Trajikomik uygulamalar

“İnsanlık yalanı ve adaletsizliği kılıçla değil, kitapla yenecektir.” 

Emile Zola

Bilindiği üzre; Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde kaleme aldığı “Seher” isimli öykü kitabı baskı üstüne baskı yaptı ve her baskısının tirajı yüksek oldu. Yetmedi ‘tiraj’ sözcüğü başka anlamıyla ‘komik’ olan bir olayla birleşerek trajikomik bir olaya da damgasını vurmuş durumda.

Evet. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın kaleme aldığı “Seher” isimli öykü kitabı, “ders kitabı olmadığı, şifreli ve kontrolsüz haberleşmeye yol açabileceği” gerekçesiyle Diyarbakır Cezaevi’ne alınmadı. 

Habere göre alınmayan kitapların arasında: “Ben Frankfurt’ta Şoförken”, “Careke Ji Caran”, “Medeniyetler ve Şehirler”, “Vejin”, “Gülen Şoran”, “Görmek”, “Tarihin Tanığı Aras”, “Tanrı’nın Tarihi” ve “Heval Marcello” adlı kitaplar da yer alıyor.

Karara itiraz eden avukatlar, kitapların tutuklu ve hükümlülere verilmesinin yasaklanmasının, düşünce ve ifade özgürlüğü, Anayasa’ya, Ceza İnfaz Kanunu’na (CİK), Türkiye’nin imzaladığı Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) aykırı olduğunu belirterek, kararını kaldırılması talebinde bulundu.

Konu meclise kadar uzandı. Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sezgin Tanrıkulu kararı soru önergesiyle Başbakana sordu. Önergenin sonunda Başbakana “Selahattin Demirtaş’ın ‘Seher’ isimli kitabını okudunuz mu? Sizin kitapta tespit ettiğiniz herhangi bir şifre bulunuyor mu?”diye sormayı da ihmal etmedi.

Bir gün sonra cezaevi İdaresinin,eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘Medeniyetler ve Şehirler’ adlı kitabının da cezaevine aldırmadığı haberi çıktı…

Daha iki gün önce, Belge Yayınları’nın yayımladığı Faysal Dağlı’ya ait ‘Birakujî’ (Kürtlerin İç Savaşı), İletişim Yayınları’nın yayımladığı Fehim Taştekin’e ait ‘Rojava Kürtlerin Zamanı’ ve Tutku Yayınevi’nin yayımladığı Aytekin Gezici’ye ait ‘Kürt Tarihi’ isimli kitaplar hakkında gerekçe göstermeden “satış ve dağıtımın yasaklanması ve el konulması” kararı verdi.

***

Birçok alanda olduğu gibi bu konuda da yasak ve keyfilik devam ediyor. Daha önce de buna benzer tirajı komiklikler yaşandı.

Yakın geçmişte, Bitlis’te 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için asılan afişlerin toplatma kararında skandal ifadelere yer verilmiş, kararda, afişlerde fotoğrafları olan Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg için, "Kimliği tespit edilemeyen ama örgüt mensubu olduğu anlaşılan…" ibaresi kullanılmıştı.

Ya dünyaca ünlü Alman felsefeci ve toplumbilimci, Theodor W. Adorno’nun ‘örgütsel bağ’ içinde gösterilmesine ne demeli…Hukuk Fakültesinde okuyan bir öğrenci cebindeki not defterinde ünlü yazar Adorno’ya ait bir söz yer aldığı için gözaltı sorgusunda ‘Adorno ile örgütsel ilişkin nedir?’ diye sorularla karşılaştığını belirtmişti gözaltı sonrasında.

Yine Özgür Amed bu gazetedeki köşesinde yazmıştı bir ara: Savcılık kapatılan Özgür Gazeteciler Cemiyeti Eşbaşkanı Nevin Erdemir ve yine kapatılan Gün Radyo çalışanı Ahmet Gülmez hakkında hazırladığı iddianamede, Gülmez’in not defterinde isimleri yazılı bulunan Spinoza ve Albert Camus, kayıtlara “KCK üyesi” olarak geçmişti.

***

Daha birkaç yıl önce dönemin İçişleri Bakanı’nın "Terör örgütünü, yaptığı resmin tuvaline, yazdığı makalesine, fıkra ve şiirlerine, sanatına yansıtarak destek verenler de var“ diyerek başlattığı sürek avı zihinlerden silinmiş değil.

Halen yürürlükte olan haliyle TCK, düşünce ve basın özgürlüğünün üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duruyor. Yazmak, çizmek ve haber yapmak, gerçekleri dile getirmek mayın tarlasında yürümek gibi…

Düşünceden, düşünmekten ve yazmaktan korkan iktidarlar kitaplara düşman kesilirler. Türkiye’de farklı gerekçelerle kimi kitapların başına gelen badireleri konu etmeye çalışmak sayfalara sığmaz. Son dönemlerde yaşananlar trajikomik bir hale geldi.

Ayhan Bilgen’in dediği gibi: ”Kitaplardan korktuğunuzu biliyorduk ama hikaye kitabında şifre arayacak kadar korkup komik duruma düşeceğinizi tahmin edemiyorduk.”

Yazarın diğer yazıları