Trabzon’da linç ve şartlanmış linç toplumu

Irkçılık ve refleksleri cehalete endekslenmiş bir hikaye anlatacağım sizlere… Yer, Türkiye. Tarih, 2019 olarak geçecek kayıtlara. Geçtiğimiz günlerde Başur Kürdistanlı 50 kişilik bir grup turistik gezi amaçlı Trabzon’un Çaykara ilçesine gitti. Başlarına geleceklerden habersiz Kürdistan bölgesel yönetimi bayrağını boyunlarına atkı olarak atmış, fotoğraf çektiriyorlardı. Buraya kadar her şey normal. Ama anormalleştirilen bir toplum gerçeği linç güruhuna dönüşen Çaykaralılar, 50 Başurê Kürdistanlı’ya saldırdı. Çünkü faşizm anormalleştirdiği topluma düşman olarak Kürt’ü sunmuş ve onlara ‘Kürt’e ait olan her şeyi yok et’ komutu vermişti.

Linç saldırısı ardından yine klasik Türkiye hikayesi devam etti ve saldıranlar yerine 9 Kürdistanlı turist gözaltına alındı. Valilik linç girişiminde bulunanlara dönük herhangi bir yaptırım uygulamazken, Kürdistan bölge hükümeti bayraklı atkıyla fotoğraf çekenleri suçlu bulmuştu. Türk devletiyle ekonomik, askeri ve siyasi açıdan oldukça ‘iyi’ ilişki ve işbirliği içerisinde bulunan bölge hükümeti ise olaya dair herhangi bir açıklama yapma gereği bile duymadı.

Daha fazla gündemde tutmanın ya da Türkiye’den bir özür beklemenin Kürdistan bölge hükümetine daha pahalıya mal olacağı hesaplandı ki, sessizlik tercih edildi. Çünkü Kürdistan bölge yönetimini adeta gasp eden Barzani ailesinin Türk devlet rejimiyle ortaklaşa oluşturduğu daha büyük planlar ve hesapları var. Kürdistan’ı değil aile çıkarlarının kollandığı bir yerde, buna karşı Kürdistan savunmasında olan PKK’nin tasfiye edilmesi.

Yani hem Barzani hükümeti hem de Türk devletinin nazarında provoke edici olanlar Başurê Kurdistan bölgesinden Türkiye’ye gezi amaçlı giden turistler.

Yani sevgili kardeşlerim; Trabzon’da uğruna binlerce bedel ödediğiniz ve kutsal gördüğünüz o bayraklı atkıyı takıp fotoğraf çekmeyecektiniz! Türk milliyetçilerini ve faşistlerini varlığınızla tahrik etmeyecektiniz. Çünkü Türk devlet rejiminin kabul etttiği Kürt ve Kürdistan diye bir yer yok. Bayrağınızdaki renkler, kırmızı görmüş boğa gibi bir etki yaratıyor hala onlarda. Halk olarak sizlerle değil, kendisiyle ekonomik, askeri anlaşmalar yapan ve Başur Kürdistan topraklarını ‘PKK’nin tasfiyesi amaçlı’ Türk devlet işgaline açan ve onlarla bu amaç için işbirliği içerisinde olan sadece bir aileyle kardeş ve dostlar. Bir tek onları tanır ve bilirler. Onlar da Türk devlet rejiminin bugüne kadar Başur Kürdistan topraklarında gerçekleştirdiği olduğu bombardıman ve katliamlara karşı, Türk devletinin tarafını tuttular ve tüm eylemlerini meşru gördüler. Ortaklaşa suçlu ilan ettikleri tek güç PKK oldu. Kendi adıma da sizler adına da üzülerek belirtmeliyim ki, geleceğiniz hakkında karar alma yetkisi şu an sadece onların elinde.

Linç girişiminden kurtulup sınır dışı edilenler arasından adını öğrenemediğim bir kadının ağlayarak ve büyük bir öfkeyle yaptığı “Yeter, birleşin” çağrısı, bu şekilde yalnızlaştırılmış ve savunmasız bırakılmış tüm Kürtlerin çağrısıydı.

Unutmayalım ki devletleşmiş ulusların mantığına göre bir ulusu ulus yapan etmenler, hiç devletleşmeyen uluslara göre çok farklıdır. Uluslararası kapitalist sistemin kurucu unsurları ulus devletler olarak kabul edilir, siyasal, ekonomik, askeri ve toplumsal yaşamın gelişimi de ulus devlet üzerinden şekillenir. Ulus devletin temel ideolojisi de milliyetçiliktir. Ne kadar çok milliyetçiysen, mensubu olduğun ulusun ve ulus devlete o kadar aitsin. Ne kadar çok milliyetçi ve ırkçıysan o kadar çok ulus devletini savunur ve sadığı olursun. Ulus devletin koruyucu ideolojisi olan milliyetçilik temelinde inşa edilmiş insanlar bu anlayışla programlanırlar. Dolayısıyla onlar için vatan da, millet de, bayrak da tektir. Nefret ve şiddet eğilimi çok daha baskındır. Provoke eder ve edilirler. Kutsal ve yüce değerler, sadece onların benimseyip inandığı şeylerdir… Üstünlük egoları yıkıcı sonuçlara yol açar. Bölünme ve parçalanma korkusu en temel paranoyalarıdır. Böyle motive edilir, yönetilir ve yürütülürler.

Dolayısıyla farklı dil, kültür ve ırka sahip diğer topluluk ve halklarla hep çatışma halindedirler. Dayanışma ve birliği karşıt hale getirdikleri üzerinden sağlarlar. Milliyetçilikten beslenen bu güruhun yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Acımasızdır, hiçbir insani ve ahlaki değere bağlı değildir. Faşizme, şovenizme varır, ki zaten şu an o noktadayız.

Ötekileştirilenler olarak; kadınlar, farklı düşünenler, ayrı dili konuşanlar, ayrı kültüre sahip olanlar ve başka bir halktan olanlar olarak bu çirkince yaklaşımlara çokça maruz kaldık. Ama ne mutlu bize ki, hiçbir zaman onların istediği ve dayattığı ‘kendini inkara’ düşmedik. Onların inkar etmiş olduğu, yok saydığı Kürt ve Kürdistani olmak, son nefesimize kadar gururla, büyük bir onurla sahipleneceğimiz kimliğimiz olmayı sürdürecek.

Yazarın diğer yazıları