Trump ve sonrası

Dünya iyice küçülüyor. Bu küçülme hızlı ve her yere ulaşabilen uçaklar, 250 kilometre hız yapan otomobiller ya da biraz daha hızlı, yavaş trenlerle ilişkili değil. Birçok kez bahsettiğim gibi bu, hayatımızdan daha çok zamanı ulaşıma-ulaşmamaya harcattığı için, dünyayı küçültmüyor aksine kulaklarından tutup uzatıyor. Evlerden çok ve hatta fabrika ve ofis cehenneminden çok, ulaşım araçlarında geçirdiğimiz bir hayat gerçek dünyadan çok uzak. Ancak bu ‘yolculuk’ sıkıcı ve çekilemez olduğundan hayatı uzun gibi zannediyor olabiliriz, bu kadar. Ve Kapitalist Modernite, bu hayatı yaşıyormuş gibi hissetmemizden başka bir şey değil.

Dünya küçülüyor demememin bir başka manası, kapitalist modernitenin temel unsuru olan sermayenin hegemonyasının daralması… Sermaye ve simgesel iktidarlarının kafesi bir internet dokunuşu ile sınırlar aşan sanal milyon dolarlar, Eurolar ya da daha az dolaşmayı seven Yen ile neredeysek her yerde etrafımızdaki ateş çemberi. Zehrimiz olsa her an kendimizi zehirleyebileceğimiz kadar hayatı zehir eden bu hegemonya, kendi simgesel başkanını seçti: Trump. 

Trump, özellikle son 10 yılın her türlü neoliberal özelliğini kendisinden önce giden saçlarında taşıyor. ‘Mekan, Kimlik ve Ekoloji’ ekseni üzerinde dönen dünya, neoliberal ekonomi ve buna isyan ve direnişlerin kutuplaşmasının tam yansıması bu. Bir başka şekilde anlatırsak, Ferguson’daki siyah isyanın, ‘mekan ve kimlik’ çatışmasının laboratuvar örneği kadar saf simgesi olan küçülen dünyanın yeni başkanı, yeni başkanımız (!) Trump…

Bunu söylemekle Clinton’ın ehven-i şer olduğunu filan söylemiyorum. Karikatür demokrasilerde bazen ehven-i şer olabilir ama ehvensiz bir şer olduğu da kesin kadın görünümlü bu erkek iktidar simgesinin. Her şey bir yana, Clinton’a ait IŞİD’in kuruluşuna ilişkin internet sızıntıları bile bunun için yeterli. Şimdi, iyi ya da kötü olarak tanımlanamayan bir olgu üzerinden Trump’un simgesel başkanlığı üzerinden dünyanın başkenti (!) Ortadoğu üzerinden bir politik tahlil yapmaya çalışırsak, Trump dış politikası –küçülen dünyada aynı zamanda iç politikadır bu– ne değişiklikler getirecek?

ABD’li dahi olarak anılan bir siyaset bilimci, henüz Trump seçilmeden Ortadoğu’da ilk yıkılacak devleti söylüyordu. Ona göre Ortadoğu’da ilk yıkılacak devlet –heyecanı artırmak için cümleyi uzatıyorum– Suudi Arabistan! Bu şaşırtıcı tahlil bana Trump’tan sonra daha mümkün görünüyor. Özellikle söylemde çok uygun. Aynı zamanda son dönemlerde iyice ekonomik krize batmış ve zaten hiçbir zaman toplumsal bir tabanı olmayan ve de kendi akıllarına göre ABD’nin dış politikası dışında birkaç irice yandaşı ile önümüze gelene bir tekme oynamaya çalışan, üstüne üstlük milyarlarca dolarını ABD’den çekme tehdidinde bulunan hanedan –ki bunu yapabileceğini sanması kadar da komik bir şey de yok– Trump’tan sonra tarih kitaplarının okunmayan sayfaları haline dönüşebilir. 

Seyretmeye devam edin; Ortadoğu’da inanılmaz direnişi ile sadece dünya halklarına değil, hegemonik sermayeye bile İslamcı bir faşizm dışında seçenekler olabileceğini gösteren Rojava, bulunduğu düşünsel noktada ‘feleğin çarkına somak sokuyor’ hala…

Yazarın diğer yazıları