Toplum-ekonomi ilişkisi yeniden kurulmalıdır

Toplumsal ahlakın önemli bir kısmı ekonomik alanla ilgilidir. Günümüzün kapitalist modernite koşullarında bile toplum, önemli oranda bu anlayışını ve değerlerini korumakta; direnişini sürdürmektedir. Kürt Halk Önderi A.Öcalan, çok küçük bir grup olan sermaye ve iktidar tekelleri ile onlarla bilinçli temelde işbirlikçilik yapanlar dışında kalan; toplumun tamamına yakınını “Ekonomik toplum” olarak tanımlamaktadır. Başta kadınlar, kendine yeterli üretim yapan köylüler, öğrenciler, esnaflar ve değişik meslek gruplarına mensup olanlar bu kapsamdadır.

Bu kesimlerin devletçi uygarlığa katkıları olsa da, bu durum bilinçleri ve iradeleri dışında gerçekleşmektedir. Ama esasta kendi geçimlerini sağlamak ve toplumun bazı temel ihtiyaçlarını karşılamak isterler. Ortak özelliklerinden birisi; özel veya devlet, yerel veya küresel sermaye ve iktidar tekellerinin günlük ve anlık olarak tasfiye amaçlı saldırı ve tehditleri altında olmalarıdır. Demokratik bilinç, örgütlülük ve eylemden yoksun olduklarından dolayı, devletçi güçlerin tehditleri, saldırıları ve baskılarından oldukça etkilenmektedirler. Komünal yaşam ve ekonomi etrafında kendilerinin farkına varacak bu kesimler, ahlaki-politik toplumun ekonomik boyutunu inşa edeceklerdir.
Yaşam ve ekonomi yeniden düzenlenirken paranın toplum ve ekonomi üzerindeki tahakkümünün ortadan kaldırılması; kullanımının sınırlandırılması ve tam ve doğrudan toplumun denetimine girmesi yaşamsal önemdedir.
Üretim araçları olarak tanımlanan toplumsal değerlerin ve imkanların toplulukların ve toplumun denetim, kullanım ve tasarrufunda olması, bireylere ve grupların kendilerine özgün ihtiyaçları gidermeye dönük değerlerin ise onların tasarrufunda olması gerçek ekonomik faaliyetin olmazsa olmazıdır.

Tarım-köy kültürü tarihsel dayanaktır

Tarım-köy kültürü, toplumun sadece beslenme, barınma ve korunma gibi temel yaşamsal ihtiyaçlarını; maddi kültür değerlerini ortaya çıkarmakla kalmamıştır. Bundan daha belirleyici olan, maddi kültürün de üzerinde inşa edildiği zihniyetin ve diğer manevi kültür değerlerinin yaratılmasıdır. Ancak bunları da içine alan tarım kültürü, esasta ana-kadının eseri olduğundan, bu temelde toplumun doğa, yaşam ve eko-sistemle en anlamlı ve uyumlu birliğine yol açmış olduğundan, toplumsal süre boyunca insanlığın gerçekleştirdiği en kapsamlı, köklü, ilk ve gerçek anlamda toplumsal devrim olarak adlandırılmaktadır. Milyonlarca yıllık doğal toplum sürecinin zirvesi sayılan tarım-köy kültürü, bu gerçeklik temelinde toplumun ahlaki-politik varlığının sistem olarak yaşandığı kültürdür. Bir anlamda insan toplumu, varlığını tarım-köy kültürüne borçludur. İnsanlık ne kazanmışsa büyük oranda tarım köy kültürüyle kazanmıştır veya kazanımları bu kültürle kalıcılaşmıştır.
Toplumun varlığını, değerlerini ve özgürlüğünü koruması için belirleyici rolü olan tarım kültürünün yeniden canlandırılması ve güçlendirilmesi en öncelikli faaliyet alanı olmalıdır. Demokratik modernitenin tarım anlayışını esas alan bir tarım hareketinin örgütlenmesi en acil görevlerdendir.
Bu temelde araziler ve su kaynakları tarımsal üretime göre yeniden düzenlenmeli, ekolojik-ekonomik tarım teknikleri ve yöntemleri geliştirilmeli, toplumun gıda ihtiyacını yeterli düzeyde karşılayabileceği gıda üretim yöntemleri ve mekanizmaları geliştirilmeli, tarımsal faaliyetleri merkezine alan kooperatifler örgütlendirilmelidir. 

