Trump’ın tweetindeki güvenli bölge

ABD Başkanı Trump, pazarı pazartesiye bağlayan gece iki tweet atarak gündeme yeni bir bomba düşürmüş oldu. Geçen ay Twitter’dan ABD güçlerinin Kuzey Suriye’den çekileceğini ilan eden Trump, bu kez Kürtlere ve Türkiye’ye ilişkin şunları söyledi: “Eğer Türkiye Kürtleri vurursa, Türkiye’yi ekonomik yönden mahvederiz. 20 millik güvenli bölge kuracağız. Aynı zamanda Kürtlerin de Türkiye’yi provoke etmesini istemiyorum.”

Trump şimdiye kadar güvenli bölge konusunu pek dillendirmedi. Bundan tam iki yıl önce Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’le telefon görüşmesinden sonra Suriye ve Yemen’de güvenli bölgeler oluşturulması konusunda mutabık kaldıklarını açıklamıştı. Fakat burada kastedilen Kuzey bölgesinden ziyade çetelerle rejim güçlerinin çatıştığı bölgelerdi.

Güvenli bölge veya tampon bölgesi meselesi şimdiye kadar daha çok Türk devleti tarafından dillendirildi. Bundan bir yıl önce Efrîn’e işgal saldırıları başlatıldığında da TC devleti, amacın sınır boyunca 30 kilometre derinliğinde bir tampon bölgesini oluşturmak olduğunu beyan etti. Yine geçen aylarda da sık sık Kuzey Suriye’de bir tampon bölgesinin oluşturulması için adımların atılacağı, yani yeni bir işgal saldırısının başlatılacağı tehditleri saçtılar. Yani TC açısından uzun zamandır dillendirilen, üzerinde şantaj politikası geliştirilmeye çalışılan, hesaplar güdülen ve diplomatik görüşmeler yapılan bir mevzu tampon bölgesi.

Enteresan olan, bu konunun bu kez Trump tarafından, cümlede özne olmadan gündeme getirilmesi. Ve hemen öncesinde Almanya tarafından da desteklenmesi. Hatırlanırsa hükümet ortağı CDU’nun Almanya Meclisi’ndeki Dışişleri Komisyonu Temsilcisi Milletvekili Roderich Kiesewetter, yılbaşından sonra verdiği röportajda Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye yönelik olası bir askeri operasyonuna karşı Kürtlerin korunması için güvenli bölgenin oluşturulmasını istedi. Bunun için BM kararına gerek olduğunu söyleyen Kiesewetter, Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde bunun için destek toplayabileceğini belirtti. Almanya yılbaşı itibariyle 2 yıllığına BM Güvenlik Konseyi’ne dahil oldu. Konunun bu şekilde gündeme getirilmesinin bir sebebi de bu. Enteresan bir nokta da, Kiesewetter’in röportajında ‘Zeytin Dalı Operasyonu’nun uluslararası hukukun ihlal edilmesiyle Efrîn’in işgaline yol açtığını söylemesi. Zira Türk ordusu Efrîn’i Alman yapımı silah ve tanklarla işgal etmişti.

TC tampon bölgesi derken Kuzey Suriye’nin tümüyle işgal edilmesini kastediyor. Peki Batılı dış güçler güvenli bölge derken neyi kastediyor, plan ve hesapları nedir? Ki farklı kavramlar gibi gözükse de tampon bölgesi ile güvenli bölge arasında fark yok.

Ancak kimin için güvenli bölge? Yani kimin güvenliğinin alınması öngörülüyor? Kürtlerin korunmasından bahsedenler bu şekilde kimi ve neyi güvence altına almayı amaçlıyor gerçekte? Ki onların Kürtleri çok önemsediğine inanan yoktur herhalde. Öyle olsaydı Türk devletinin üç parçada Kürtlere karşı yürüttüğü soykırımcı ve işgalci saldırıların önüne geçmesini bilirlerdi. Onun araç ve olanaklarına sahipler. Ki tarih de bu konuda derslerle doludur. 1991’i anımsayalım. İngiltere, Fransa ve ABD öncülüğünde 36. paralelde kurulan uçuşa yasak bölgesinin temel amacı Kürtlerin katledilmesini önlemek olsaydı herhalde Enfal’in bitmesini beklemezlerdi.

