamberi ise tanımama…

Öte yandan, ırkçılıktı. Çünkü bütün faşistlerin takıntısı aynıydı. Hitler, kafayı iç ve dış düşmana takmıştı. İçerdekileri, toplama kamplarına tıkıyor, dış düşmanı bitirmek için de, komşu ülkeleri sırasıyla işgal ediyordu. Ama durmasını da bilmediği için, her işgalden sonra yeni düşmanlarla yüz yüze geliyordu. O da başa çıkamayınca, son kurşunu kendi kafasına sıkıyordu.

Türk olmayan Türk ırkçılarının takıntısına gelince:

Onlar, Filistinlilere, bir kaç yüz bin kişilik Kıbrıslı’ya, Uygurlara, Burmalı Müslümana devlet diye tutturuyor, 300 bin kişilik Katar’a bekçilik ediyor, fakat 50 milyon Kürt’e sıra gelince, "asla” diye yemin ediyorlardı.

Recep Erdoğan Bayramdan bir gün önce, Akçakale’de Rojava’ya bakarak tehditler sıralıyordu:

"… şu devletmiş, bu devletmiş… Asla bunları tanımıyoruz. Buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Gereği neyse yaparız. Şimdi güneyimizde, Suriye’nin kuzeyinde PYD, YPG, bunlar bir gayretin içindeler. Bak, Akçakale’den sesleniyorum. Yanınızda kim olursa olsun, arkanızda kim olursa olsun, bilesiniz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti silahlı kuvvetleriyle, bütün imkanlarıyla kuzey Suriye’de bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyecek."

Bayramın ilk günüydü. Recep Bey, bayram namazı için, camideydi.

Oturduğu yerde, "ruh değil bedeni hastalığı” bir kere nüksetmiş, (on sene önce kilit arabanın içinde bayılınca, camlar balyozla kırılarak kurtarılmıştı) oturduğu yerde yan devrilmiş, korumaları ve peşinden ayrılmayan doktorları, seğirtip onu, sedyeye yatırarak götürmüşlerdi.

Ayıldıktan sonra, ilk sözü "Kürtlere asla hayat hakkı yok” demek olmuştu.

Bu, İslam Faşisti çetelere arka çıkma, öte yandan, Kürtlerin kişiliğinde dünya güçleri çıkar bileşkesi olan "bölge barışını” tehditti.

Başka türlü bir hasta olan Saddam’ın kafası da, "bölge barışı” kavramını algılayamadığı için, sonunda asılıvermişti, de…

Yazarın diğer yazıları