Beslenme sorunu ve toplumun istismarı
Yaşamı sürdürmenin temel gereksinimi olan beslenme konusu, devletçi uygarlığın ilk gasp ettiği ekonomik faaliyet dalıdır. Beslenme alanı toplumun denetiminde olmadığından, gıda sorunu günümüzdeki en büyük sorunların başında gelmektedir. Bu durum sadece beslenme değil, daha birçok yaşamsal konuda toplum açısından büyük sorunlara yol açmaktadır. Toplumu alıklaştırma, sürüleştirme, köleleştirme, maddi-manevi zenginliklerini gasp etme, asimile etme ve ajanlaştırma uygulamaları günümüzde en çok da beslenme gereksiniminin istismarıyla gerçekleşmektedir. Bu durum karşısında toplumun, beslenme ihtiyacını sağlıklı, güvenli ve yeterli düzeyde karşılayacak üretimin gerçekleştirilmesi için gerekli anlayışı, yol-yöntem ve metodları geliştirmeyi; bunların uygulanmasında öncülük etmeyi başarabilmek tarihsel önem taşımaktadır. İzlenecek yolun esası, doğaya uygunluk ve toplumsal ihtiyacı karşılama olmalıdır.
Kapitalist Endüstriyalizmin doğa karşıtlığından en ağır etkilenen alanlardan biri ormanlık ve yeşillik alanlar olmaktadır. Toplumun birinci doğaya yabancılaşması, bitki örtüsünün devlet-sermaye güçleri tarafından işgal ve talan edilmesini de oldukça kolaylaştırmaktadır. Bu nedenlerle ormanlaştırma ve yeşillendirmenin en başta gelen kutsal faaliyetlerden biri olduğu bilincinin ve eyleminin toplumda yaygınlaştırılması demokratik komünal ekonomiyi inşa çalışmalarında asli görevlerdendir.

Ekonomik açıdan köy-kent diyalektiği

Demokratik-ekolojik-cinsiyet özgürlüğüne dayalı paradigma temelinde; rolleri ve aralarındaki ilişkileri de dahil olmak üzere köyler ve kentler yeniden tanımlanmalıdır. Birbirine karşıt değil; kendi özlerini, kimliklerini ve özerkliklerini koruyabilen, ancak birbirlerini tamamlayan ve güçlendiren temelde yeniden yapılandırılmalıdır.
Toplumun ve ekonomisinin yeniden kurulmasının, manevi-maddi kültürünün yeniden geliştirilmesinin temel şartı köylerin yeniden inşasıdır. Bu acil görev, sadece fiziki anlamda halkın köylerine geri dönmesi değildir. Her şeyden önce, demokratik modernitenin inşasında akademiler, komün ve meclisler, kooperatifler, öz-savunma gibi her bir çalışmanın ilk ve temel gerçekleşme mekanı olarak köylerin görülmesi gerekir. Köylerin sadece küçük toplulukların yaşadıkları mekanlar değil; tarım kültürünün, komünal yaşam ve kolektif çalışmanın, manevi ve maddi kültürün gerçekleşme mekanları olduğunu görmek gerekir.
Bu çerçevede kapitalist modernite ve ulus-devletin köylere yaklaşımına karşı mücadele etmeyi de içeren; ama bununla birlikte demokratik modernitenin zihniyetine göre köylerin yeniden tanımlanması, rollerinin belirlenmesi ve bu temelde yeniden yapılandırılması gerekir. Köyler komünler şeklinde örgütlenirken, altyapı sorunları, sağlık, eğitim, manevi kültür-sanat, temel ekonomik faaliyet alanları gibi konularda çözümler geliştirilmelidir. Toplum için bu kadar hayati öneme haiz köylerin yeniden inşası konusu, sıradan bir çalışma olarak değerlendirilemeyeceğinden köylere dönüş ve yeniden inşa hareketinin örgütlendirilmesi elzemdir.

Barınma sorunu temel sorunudur

Günümüzde, toplumun yaşamsal sorunlarından biri de barınma; yerleşim ve konut sorunudur. Barınma sorunu sadece sayıca yeterli yerleşim alanlarının açılması ve binaların yapılması değildir. Yeterli olması kadar, nasıl olacağı da belirleyicidir. Yerleşim alanları ve konutlar, doğayla uyumlu ve komünal yaşam kültürünü geliştirici olarak inşa edilmelidir. Bu da yerleşimlerdeki ve konutlardaki enerji, sağlık, ulaşım ve diğer alt yapı ihtiyaçlarında, mühendislik, mimari ve kullanılan malzemelerde doğaya uyumluluk ve toplumsallığın gelişmesine duyarlı olmayı gerektirir. Bu konuda toplumda bilinç oluşturmak kadar, bu bilince dayalı projelerin gerçekleştirilmesinde başta özgürlük hareketi kadroları olmak üzere her anti kapitalist, her sosyalist her demokrat ve yurtsever kendisini sorumlu görmelidir.
 
