Trump ile Erdoğan’ın ‘özel’ görüşmesi

ABD Başkanı Donald Trump ve Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında gerçekleşen görüşme bütün dünya tarafından bir birinden çok farklı nedenlerle büyük bir ilgiyle takip edildi. Kimi çevreler bu ziyareti dar anlamda sadece Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği açısından değerlendirirken, kimileri ise Erdoğan’ın ABD ziyaretini daha geniş bir bağlamda değerlendiriyor.

Erdoğan’ın ABD ziyaretinin Türk-Amerikan ilişkilerinin yakın geleceği açısından oldukça önemli olduğunu kabul etmeliyiz; fakat bu görüşmenin Türk-Amerikan ilişkilerini aşan bir yönü var ve bunu Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron çok net bir biçimde ifade etmişti.

Macron, NATO’ya danışmadan ABD Başkanı Trump’ın neredeyse bütün danışmanlarının muhalefetine rağmen Rojava’dan asker çekmesini “NATO’nun beyin ölümü” olarak tanımlamıştı. Macron özet olarak konuşmasında “ABD ile NATO müttefikleri arasında stratejik karar alma süreçlerinde hiç bir koordinasyonun kalmadığını, ABD’nin bu türden süreçlerde kendi başına ve ön görülemez davranışlar sergilediğini” iddia etmektedir.

Fransa Cumhurbaşkanı, NATO üyesi olan Türkiye’nin NATO’nun diğer üyelerinin çıkarlarını görmemezlikten gelerek söz konusu bölgede koordinasyonsuz saldırgan bir tutum içine girmekte bir sakınca görmediğini ve bu iki ülkenin bu türden davranışlarının NATO’yu anlamsız ve üyelerinin çıkarlarını gözetmeyen bir kuruma dönüştürdüğünü söylemektedir.

Bunlar NATO gibi bir ittifak için çok ciddiye alınması gereken iddialardır. Macron, bugüne kadar kendini en fazla NATO ile özdeşleştirmeye çalışan iki üyenin bu yaptıkları ile NATO ittifakının altını oyduklarını söylemektedir.

Söz konusu gelişmeler sadece Trump’ın ve Erdoğan’ın kişiliğiyle mi, yoksa ABD ve Türk devletlerinin daha uzun vadeli merkez kaç bir eğilim mi ortaya koyduklarını bundan sonra yaşanan gelişmelere bakarak anlayacağız; fakat Trump ve Erdoğan’ın yaptıklarının NATO’nun kollektif çıkarlarına hizmet etmediğini, hatta bu iki liderin yaptıklarının kendi ülkelerinin çıkarlarını da gözetmediğini kolayca söyleyebiliriz.

Erdoğan’ın Rojava’yı işgal girişimine hangi kişisel ve partisel sebeplerle gereksinim duyduğunu ben de dahil birçok çevre epeyce yazdı çizdi; fakat ABD askerlerini Rojava’nın kuzeyinden çeken Trump’ın hangi nedenlerle bu tür davranışlar sergilediğini yakın zamana kadar Trump’ın yakın çalışma arkadaşlarından birisi olan eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton çok net ifade etti.

Bolton, “Trump’ın Türkiye’ye yönelik pozisyonunu şahsi bir ilişkinin veya iş ilişkisinin belirlediğine inandığını ve Trump’ın Türkiye hakkındaki kararına hiçbir danışmanının katılmadığını” söylemektedir.

Zaten sonra yaşananlara baktığınızda da bütün Amerikan kamuoyunun Bolton’un yaklaşımına benzer tepkiler verdiğini görüyorsunuz. Trump hakkında başlatılan ve bu günlerde Temsilciler Meclisi’nde görüşülmeye başlayan iddia da neredeyse benzer bir nedene dayanmaktadır…

İki liderin arada onca gerilime rağmen her defasında birbirlerine sempatilerini ifade etmeleri özellikle bu ikili arasında başka türden bir ilişkinin olabileceği kuşkusunu uyandırmaktadır. Muhtemellen Trump başkanlığı sonrası döneme yatırım yapmaktadır.

Bunu dışardan birileri değil, yıllarca Trump’ın en yakınında çalışmış eski ulusal güvenlik danışmanı söylemektedir. Dolayısıyla Trump-Erdoğan arasındaki görüşmeye birazda bu pencereden bakmakta fayda var. Bu kadar önemli tarihsel bir dönemde Trump ve Erdoğan gibi her şeye kendi kişisel çıkarları açısından bakan iki liderin başkan koltuğunda oturması hem bölge hem de dünya açısından büyük bir talihsizlik olmuştur.

Her iki liderin de dünyaya söyleyecek yeni hiç bir şeylerinin olmadığını bu ziyaret boyunca bir kez daha görmüş olduk. Her iki lider de Kürtlerin ortaya koyduğu kahramanlık üzerinden kendi reklamlarını yaptılar. Kapalı kapılar ardında ne oldu; bunu bir süre sonra anlayacağız; fakat yapılan basın toplantısında malumun ilanını yaşadık…

Amerikan kamuoyu nezdinde kendisi neredeyse tecrit yaşayan Trump’ın Erdoğan’ı Amerika’da yeniden pazarlamasının mümkün olmadığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu ziyaretle hem Erdoğan hem de Trump döneminin kapanmakta olduğuna tanıklık ettik…

Ortadoğu’nun yükselen gücü; demokrasi, eşitlik ve özgürlük isteyen bunun emeğini veren Kürtler olacaktır.

Yazarın diğer yazıları