Tımarhane yıllığı

2018 senenin son yazısında, senenin bir “gündem muhasebesini” yapmak üzere yazıya başladım. Ancak farkettim ki bir tımarhaneye dönüşen dünyanın senelik dökümünü yapmak mümkün değil. Kaldı ki Ortadoğu ve Türkiye’den bahsediyorsak, hergün yeni bir şiddet, hukuksuzluk veya savaş haberi karşımıza çıkıyor. Bu anlamda neredeyse şiddetin sürekliliği dönemin genel karakteristiği haline geldi.

Türkiye’de rejimin kadın düşmanı, çocuk ve hayvanlara yönelik istismara imkan veren şiddet ortamı ve hukuksuzluk örneklerini bolca gördüğümüz gibi, devletin görevi olan sosyal hizmetleri tarikatların eline veya piyasanın hizmetine sunmasıyla yaratılan çaresizliklerin giderek hayatlarımızı yaşanmaz hale getirdiğine de şahit olduk. Çalışmaya giderken yok olan hayatlar ile çalışma koşullarının düzeltilmesini isteyenlerin hapis cezasına çarptırılmasını da şaşırmadan izledik, deneyimledik. Ne de olsa barış isteyenleri de mahkemelerde ‘terörist’ oldukları gerekçesiyle süründürüp, pasaportlarını geçersiz yapan bir düzenin iki ucunda yer alıyordu bu durumlar. Hukukun bir adalet aracı olmak yerine, iktidarın sopasına dönüşmesinin birer uzantısıydı. Egemen, elindeki gücü kullanmak üzere insan hakları, doğa ve vatandaşlık hakları ile demokrasinin temeli olan güçler ayrılığını, KHK ile bir süredir istediği biçime dönüştürüyordu zaten. Zira aslında yok ediyordu.

Diktatörlük mü faşizm mi tartışmaları ile geçti bu yıl. Kentlerdeki talan edilen belleğimiz, Kürdistan’da ve pek çok yerde doğanın tahribiyle bir arada gitti. Ortadoğu’nun yeniden dizilen taşları ve 2015 Haziran seçimlerinden sonra Erdoğan’ın seçim kazanmak için keşfettiği “muzaffer komutan” edasıyla iç politikayı giderek kutuplaştırması bir arada yürüdü. Militarizmin sonuçları da halklar için oldukça ağır geçti. Geçtiğimiz hafta Türkiye’deki ırkçılık, Kürt oldukları için Sakarya’da saldırıya uğrayan baba-oğul ile yeniden kendini gösterdi. Erdoğan’ın yine bir haziran seçimlerinde cumhurbaşkanı olarak yeniden seçilmesi, oy çalınması iddiaları ile mühürsüz oyların da geçerli sayılmasının yanı sıra, medyaya yansıyan ve cezasızlık ilkesini bozmayan silahlı gasp ile oy istenmesine kadar varsa da “adam seçimi kazanmıştı ve yüzde 52 dişlerini sıkıp, seçimlerdeki hukuksuzluğu protesto edecek endişeli kalabalıkları beklemekteydi”.

Yılın en tepki toplayan kurumu, saçmalama birincisi olarak dev bütçeli Diyanet İşleri Başkanlığı ile nefret suçu işlediği için dalga bile geçemediğimiz Akit gazetesi oldu. Zira, kadınlara şiddet karşısında “ses çıkarmayın” tavsiyesinden, “8 yaşındaki çocuklar evlendirilebilir” fetvasına, pek çok konuda ikisi görüş birliği içinde idi. Elbette RTÜK de bunları takip ederek yaşları 10’u geçmeyen çocukların bir TV programında giydiği kostümleri için “şehvet uyandırdığı” iddiasıyla ceza kesmekte gecikmedi. Yine söz konusu kurumların benzerleri de, Erdoğan’ın politikalarını eleştirmek veya hak, adalet gibi kavramların biraz dillendiriyor gibi olanlara, “ekonomide kriz var” veya “döviz yükseliyor” diyenlere “Osmanlı tokadını” yapıştırmakta gecikmeyecekti, granit adalet(sizlik) saraylarının içlerinde ve dışında.

Basın özgürlüğünün sınırlarını, “portakal soyarak” gösteren Erdoğan ve müsveddeleri, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in yaptığı bir Mussolini eleştirisini üzerine alınıp “dokundu”. 2018 yılında devlet “hayın-terorizt” nüfusunu da çok artırdı. Zira, devletin militarist politikalarını eleştirenlerin yanı sıra, boşananlar, döviz alanlar veya Erdoğan’ı sevmeyenlerin hepsi sırayla bu sıfata hak kazandı.

Ancak, baskı her zaman isyanı ve direnişi de beraberinde taşır. Fransa’da büyüyen Sarı Yelekliler dünyanın gidişatına bir umut olarak dururken, Türkiye’de seçim döneminin atmosferindeki heyecan ve 25 Kasım eylemlerinin herşeye rağmen direnen kadınlardan oluşan kalabalık bir grup tarafından yapılmasına pek çok örnek geliyor gözümün önüne. Önümüzde günler, baskıya rağmen direnen, doğru bildiğini yapan ve korksa da umut etmekten vazgeçmeyen insanlar olduğu sürece karanlıktan aydınlığa çıkacak. Ahmed Arif’in dizelerinde filizlenen umut ile hepinize iyi seneler dilerim:

“Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.“

Yazarın diğer yazıları