Şantajla AB’ye diz çöktürülmeye çalışılıyor!

Eskiden insanlar Avrupa Birliğini tartışırken; daha çok Avrupa Pazarının entegrasyonunu, para birliği sürecinin başarılı olup olmayacağını, Birliğe sonradan katılan ülkelerin ne türden uyum sorunları ile karşılaşacağını konu ederlerdi. 

“Mülteci Sorunu” önceden beri Avrupa Birliği’nin önemli tartışma konularından biri olmasına rağmen, çok uzun bir süre Avrupa gündeminin ikinci sıralarına düşmüştü. 

Ne zaman ki, Arap Baharı ile başlayan altı yıldır kesintisiz devam eden, bundan sonra da aynı şiddette devam edeceğine neredeyse kesin gözüyle bakılan yeni göç dalgası kendisini Avrupa sokaklarında hissettirmeye başladı; işte o zaman yeniden Mülteci Sorunu Avrupa başkentlerinin birinci önceliği haline geldi.

Avrupa Birliği ard arda gelen genişleme dalgalarından sonra zaten kendi içinde var olan göç sorunu ile baş edemezken; bir anda yoğun bir göç dalgası ile karşı karşıya kalınca ne yapacağını şaşırdı. 

İlk şaşkınlık atlatılır atlatılmaz hemen AB dışından gelen göçü kontrol altına almanın yolları bulunmaya çalışıldı; ancak AB’nin muhattabı olduğu göç dalgası bu kez o kadar kuvvetliydi ki; içerde zaten ekonomik kriz ve uyum problemleri ile uğraşan AB hükümetleri; bu yeni tip göç dalgası karşısında çaresiz kaldılar.

Avrupa içinde ırkçı/sağcı partilere gün doğmuştu; hepsi bir anda göç karşıtı propagandaya hız verdiler. Maalesef bu siyaset Avrupa ülkelerinin halklarında da karşılık buldu. Hollanda’da ırkçı ‘Özgürlük Partisi’, Fransa’da ‘Ulusal Cephe’, Avusturya’da ‘Avusturya Özgürlük Partisi’, Almanya’da ‘AfD’ gibi partiler sistemi zorlar hale geldiler.  Öncesinde de Avrupa siyasetinde yavaş yavaş etkili olmaya başlayan bu partiler; 2011 sonrası her geçen gün artarak devam eden göç dalgasını suistimal etmeyi ve bu yeni durumu oya dönüştürmeyi başardılar. 

Bu partileri bu saatten sonra kimse artık Avrupa siyasetinde göz ardı edemez; bu partilerin neredeyse hepsi yüzde onları aşan kamuoyu desteğine sahip ve muhtemelen de kalıcı birer siyasal aktöre dönüştüler. 

Avrupa’da bunlar olurken Türkiye de maalesef; ilkesiz, sorumsuz, kendi günlük çıkarları dışında hiç bir şey düşünmeyen siyaset bezirganlarınca yönetiliyor; bu adamların bu ülke için kendi iktidarını sürdürmek dışında hiç bir planları yok…

İktidara tutunmak için sorumsuzca olmadık yollara başvuruyorlar. İçerde cadı avına çıkan AKP; dışarıda ise sürekli düşmanlıkları körükleyen bir siyaset izliyor.

Almanya’da AfD, Fransa’da Ulusal Cephe, Hollanda’da Özgürlük Partisi, Avusturya’da Avusturya Özgürlük Partisi neyse Türkiye’de de AKP odur!

İki tarafda bir birine vurarak içerde oy devşirme yoluna gidiyor. Türkiye’de insanlar “Kötü Batı, Gizli Düşman Batı” gibi kavramlarla manipüle edilirken; diğer taraftan Avrupa’da ırkçı partiler insanları; barbar Müslümanlar ülkemizi işgal edecek diye korkutuyorlar. 

Hani eskiden bir banka reklamı vardı; „Yok bir birimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız!“ bu da tam böyle bir şey. Yani Avrupalı ırkçılarla Türkiyeli ırkçılar arasında hiç bir fark yok. Her iki taraf da halkı korkutarak, sorunları çözmek yerine büyüterek iktidar olmaya veya iktidarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Her iki taraf da Avrupa’nın nisbetten liberal hükümetlerini tehdit ederek kendilerine alan açmaya çalışıyorlar. İçerde ırkçı partiler yabancı karşıtı söylemin dozunu artırarak hükümetler üzerinde baskı kurmaya çalışırken, dışarıda da Türkiye AB’yi “eğer istediklerimi yapmazsanız, kapıları açar bütün göçmenleri ülkelerinize gönderirim“ diye tehdit ediyor. 

Avrupa Birliği bu tehditlerden hem içerde hem de dışarıda demokratik kurumları ve güçleri kuvvetlendirerek çıkabilir. Günümüzde yeniden demokrasi ve özgürlükler herkesin yolunun düştüğü kaçınılmaz bir kavşak oldu.

Yazarın diğer yazıları