Trump’la mı Merkel’le mi Putin’le mi? ‘That is the question’: Hamlet!..

Öyle yazılar okuyorum ki, sanırsınız Erdoğan faşizmi Avrupa’yı dize getirmiş ve kendi rejimini örneğin Almanya’ya kabul ettirmiş. Ortaya çıkan tablo tuhaf: Erdoğan muzaffer komutan.

Bu yazılar Almanya’ya ateş püskürüyor. Kızgınlık had safhada.

Hatta kimi yazılar Almanya’nın Kürtleri sırtından vurduğunu, Türkiye’deki demokratik güçleri sattığını bile anlatıyor.

Oysa Almanya hiçbir zaman Kürt halkının “dostu” değildi. Bu devlet için Türkiye’deki demokratik güçlerin hiçbir kıymeti yok. Karşımızda bir devlet var. Ve bu devlet emperyalist bir devlet. İki dünya savaşının suçlusu. Zorda kalsa ve fırsat bulsa bu suçu yeniden işler.

Sözünü ettiğim yazıların zayıf yanı Erdoğan’ın gücünü abartması. Almanya kim Türkiye kim?

Erdoğan’ı Almanya’ya acaba neden çağırdılar? Mülteci tsunamisi korkusundan mı? Alman tekellerinin çıkarları karşısında Merkel Türkiye’nin karşısında boyun mu eğdi?

Hayır. Almanya Erdoğan’la bir “teslim anlaşması” yapmaya hazırlanıyor. Onu ABD ve Rusya’nın teslim almasını önlemeye, tıpkı Osmanlı’yı vaktiyle nasıl teslim almışsa, yine aynı şekilde teslim almaya çalışıyor.

Türkiye Üçüncü Dünya Savaşında yenildi.

Erdoğan’ın şu anda çaresizlik içinde yaptığı, “sana mı teslim olayım ona mı?” pazarlığından ibaret.

Rejim Ergenekonla Saray’ın ittifakına dayanıyor.

Ergenekon Rusya’ya “teslimden” yana.

Batıyla entegre sermaye ya Almanya’ya ya da ABD’ye teslim olmak istiyor. Hatırlayın, Padişah İngiltere’ye teslim olunca, Enver Paşa Rusya’ya teslim olmuştu.

Erdoğan teslim olmasına teslim olacak da, acaba „iktidarda kalabilmek için“ Ergenekonla birlikte Rusya’ya mı teslim olmalı, yoksa Batıyla entegre sermayeyle birlikte Almanya ya da ABD’ye mi diye dengelerle oynuyor. Hamletin „kafatasıyla“ oynaması gibi:

„To be or not to be, that is the question?“

Almanya’nın yaptığı Avrasyacı Ergenekon’a karşı Erdoğan’ı güçlendirerek, Türkiye’yi teslim almak.

Türkiye’nin tarihi “teslim olma” tarihi.

Padişah İngiltere’ye, Enver Paşa Rusya’ya iltica edince Mustafa Kemal bu iki güç arasındaki “dengeye” dayanarak yeni bir devlet kurdu.

Sonra ne oldu? Bir Rusya’ya, bir İngiltere’ye derken, adım adım İngiltere’ye yanaştı. Ardından İkinci Dünya Savaşı. İnönü Nazi Almanyası ile Sovyet Rusya arasında cambazlık yaparak ayakta kalmaya kalkıştı. Neredeyse “mağluplar masasına” oturtulacaktı.

Bunun da sonu ne oldu?

ABD’yle teslim anlaşması oldu. Türkiye NATO’ya girdi,

Cafcaflı tarih hikayelerine boş verin. Bu tarihin özeti yukarıdaki gibidir. Ve tarih yeniden tekerrür ediyor.

Eğer AKP’nin içinden, Batı yanlısı sermayeye dayanan bir “sistem içi alternatif” çıksaydı, bilin ki en başta Almanya bu alternatife destek vermekle kalmaz, Erdoğan’ı çoktan devirirdi. Erdoğan’ın gücü, AKP içinden böyle bir “sistem içi alternatifi” amansızca bastırmasından geliyor. Eğer Cemaat eski gücünü korusaydı ya da Gül-Arınç grubu erken davranıp harekete geçebilseydi, bunlar Almanya’nın da, ABD’nin de mutlak desteğini alırdı. Öyle olunca da Erdoğan bugün büyük olasılıkla Silivri’de volta atıyor olacaktı.

Almanya “madem sistem içi bir alternatif yok, o halde Erdoğan’ı sistemin kabul edeceği bir hale sokmak gerekir” demekte. Ayağının altına kırmızı halı sermenin anlamı budur. Tüm pragmatik AB ülkeleri aynı kafadadır. Faşist diktatörün teslim olmaktan başka çaresinin olmadığını biliyorlar ve onu İvan’a kaptırmak istemiyorlar. Mülteciler değil, Avrasyacılar Avrupa’nın gözünü korkuttu. Bir zamanlar Mustafa Kemal’in Sovyetlere yanaşma eğilimi onları nasıl korkuttuysa. Jeopolitik konum böyle bir tarih yaratıyor işte. (Arada bir fark var, M.Kemal Sovyet Rusya’ya, bunlar emperyalist Rusya’ya yanaşma şantajı yapmakta.)

Avrupa’dan ve ABD’den başka ne umuluyor? Almanya’nın Kürt Özgürlük Hareketini Erdoğan’ın demokratik alternatifi olarak desteklemesi mi? Ya da yarısı zaten Ergenekonla bağlı CHP’yi bir alternatif olarak görmesi mi? Böyle bir hayal, Avrupa devletlerini tanımamak olur.

Ortada elbette büyük bir tehlike duruyor: Nasıl Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’yi Batı’ya kazanmak için Lozan’da Kürtler feda edildiyse, yine aynı tehlike Kürdistan’ın üstünde dolaşıyor.

Erdoğan teslim anlaşmasına „Kürtlere ölüm“ maddesini eklemekten başka hiç bir şey düşünmüyor.

Ama bu defa kazın ayağı farklı. Birinci Dünya Savaşı sonunda Kürtlerin hiçbir şeyi yoktu. Bugün Kandil’i, Rojavası, Şengal’i ve İmralısı var. Ortadoğu’da dengeler öyle ki, Türk devleti kime teslim olursa olsun, karşılığında Kürdü ezme imkanını elde edemeyecek.

Bir de o zamanlar Avrupa’da olmayan bir hadise var: Kürt hadisesi. Milyonluk bir kitle…

O halde?

O halde Erdoğan Almanya’ya ayak bastığı gün, Kürt göçmenler var güçle ayağa kalkmalı. Kürdistan’ı yok etme pahasına yapılacak teslim anlaşmasına karşı Avrupa’nın bütün demokratları ile birlikte „Erdoğan defol. Kahrolsun Ortadoğu’daki emperyalist savaş, her türlü kirli anlaşma kahrolsun; Öcalan’a özgürlük, faşizme nihayet, halklara hürriyet“ diye haykırmalı.

İşe yarar mı?

Yarar.

Çünkü bugünün Almanyası 2.Wilhelm ya da Hitler Almanyası değil. Halkların da sözü var.

Merkel Sultanahmet’te ikinci bir “Alman çeşmesi” yapsa da artık para etmez. Çünkü bu çeşmeden su içilmez. Kirlidir.

Yazarın diğer yazıları