TÜRBÜLANS!

Etrafımız beyaza bürünürken yeni bir kışa hazırlıklı girmiş olmanın rahatlığıyla yeni bir baharın hayallerini kuruyoruz. Fakat öyle böyle değil, düşte kurduğumuzu günü gününe de yaşatıyoruz. Çünkü dünü unutmamak için yarının hayallerini bugüne sığdıranlardanız.

Bugünü bile insana unutturan bir kaos dünyasında hayalsiz yaşamak ne demektir? Bugün yoksa ne geçmiş ne de gelecek vardır. İnsanları geçmişsiz ve geleceksiz yaşamakla yargılamak yerine belki de bugünü bile neden yaşamadığını anlamaya çalışmak, kaosun anahtarını çözebilir.

Bugün nasıl olur da unutulur? Gün doğumundan batımına geçen sürede yaşadıklarını unutan ve gecenin karanlığında yitip giden bir insan, bir hayat, bir gün nasıldır? Gün içinde yediği yemeği unutmak bir şey değil; günü unutmaktır esas sorun.

Gün nasıl ve neden unutulur? Anlamı nedir? Unutmak ve hatırlamak üzerine nice değerlendirmeler yapılmıştır. İnsan sabah yüzünü yıkamayı unutabilir, öğlen yemek yemeyi unutabilir, akşam evine dönmeyi unutabilir ama yine de insan unuttuğu her şeyi hatırlayabilir. Gününü unutmak ise unuttuklarını bir daha hiç hatırlamamaya benziyor.

Hatırlanmayan bir şey nasıl tarif edilir ki? Hatırlanmayan ve hiç hatırlanmayacak olan…

Mesela şöyle bir durum olsa anlamak zor değildir: Bir kimliğin, bir adresin, bir amacın yoktur. Kimsin, nereden gelip nereye gidiyorsun hiç belli değil. Fakat bir anlarsan her şeyi hatırlar, çözersin. Bundan ötede olan bir bilinmezliktir içine düştüğün hal.

Durumun adına “Kaos” demek de yetmiyor. Kaos teorisinde düzen ve düzensizliğe dair üç temel tez şöyledir:

1-Düzen düzensizliği yaratır.

2-Düzensizliğin içinde de bir düzen vardır.

3-Düzen düzensizlikten doğar.

Buna göre düzen dışına çıkmak imkansızdır. Düzensizlikten yeni bir düzene geçildiğinde bile bu yeni durum çok kısa bir süreyi kapsar ve bu sürecin hangi yöne evrileceği kestirilemez. Kaos, düzenin bir parçasıdır. Anlaması zor olsa bile nihayetinde soruların havada kalmaz. Fakat kaos teorisinde, en ileri bilimsel araştırmaların bile henüz çözemediği bazı sırlar vardır, türbülans gibi…

Çözdüğünü iddia edenlere aldanmayın. Çözdükleri şey sadece türbülansın ne olduğudur. Onun nasıl başladığını tarif edenler bile düzenden düzensizliğe geçilen ilk anın nedenini tarif edememişlerdir. Çünkü çözememişlerdir.

Düzenli bir akıştan düzensiz bir akışa geçişin gerçekleştiği o anın sırrı nedir? Sudaki anafor (girdap), havadaki hortum nedir, nasıl oluşur denildiğinde cevapları ilk okul kitaplarında bulunmaktadır. Peki bunların o ilk oluştukları anın sırrına verecekleri bir cevap var mıdır? Isınma ve genleşme gibi bazı etkenler suyu, havayı yoğunlaştırıyor, kararsızlaştırıyor ve düzenli akış aniden düzensiz hale geliyor. Fakat bu etkenler her yerde aynı sonuçları yaratmıyor. Suyun, havanın her yerinde bunlar neden olmuyor? O halde düzenli halden düzensiz hale geçilen o ilk anın sırrı nedir?

