Türk devletinin Şengal ve Rojava’ya saldırıları

Türk devletinin referandumdan sonraki ilk icraatı Şengal ve Qereçox’a saldırısı oldu. Kuzey Kürdistan zaten büyük bir saldırı altındaydı. Sürek avı hiç durmadı. Devlet, ordu, hava gücü dahil tüm savaş unsurlarını kullanıyordu. Son yılların en büyük askeri harekatları yürütülüyordu. Hükümetin resmi açıklamalarına göre PKK Nisan’a kadar yok edilecekti. İsmi bile kullanımdan kalkacaktı.

7 Haziran seçimlerinden sonra AKP-MHP ittifakı açık bir hal aldı. Bu anlaşmanın içeriği halka açıklanmış değil. Gizli ve karanlık bir ittifaktı. Ancak temelinde Kürt halkına saldırı ve Türkiye’nin demokratik kazanımları olduğu açıktı. Türk tarihinin en ırkçı ve en savaşçı koalisyonu kurulmuştu. Nitekim bu temelde 7 Haziran seçimlerine karşı bir darbe yapıldı. Halkın iradesi geçersiz sayıldı. Ardından katliamlar ve devlet terörü eşliğinde 1 Kasım seçimleriyle iktidar gasp edildi. 24 Temmuz’da en büyük hava saldırısıyla zaten savaş başlatılmıştı.

Sur, Cizre, Nusaybin gibi şehirler yıkıldı. Yüzlerce insan, kadın, çocuk, yaşlı dahil katledildi. Darbe mekaniği zaten 7 Haziran seçimlerinden sonra işlemeye başlamıştı. Ardından 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve Erdoğan’ın gerçek darbesiyle OHAL ilan edildi. Ülke KHK’lerle yönetilir hale getirildi. Bütün bu kanlı süreçler ve komplolar MHP ve Ergenekon güçleriyle birlikte yürütüldü. 

Yine bu kirli ve karanlık pazarlıklar üzerine MHP tek adam rejimine, faşist diktatörlüğe desteğini açıkladı. Bundan sonra referandum sürecine gelindi. Tüm dünyanın gözü önünde taşların bağlandığı ve köpeklerin salındığı OHAL koşullarında bir kampanya yürütüldü. 18 maddelik anayasa değişikliği diye topluma pazarlamaya çalıştılar ama alıcı bulamadılar. Ortada herhangi bir anayasa değişimi yoktu. Hiç bir demokratik kırıntı içermiyordu. Eski, darbe anayasasının daha da otoriter ve faşist temelde pekiştirilmesi söz konusuydu. 

Büyük baskılar, OHAL ve savaş ortamına rağmen referandumu kazanamadılar. Ancak YSK’nin eliyle, hileyle yüzde elli birle kazandıklarını açıklayabildiler. Bu sonucun hiç bir geçerliliği ve meşruiyeti yoktu. Avrupalı hiç bir hükümet Erdoğan’ı kutlamadı. Çünkü AGİT gözlem heyeti de referandumun adil bir ortamda ve şeffaf yapılmadığını açıkladı. 

Meşruluğu olmayan bu seçim oyununa halkın tepkisi gecikmedi. Zaten büyük şehirlerde hayır oyu öndeydi. Birçok yerde halk sokaklara döküldü, protestolar yapıldı. Bu durumda gündemi değiştirmek gerekiyordu. Bunun için yine en iyi hedef Kürtlerdi. Zaten Kürtlere karşı savaş yürütülüyordu. Öyle ki, referandumda hayır oyu kullanan tüm partiler ve çevreler terörist ilan edilmişti. PKK’yle ayni kategoriye konularak ırkçılık ve milliyetçilik kampanyaları yürütülüyordu.

Şengal ve Rojava saldırıları içeride meşruiyetini yitiren AKP’nin aynı zamanda gündem değiştirme girişimi olarak da görülmelidir. Ordu ve tüm savaş cephesi devletin bekası yalanına sarılarak dört parçada Kürt düşmanlığı yapıyorlardı. Türk halkını başka biçimde savaşın bir parçası haline getiremezlerdi. Demokratik muhalefeti parçalamak ve halkın arayışını savaş ortamında boğmak istediler. 