Teknoloji yaratıcılığın ve anlam gücünün ürünüdür

Ekolojik-ekonomik endüstrinin inşasında eko-ekonomik teknoloji diğer bir önemli husustur. Toplum, yaşamsal ihtiyaçlarını daha iyi, doğru ve yeterli temin edebilmek için endüstri ve teknolojiyi ortaya çıkarmış ve geliştirmiştir. Taş ve ağaçlardan ilk aletleri yapmaktan günümüzün en gelişkin, spesifik teknoloji ve endüstriyel mekanizmalarına kadar, endüstri ve teknoloji toplumun yaratıcılığının ve anlam gücünün en somut sonuçlarındandır. Aynı zamanda ilk ve gerçek endüstriyel-teknolojik devrim anlamını taşıyan tarım-köy kültürünün yaratımları, daha sonraki buluşlar ve geliştirilen yöntemlerin temeli olmaktadır.
Varlıksal olarak toplumun eseri ve toplumsal ihtiyaçları karşılama amaçlı olan endüstri ve teknolojiyi devletçi güçlere, kapitalizme ve pozitif bilimciliğe mal etme çabaları ise en büyük saptırma ve sahtekarlıklardandır. Endüstri ve teknolojinin toplumsal boyutu, toplumun kendi ihtiyaçlarını en iyi ve yeterli şekilde sağlamaya hizmet etmesi, toplumun tam denetiminde olması; ekolojik boyutu ise doğal zenginlikleri tüketme değil, doğayla uyum olmalıdır. Toplumun, doğanın ve yaşamın farkına daha iyi vardığı ve anlamı daha da zenginleştirdiği bir sürdürülebilirlik üzerinde inşa edilmelidir.
Endüstri ve teknolojinin ölçüsü ekolojik ve ekonomik olmadır. Endüstri ve teknolojide işçi maliyetini düşürmeyi amaçlayan, konformizmi esas alan ve insanı gereksiz kılan, insanın fiziki ve beyinsel anlamda yeteneksizleşmesine yol açan yol-yöntemler reddedilmelidir. Endüstri, toplumun ihtiyaçlarının yeterli oran, kalite, işlevsellik ve estetikle üretilmesini sağlar. Bunu yaparken insanların yeteneklerinin daha da geliştirilmesine, zamanın daha verimli değerlendirilmesine, ihtiyaçların daha sağlıklı ve yeterli şekilde temin edilmesine hizmet etmelidir. Bu temelde endüstri ve gelişmiş teknolojiler yaygınca kullanılabilir. Bunun için de endüstri ve teknoloji toplumun doğrudan denetiminde olmalıdır.

Endüstriyalizm enerji sorununun gerçek nedenidir

Enerji konusu, günümüzün en önemli sorunlarından biri olarak gündemde yer almaktadır. Ancak sorunun gerçek nedeni, enerji kaynaklarının yetersizliği değildir. Tüketiciliğe ve bireyciliğe dayalı yaşam tarzı, doğa ve toplum karşıtı üretim teknikleri ile enerji kullanım yöntemleri; yani endüstriyalizmin kendisi enerji sorununun gerçek sorumlusudur. Toplumun gerçek ihtiyaçlarına yeterli, sağlıklı ve kolay ulaşılabilir; ancak doğaya zarar vermeyecek veya zararı en aza indirgeyecek, geri dönüşümlü, sürdürülebilir ve hatta doğaya katan enerji yöntemlerini geliştirebilmek komünal ekonominin diğer bir sorumluluğudur.
Köleleştirmenin son versiyonu olan işçileştirme ve işsizleştirme en ciddi toplumsal sorunlardan biridir. İşsizliğe karşı mücadeleler kapitalist modernitenin başlangıcından günümüze kadar kesintisiz biçimde sürmektedir. Ancak işçileşmenin ve işçileştirmenin, aynı zamanda işsizleştirmenin de ikizi olduğu ortadadır. İşsizliğe karşı nihai çözüm, toplumun ekonomik alan ve faaliyetleri üzerinde tekrar denetim kurmasıdır.

Ekonomik özerklikten ne anlamalıyız?

