Trump açıkladı: IŞİD, IŞİD ile savaşacak

Amerikan Başkanı Donald Trump, “kleptokrat” (insanlığa karşı suç işlemiş diktatör) liderleri sever.

Recep Tayyip de, onun en sevdiği kleptokratlardan biri ve dört yıldan beri “IŞİD’e karşı Kürtlerle ittifakı boz, beni al“ diye yalvarıyordu. İstediğini koparmak için de yerine göre şantaj yapıyor veya kendince Amerika’yı tehdit ediyordu.

Amerika tarafının, kar-zarar hesaplarından sonra başlayan pazarlıkların ardından, geçtiğimiz Ağustos ayında ön mutabakata vardılar. Amerika Ticaret Bakanı Ross’ın, Eylül ayı başında Ankara’da yürüttüğü beş günlük mesaide, Amerika’nın kazancı hal yoluna kondu.

Ardından telefon görüşmesiyle Recep Tayyip’e “kan deryasına buyur“ denildi.

Bu arada Recep Tayyip cephesinde Kürt kırımı hazırlıkları tamamdı. Kürtler tarafından bozguna uğratılmış IŞİD’den, bir ordu (Suriye Milli Ordusu) derlenip toparlandı. Böylece Recep Tayyip Türk ordusu yanısıra, tecavüzcüler, hırsızlar, insan kafası kesen katillerden kurulu hem de IŞİD ordusunun baş komutanı olmuş oldu.

Trump yönetimi de, hücumda hava sahasını Türk uçaklarına açıp istihbarat sağlayarak destek verecekti. Nitekim istila başladığında, Türk savaş uçakları havadaydı.

Ama Amerikan desteği bu kadarla da kalmadı. Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi işgali kınama kararı aldığında Amerika, Rusya ile birlikte vetoyu yapıştırıverdi.

Geçmişte IŞİD’i besleyen, yardım ve yataklık eden Türkler şimdi, IŞİD’lilerden kurulu bir ordu ile IŞİD mücadelesinde yer alacak. Yani bu müsamerede görünecek.

Bu arada sanki Türk parlamentosunun bir işlevi varmış gibi savaş kararı tartışmaya açıldı. Türk partileri tam tekmil aynı karar ve tek görüşteydi. Temsilcileri, dişlerine taze kan değmiş, damağı tatlanmış aç kurt gibiydi kürsüde. Uluma yerine, savaş düğün-bayrammış gibi sevinç çığlıkları atıyorlardı.

Recep Tayyip’in sahip olduğu sürüyü anlatır gibi, “benim elli tane Kürt milletvekilim var“ dediği kişiler de salondaydı. Koyun bakışıyla etrafa göz gezdirip konuşulanları dinlediler. Kendi halkı bir yana, seçmenleri akrabalarının kırımı için el kaldırdılar. 50 milyonluk Kürt halkına mostra oldular.

Her neyse… Kürtlerin bu yarası başka bir konu. Siz yeryüzünün güzel vicdanlı insanları, sizler tanıksız. Bu eşitsizlerin savaşıdır. Medyaya yansıyan karelerde gördüm:

Qamişlo’da kadınlar, yerden taş alıp sanki erişecekmiş gibi bulutlara yakın geçen uçaklara fırlatıyorlardı. Kürtlerin uçağı, düşman uçağını vuracak füzesi de yoktu.

Bunu bilen kimi Türk parlamenterler, rakibine horozlanan goriller gibi kabarıyorlardı.

Bunu da geçelim: Kürtler, bir zamanlar AKP’lileri vicdanı olan insanlar sanıyordu. Yani, dindar ve vicdanlı…

Sonra onları, kapısında bekçi durdukları dükkanı (ülkeyi) soyan hırsızlar olarak gördüler. Henüz, bunların IŞİD’le din kardeşi olduklarını bilmedikleri için şaşırdılar. Ama reisleri Recep Tayyip’in, “(Kürtler) çocuk da olsa, kadın da olsa“ narasını duyduktan sonra artık hiçbir şeye şaşmadılar.

IŞİD’di bunlar. Kürt şehirleri kuşatıp körlemesine atışlara bomba, füze yağdırıyorlardı. Cizre’de IŞİD’in aynısı ile diri diri insan yakıyor, insan başı kesiyor, Şırnak’ta ölüleri araca bağlayıp yerde sürüklüyorlar, mezarlık tahribine çıkıyorlardı.

Parlamentodakiler, nihayetinde bunların ardılları, ruh ikizleriydi. Ama Saadet Partisi, Türk ırkçılığı postundan dindarlık çıkarıp satıyordu. CHP ise yeri geldiğinde sosyal demokrattı. Ancak kimi temsicileri, Recep Tayyip’ten aferin alma yarışındaymışçasına, Kürt kırımı için iki ellerini birlikte kaldırıyorlardı.

Ferda Çetin’in geçen günkü yazısında belirttiği gibi, buydu düşmanlık. Kürtler, düşmandı. Herkes, Recep Tayyip’e yaranma yarışında herkes kendince düşmanlık ediyor, ölümü kutsuyordu.

Gazete yazarları işi ölüm tellallığına dökmüşlerdi. Bazı televizyonların spikerleri, önlerine konan metni bir yana koyup Kürtleri kahreden naralar haykırıyor, çaptan düşmüş sinema ve tiyatro oyuncuları, anırma sesini müzik diye sunan şarkıcılar bir yolunu bulup Kürtlere ölüm haykırışları patlatıyordu.

Her ırk, renk ve tenden insana dini hizmet vermekle görevli ve halkın (Kürtlerin de) vergileriyle beslenen Diyanet İşleri personeli, savaş aygıtının çarkçıları olarak karşımıza çıkıyor, camilerde Kuran’ın “Fetih suresi“ni okuyup halaya durulan Türk camilerine hala giden var mı bilmiyorum, ama Kürtlerden de “amin“ onayı almaya çalışıyorlardı.

IŞİD de buydu. Dini her şeye alet, paspas yapıyor, kendilerinden olmayanları Allahu ekber diye diye kesiyor, kadınlara, bebek yaştaki kızlara tecavüz ediyorlardı.

Ve Amerika Başkanı, IŞİD’ın ruhunu, IŞİD’le mücadele görevlisi ilan ediyordu dünyaya.

Yazarın diğer yazıları