AKP-MHP ittifakı Kürt düşmanlığını hiç gizlemiyor. Tüm parçalarda Kürtlerin kazanımları hedef olarak belirlenmiş ve sistematik bir saldırı var. Bu temelde ordularını Suriye’ye soktular. Türk devletinin tüm birikimlerini, ittifaklarını kullanarak Kürtleri dünyadan izole etmeye, iradelerini dışlayarak ezmeye çalıştılar. ABD ve Rusya’yla her türlü pazarlığa girdiler. Özellikle ABD’yi Rojava Kürtlerinden uzak tutmak için yapmadık şantaj ve pazarlık kalmadı. Kürtlerin sıradan bir statüsüne asla izin vermeyeceklerini her fırsatta açıkladılar. Bununla yetinmeyip Şengal’de Êzîdîleri korumaya giden gerilla güçlerini ve örgütlenen Êzîdîleri açık hedef ilan ettiler. Êzîdîler 3 Ağustos’ta büyük bir soykırıma maruz kaldılar. Bunu durdurmaya çalışanlar imha edilmeye çalışılıyor. DAİŞ bu katliamları yaparken Türkiye seyretti. Hiç rahatsız olmadı.

Suriye’de de AKP’nin ittifakı DAİŞ’ti. Şimdi ABD ve Suriye Demokratik Güçleri Rakka’yı DAİŞ’ten temizlemek için operasyonlarını sürdürürken Türkiye YPG’nin üslerini, Şengal’i ve Êzîdîleri büyük bir hava saldırısıyla vuruyor. Kürtler sadece Türkiye içinde değil dört parçada düşman ve saldırı altında. Türk yöneticileri istediği kadar biz PKK’yi hedef alıyoruz desin. Kürtler içinde MİT’in örgütlediği ve hükümetin çıkar sağlayarak basına çıkardıkları hain takımı istedikleri kadar tüm kötülüklerin kaynağı PKK’dir, desin. Artık Kürt düşmanlığının gizlenecek bir tarafı kalmadı. Bu gidişle Ağrı, Dersim ve Şeyh Saidlere yönelik katliamların da nedeni PKK’ydi denirse şaşmamak gerekir. Kürtler olmasaydı, ya da Türkleşmeyi kabul etselerdi devlet de onları öldürmezdi, diyecek noktaya geldiler.

KDP de aynı çizgiye geldi. Uzun yıllar sömürgecilerin baskı ve terörüne maruz kaldılar. Ölümler ve yıkımlar gördüler. Onlar da Bakur ve Rojava’daki tüm olaylardan PKK’nin yanlışlarını sorumlu tutuyorlar. Hiç hırsızların, sömürgecilerin kabahati yok! Hep ev sahibi suçlu. KDP basını AKP’yi eleştirmeye bile cesaret etmiyor. Dillerini yutmuş gibiler. Öyle ki, Şengal’de beş peşmergeyi Türk uçakları katletti, onu bile kınayamadılar. Tüm savaşın, saldırı ve bombalamaların sorumlusu ve suçlusu olarak PKK’yi ilan ettiler. 

AKP ve Türk devletini zor durumdan kurtarmak KDP’nin görevi değildir. Irak hükümeti bile saldırıyı kınadı, egemenlik ihlali, dedi. Türkiye devletler hukukunu hiçe sayıyor. Hem Irak hem de Suriye’nin topraklarına saldırı var. Dünyanın meşru görmediği bir saldırıyı KDP meşrulaştırmaya çalışıyor. Buna akıl tutulması denir. KDP’nin PKK ile sorunları olabilir. Bunları Kürtler aralarında çözebilirler. Sömürgecileri Kürdistan’a davet ederek, Kürtler arası sorunlara tarafa haline getirerek bir yere varılamaz. KDP bu politikasıyla PKK’ye zarar verebilir ama asla bundan hayır görmez. Bugün PKK’ye yarın onadır. Türkiye’deki Kürt’e bu kadar düşman olan bir devlet Başur’daki Kürt’e neden dost olsun, neden statü sahibi olmasını istesin?

Önder Apo şimdi olanları çok önceden bizlere söyledi. Bu nedenle “ne eskisi gibi yaşam ne de savaş kabul edilebilir” dedi. Ayrıca Kürtlerin sadece askeri güçleri veya şu bölgesi hedef olur diye bir şey yok. Tüm alanlar, tüm güçler hedeftirler. Sivili, şehirlisi, dağı veya ovası, köylüsü kalmamıştır. Sınır içi veya sınır dışı ayrımı da kalktı. Tüm parçalarda tüm Kürt halkı ve dostları düşman olarak görülüyor ve hedeftirler. Bu açıdan bulunulan her yerde önlemlerini en kötü olasılığa göre alarak, derinliğine ve genişliğine kararlı, sistemli bir çalışmaya, örgütlenmeye gitmek gerekir. Düşman ne kadar saldırgansa o kadar haksız durumda ve başka çözüm gücünü kendisinde görmüyor demektir. Kan, zorbalık, ırkçılık ve soykırım üzerine Erdoğan ve şürekası da bahtiyar olmayacaktır. Kürt halkı onlara da gösterecektir; Kürdistan’a sefer olur ama zafer olmaz.

Yazarın diğer yazıları

    None Found