Ekonomik özerklik, toplumun devlet ve özel sermaye güçlerini karıştırmadan, ekonomik alan ve faaliyetlerini düzenlemesidir. Ancak bu durum, ekonominin ayrı bir ulus-devlete giden zemin olmasını da, bir ulus-devlet içinde erimesini de içermez. Bununla birlikte ekonomik özerklik, ulus-devletin yasalarında yapılacak birtakım reformlarla da sınırlandırılıp devletçi sisteme entegre de edilemez.
Ekonomik özerklikte tüm yereller, diğer yerellerle oluşturacakları birlik esaslarına uygun olarak, kendi sınırları içindeki ekonomik faaliyetleri düzenlemelidirler. Demokratik özerklik nasıl ki, farklılıkların gönüllü birliğinden oluşan bir farklılık ise, ekonomik özerklikte de farklılıkların ekonomik alandaki birliğinden oluşan farklılığa dayalı bir ekonomik sistem olarak inşa edilebilir.  Bununla birlikte yerellerin topluluklarından, genelin toplumsal bütünlüğüne kadar toplumun tüm üyeleri ekonomik alan ve faaliyetlerin düzenlenmesinde karar alma, uygulama ve paylaşıma kadar tüm süreçlere doğrudan demokrasi temelinde katılır.
Ekonomik özerklik sadece bir yerel, bölge, topluluk, kültür, halk veya ulusla sınırlandırılamaz. Demokratik modernitenin inşasında karar kılmış tüm toplumsal birimler ve kültürler, ekonomik özerklik modelini inşa edebilirler. Bunların birliği ise demokratik ulus bloğunun ekonomik alanını oluşturur.

Demokratik komünal ekonomi ve komünal bilinç

Tüm bunlar için toplumda demokratik-komünal yaşam kültürü ve anlayışı ile bunun yapısal ifadesi olan demokratik öz-yönetim sisteminin en azından başlangıç yapılabilecek düzeyde geliştirilmesi gerekir. Bu temelde inşa edilecek ekoloji- ekonomi akademileri doğaya uyumlu yaşam ve bunun ekonomik alanının zihniyet ve yapılanmasının geliştirilmesinde, güçlendirilmesinde ve yaygınlaştırılmasında etkin biçimde rol oynayabilir. Ekoloji- ekonomi akademileri komün, meclis ve kongrelerde kararlaştırılıp, temel yol- yöntem ve politikaları buralarda belirlenerek, denetlendiğinde büyük gelişmeler sağlayacaktır.
Ekoloji-Ekonomi akademileri tüm toplumsal birimler-yerleşimlerde; zaman-mekan koşulları, potansiyel ve ihtiyaçlara göre kurulabilir, çalışma programını ve hedeflerini belirleyebilir. Ancak bunu demokratik öz-yönetim sisteminin bir ögesi olarak ve onunla uyum içinde gerçekleştirmelidir. Bu temelde komünler, kooperatifler, birlikler, enstitüler, okullar ve daha birçok projenin öncülüğü yapılabilir. Bu projeler en küçük köylerden tutalım ülke ve uluslararası konfederatif örgütlenmelere kadar çeşitlilik arz edebilir. Bu çalışmalarla bir yandan sermaye ve iktidar tekellerinin doğa ve toplum üzerindeki egemenlikleri ve talanlarının önüne geçerken, diğer yandan da doğaya uyumlu yaşam ve onun ekonomik alanının zihniyet ve yapılanma olarak inşasını gerçekleştirebilir.

Ekoloji-ekonomi ve akademilerin önemi

Tüketicilik ve bireyciliği değil, komünal yaşamı; ekonomi-politiği değil, ekolojik-komünal ekonomi bilincini; sermaye-kar düzenini değil, ekolojik-ekonomik toplumu; endüstriyalizmi değil, ekolojik-ekonomik endüstriyi; kapitalistik pazarı değil, sosyal piyasayı; yıkan ve hiçleştiren teknolojiyi değil, ekolojik-ekonomik teknolojiyi; kalkınma adı altındaki yıkım ve kırım projelerini değil, yerel-ulusal-uluslararası-bölgesel temelde ekolojik-ekonomik projeleri geliştirilebilir.
Bu anlamda ekoloji-ekonomi akademileri bir köydeki komünden tutalım ırmak göl, deniz havzası eksenli projelere kadar kapsamı değişebilen çalışmalarda öncülük yapabilirler. Örneğin Dicle-Fırat, Seyhan-Ceyhan, Kızılırmak-Munzur gibi nehirlerin, Wan gölü, Hazar Gölü, Akdeniz havzaları eksenindeki tarım-su-enerji, endüstri komünlerinin ve benzeri daha birçok ekolojik-ekonomik yapılanmaların gerçekleşmesinde öncülük yapabilir- yapmalıdır.

WELAT ROJ

Yararlanılan kaynaklar:
– Demokratik Özerklik ve Ekoloji – Demokratik Modernite Dergisi – Sayı 2 – Eser FIRAT
– Özgürlük Sosyolojisi – Abdullah Öcalan
 

Yazarın diğer yazıları

    None Found