Çözemezler! Bu akılla çözmeleri mümkün değil. Çözmüş olsalar uçaklar ikide bir “hava boşluğu” dedikleri türbülansa düşmez. Diyebilirsiniz ki yıldırımın nedenini, nasıl oluştuğunu iyi biliyoruz fakat önleyemiyoruz, bu da doğaldır. Öyledir diyelim de o halde yıldırım tutacağı nasıl icat edildi? Yıldırım çözülmese Bay Franklin paratoneri icat edebilir miydi? Girdap ya da hortum tutacağı (engelleyicisi) yapılmış mıdır? Uçakların düştüğü o “hava boşluğu” havayla doldurulabiliyor mu?

Çözemezler diyoruz ama belki de çözülmesini istemiyorlar!

Büyük patlamalara tanık olanlar bilir ya da filmlerdeki patlama sahnelerini düşünelim, büyük bir patlama ardından aniden bir sessizlik oluşur. Etrafta ölüler, yaralılar, kaçışanlar vardır fakat en fazla bir kulak çınlamasının olduğu bir sessizlik… Aklın durduğu, kulağın duymadığı, gözlerin gördüğünü algılamadığı bir boşluk anı! Buna türbülans hali de diyebiliriz. Bunun süreklileştiğini ve normalleştiğini düşünün. Mümkün değil ama yine de böyle bir şey mümkünmüş gibi düşünün. Süreklileşmiş türbülans hali, türbülansta bir yaşam! Böyle bir yaşam mümkün olabilir mi?

Maalesef bunu mümkün kıldılar. Hatta küresel türbülans icat ettiler! “Hızlı yaşa, genç öl!” sloganı bunu anlatmıyor mu? Düşüncesiz bir hayata ulaşmak ne kadar da zahmetsizdir. Hiç emek gerektirmeyen, beş kuruş para harcamadan ve hiç kafa yormadan ulaşılan bir hayat tarzı vaat ediyor küresel türbülans sistemi. Herkese beleş!

Kaosta düzen ve dolayısıyla düşünce vardır fakat türbülans onun özel bir anıdır ve farklıdır. Türbülans demek düşüncesiz yaşam demektir. Sürekli kaos, sürekli düzensizlik, sürekli düşüncesizlik. İşte küresel faşizmin tanımı.

Türbülansın ne olduğunu gördüler ve “hava boşluğunu” sahte hava ile doldurup insanlarda doluluk hissi uyandırdılar.

Çağın türbülansı internet teknikleri sayesinde yaratılan “sanal toplum” projesidir!

Karlı zirvelerin bu kadar çok bombalanması nedendir? Sanal türbülans alanına girmeyen tek yer olduğu içindir. Ya da Nuh tufanı sonrasında kurulan yeni yaşam alanı olduğu içindir.

Türbülansa geçiş anının nedenini ve ne olduğunu çözmüş olan dağlılar sanal değil hakiki ilişki kuruyorlar doğayla, toplumla ve birbirleriyle. İşte bu ruh insanlık arasında yayılıyor. Dünyanın kan emicilerinin korktukları yeni “heyula” budur.

Dünyanın sağa meylettiğini, faşizmin galebe çaldığını, kapitalizmin kader olduğunu iddia edenler türbülansçılardır. Devletler ve egemenlik sistemleri ne zaman demokrat ve toplumcu oldular ki bugün faşizme kaydıklarını iddia edelim? Görüntü neyi gerektiriyorsa taht değişimlerinde onu yapıyorlar. Özdeki farkları, sadece uzmanlık alanlarını derinleştirmiş olmalarıdır.

Onlar kaosla yönetmeyi türbülansla yönetme düzeyine çıkaranlardır. Sanallık üzerine bina ettikleri tuzaklarından başka güçleri de yoktur. Oysa türbülans yöneticileri karşısında dünyanın büyük çoğunluğu türbülans dışında yaşıyor; düşünüyor, toplumsallaşıyor, hakiki ilişkiler kuruyor yani demokratik modernite zamanını yaşıyor. Onları da türbülansa çekmek istiyorlar. Fakat başaramayacaklar.

İşin sırrı nedir denilirse, dağlılar türbülansa düşmemenin sırrını iki kelimeyle özetliyorlar: Bugünü unutmamak!

Yazarın diğer yazıları