Türk faşizminin sonu ne olacak? Tabutunun çivisini kim çakacak?

Türk devleti, yine ABD’nin desteği ile bundan 21 yıl önce, yani 8 Ekim 1998 tarihinde ve yine Suriye sınırına asker yığarak, Suriye’ye savaş açacağını söylemiş, PKK Önderi Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını dayatmıştı.

Şimdi yine tam 8 Ekim 2019 tarihinde bu defa “tüm Kürtleri” topraklarından imha ederek çıkartmak için Rojava’ya savaş ilan etti.

“Devlette devamlılık esastır”. Türk devleti yüz yıl önce Kürt’e –aslında Türkleştiremediği herkese- ne kadar düşmansa, yüz yıl sonra da düşmandır. İşte 21 yıl önce başlayan uluslararası komplo şimdi kanlı bir savaşla, yine ABD’nin desteğinde başlamış bulunuyor.

Öcalan’a karşı komplonun 21. yılında savaşın başlaması, komplo başlangıç tarihiyle savaşın başlama tarihinin çakıştırılması faşist rejimin “taammüden, planlayarak cinayet işleyen soğukkanlı bir katil” olduğunu gözler önüne seriyor.

Ama bu defa pabuç pahalıdır. Komplonun başlangıç tarihinde neredeyse bütün devletler PKK’yi “terörist”, PKK Önderini de “terörist başı” ilan etmişti. Soğuk Savaş’tan zaferle çıkan NATO devletleri, NATO üyesi Türk devletine dört elle sarılmıştı. Avrupa ve Amerika kamuoyu aynı şekilde kendi devletleriyle uyum içindeydi. Kürtleri ilkel bir kavim, PKK’lileri ve Kürt yurtseverlerini birer “psikopat” olarak görüyorlardı. Aslına bakarsanız bunu da konuya ilgi duyan bir azınlık böyle dile getiriyordu. Avrupalıların çoğu, Amerikalıların ezici çoğunluğu Kürt’ün adını bile duymamıştı.

Şimdi öyle mi? Rojava’ya saldıran Türkiye, Trump’ın tımarhanelik desteği dışında tek bir devletin desteğine sahip değil. Bu devletler “iki yüzlü” bir politika izleseler bile, bir teki NATO ortağının saldırısına sahip çıkamıyor. Bunların hiç biri SDG’yi, YPJ’yi, YPG’yi “terör örgütü” olarak tanımıyor. Bu devletler saldırı karşısında Avrupa Parlamentosu’nu ve BM Güvenlik Konseyi’ni, Türkiye’yi “durdurmak” için acil olarak toplantıya çağırıyor. Trump’ın sağ kolu bir Cumhuriyetçi Senatör, rakip Domakrat Senatörle birlikte Türkiye’ye “cehennemi yaşatacak karar tasarısı” hazırlıyor, Erdoğan’ı tıpkı bir haydut ya da terörist gibi yaptırım listesinin başına yazıyor.

Bu devletler elbette Apocu Kürt halkını sevmiyor. Türkiye’nin onları “cezalandırmasını” içten içe destekliyor. Ama gizlice desteklerken de, yarın aynı devletler Erdoğan’ı işlediği suçlardan sonra sanık sandalyesine oturtmayı ve Üçüncü Dünya Savaşı’nda yenilen, yenilginin acısını Kürtten çıkartmak için suç işleyen Türk devletini “teslim almayı” planlıyor.

“Devlet devletin kurdudur”. Düşen kurdu düşmeyen kurtlar paralar. Öyle olacaktır.

Ama ne yazık ki öyle olacaktır. Çünkü faşist rejimi Türk demokrasi güçleri, CHP’nin ahlak dışı politikaları yüzünden devirme yetenek ve bilincinden çok uzaktır. Kılıçdaroğlu yönetimi Rojava Savaşına TBMM’de destek vererek faşist rejime karşı güçleri paralize etmiş, HDP’yi yalnızlaştırmış, Erdoğan’ın “Türkiye İttifakına” fiilen katılmıştır. Bu ittifak yerle bir edilmeden faşist “iç dinamikle” yıkılmaz.

Siz bu “ulusalcıların” “Anti-emperyalizm” hokkabazlığına aldanmayın. Bunlar, faşizmi yıkmanın ve demokrasiyi kurmanın “iç koşullarını, güçlerini, imkanlarını” kendi elleriyle yok ederek, dermansız kalmış, kendisi de emperyalist olan Türk markalı kurdu, öteki emperyalist kurtlara parçalattırmanın baş sorumlusu olacaklardır. Türkiye’de Kürt ve Türk halklarının, “ortak vatanı” yepyeni bir temelde, kendi elleriyle kurma tarihsel şansı, bunların ihaneti nedeniyle kaçırılacaktır. Böyle giderse Erdoğan ve kafadarlarını, onların benzerleri devirecek, olan yine Türkiye halklarına olacaktır.

Faşizm koşullarında bir insanın muhalif olup olmadığı, faşizmin ıvırı zıvırı ile uğraşmasından değil, onun en tehlikeli politikasına karşı takındığı tutumdan anlaşılır. “İsraftı, yolsuzluktu, pahalılıktı, zamdı, enflasyondu” falandı filandı deyip de, faşist diktatörlüğün savaş tezkeresine oy verdin mi, Erdoğan’ın, ordusuna “Mehmetçik” olarak yazılırsın. Yazıldılar da. İmamoğlu da, A.Gül de, Kılıçdaroğlu da, Cumhuriyet’in içindeki Beşinci Kol da, Akşener de bu ordunun mutfağında “patates soymakla, soğan doğramakla” meşguller. Kılıçdaroğlu’nun “içini yakan” soğan suyudur.

Günümüzün görevi, herkesten “lamı, cimi” olmadan “faşizmle-savaşın” ikiz kardeş olduğunu ilan etmesini istemekten ibarettir. Kim “faşizm demek savaş demektir, savaş demek faşizm demektir” diyorsa o demokrattır.

Gerisi “laf-ı güzaftır”, “havanda su dövmektir”, kör hata çekilen “demokrasi trenini sallamak, demokrasi için bilet alan yolcuları aldatmaktır”. Bunlar faşizmin otobüsüne binmiş, otobüsün arka camına el ayalarıyla abanarak, otobüsü durdurma numarası yapan madrabazlardır.

Ama yine de belli olmaz.

Bir de bakmışsın Rojava devrimi DAİŞ’den sonra, Türk faşizmini yere çalmış. Amerika’dan önce Erdoğan’ı “demokratik ulusun asayişi” hak ettiği yere kapamış.

“Olmaz” deme… “Olmaz olmaz.”

Ulusalcı söyle bana; faşizmin tabutuna çiviyi Türk ile Kürt mü çaksın, yoksa AB ile ABD mi?

Yazarın diğer yazıları