Trump her ne kadar son tweetiyle Kuzey Suriye’de bir güvenli bölgenin oluşturulmasını ilk defa gündeme getirmiş olsa da, ABD yönetimi açısından bu fikir yeni değil. Öyle ki Trump’ın yeni Suriye Özel Temsilcisi olan ve Brett McGurk’ın istifasından sonra onun yerine de görevlendirilen James Jeffrey, bundan üç yıl önce Harvard Kennedy Okulu’na bağlı Belfer Bilim ve Uluslararası İlişkiler Merkezi için kaleme aldığı bir makalede güvenli bölge fikrini savundu. ‘Amerika’nın Suriye’de güvenli bölge oluşturma yöndeki diplomatik mevzuu’ başlıklı yazısında Jeffrey, ABD’nin Ortadoğu’daki “geleneksel liderlik rolünü oynayabilmesi için” askeri olarak sahada bulunması gerektiğini vurguluyor ve şöyle diyor: “En önemlisi de Obama yönetiminin geçmişte reddettiğini yeniden düşünmek zorunda kalacak. O da Kuzey Suriye’de sivillerin korunması için güvenli bölgenin oluşturulması ve ona bağlı olarak bunu sağlamak amaçlı uçuşa yasaklı bölgenin oluşturulması.” Jeffrey güvenli bölgenin TC sınırının güneyinde 25-30 mil genişliğinde olmasını öneriyor ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak Rusya’nın bölgenin örgütlendirilmesi ve korunması için ikna edilebileceğini belirtiyor. Yine Rusya’nın ABD’den gelecek baskılara boyun eğmeyip ikna olmaması durumunda bunun Washington’un elini güçlendireceğini söylüyor. Jeffrey ayrıca güvenli bölge ile hem sivillerin korunabileceği ve mülteci akışının önüne geçilebileceği hem de ABD’nin temel bölgesel NATO müttefiki olan Türkiye ile yakından çalışma olanaklarını artırabileceğini kaydediyor. Bu şekilde Rusya ve İran etkisinin de önüne geçilebileceğini ifade ediyor. Üç yıl önceki koşullara göre kaleme alınan bu makalede söz konusu bölgede yer alacak askerlerin ise ağırlıkta Türkiye ve diğer NATO ortakları yanı sıra Sünni Arap devletlerden devşirilebileceğini belirtiyor.

Bu planda amaç Kürtlerin Türkiye’den korunması değil. Sivillerin (ve elbette ki rejim karşıtı İslamcı çetelerin Rusya’nın hava saldırılarından) korunması için Rojava topraklarının bir tampon bölgesine dönüştürülmesini savunuyor.

Üç yıl sonra ise plan Kürtlerin Türkiye’nin saldırılarından korunması çerçevesinde gündeme getiriliyor. Temel dert Kürtlerin korunması olmadığına göre esas hesap nedir? Belli ki TC’nin Fırat’ın doğusuna saldırması ABD’nin bölgedeki çıkarları ile örtüşmüyor. Ancak güvenli bölge ya da tampon bölgesi oluşturma fikrinin altında yatan sadece TC’nin durdurulması değildir.

Kürtler sahadaki en etkin güç olup bölgede belirleyici bir aktör. Dolayısıyla Kuzey Suriye’ye dönük böyle planların olması olacağı anlamına gelmiyor. Plan farklı bir şey, sahadaki gerçek ayrı. Ancak yine de tedbiri elden düşürmemek lazım. Trump’ın tweet attığı sıralarda Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Ortadoğu turu devam ediyordu. Önümüzdeki süreçte Sünni Arap devletlerden oluşan NATO’ya benzer bir gücün ilan edilmesi bekleniyor. Yine Şubat ayı için Varşova’da İran karşıtı Sünni devletler zirvesinin hazırlıkları sürüyor. ABD son bir yıldır Kuzey Suriye’de Suudi Arabistan ve Emirlikler gibi güçleri de devreye koyarak onlar üzerinden Arap aşiretleri örgütleme çabaları içerisinde olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda, yine Bolton öncülüğünde son aylarda ENKS ile kurulan ilişki de anımsandığında, kötü kokular yükseliyor derim.

Yazarın diğer yazıları