Türk IŞİD’i!..

Türk uzantılarının boyunlarına astığı "masumiyet" etiketinin ifade ettiği gibi IŞİD, Ortadoğu "diktatörlüklerine tepki rüzgarı" değildir.

IŞİD, eski bir "besleme" projesinin, ortalığa saçılmış ardılıdır. Kendi nam ve hesabına talan ve soygun imparatorluğu kuran eski muhafızlar…

Batının mal ve hizmet alanındaki rejimleri koruma amaçlı olarak kurulan sivil görünüşlü, dolayısıyla görünmezlik zırhlı muhafız birliklerinin oluşum kökleri ise, soğuk savaş yıllarının fokurtusuna dayanır.

Bir yer altı şekillenmesiydi, bu. Savaşın bitiminden sonra, Batı kendi içindekini dağıtmış, İtalya ve benzeri bazı ülkeler ise sıkıntı çekmişti. Çünkü, yapı zaman içinde çeteleşmeye, kendi hesabına faaliyet gösteren mafyalaşmaya dönüşmüştü.

TC’deki hesaplaşma, Susurluk olayı olarak rejimin kıyılarına vurmuş, daha sonra NATO’nun da desteğiyle Ergenekon tutuklamalarına sahne olmuş, AKP iktidarı uzlaşı ile meseleyi kapatmış, adına da "adalet yerini buldu" yapmıştı. 

Ancak, İslam coğrafyasında gerektiğinde talep sahibi kitlelere karşı vurucu, kırıcı güç, 1940’lar Şikago’sunda kullanılan deyimle "grev kırıcı" olarak kullanılan, bu besleme birliklerin tasfiye sanıldığı kadar kolay değildi. Dünün cahil, mesleksiz, işsiz, lumpen denilen bu ayak takımı gözüyle görülen bazıları kullanılma sürecinde güç haline gelmiş, kimi yerlerde politik etkinlik kazanmış, sağlam iktidar kaleleri ele geçirmişlerdi.

Türk devletini ele alırsak, gaspçılıkla hayata başlayan kimileri, gün olmuş, keskin virajları aşa aşa etkin ve yetkin olmuştu. Katil gruplar, yangıncıların arkasında duranlar su başlarını tutmuşlardı.

Afganistan’ı ele geçiren, El Kaide ise Dr. Frenkeştayn’ın eseri, kendi canını alan belaya dönüşmüştü. Amerika onunla başa çıkamazken, uzantılarının mekanı Ortadoğu yeniden şekillendirmeye soyunmuş, bu bölgeyi de baştan başa Afganistan’a çevirmişti. El Kaide’nin bölgesel türevleri, durumdan görev çıkarıp iş başı yapmışlardı.

Bunların dünyasında yalan, yeni dindi. Dinlerinde vicdana, insanın evrensel değeri ahlakın erdemine yer yoktu. Allah diye diye, onun İslami kelamı olan Kur’an’da yazılı olan hükümleri inkar ediyor, boşa çıkarıyorlardı.

Söz gelişi, İslamın kitabında, insanın kabile kabil, yani farklı ırklara mensup olarak yaratıldığı yazılıydı. Bunlar, Allah’ın öngördüğü bütün farklılıkları red ve inkar edip, ırkçılığın amentüsüyle "tek millet" diyor, Tanrısal çokluğu düşmanlık ilan ediyor, sevip beğenmediği tüm değerleri ateşe veriyorardı.

Allah’ın hak saydığı dinlerini de tanımıyor, varlığına tahammül göstermiyor, mabetlerinin altına dinamit koyuyorlardı.

2000 yılına girerken, Batı dünyasının ılımlı diye örnek gösterdiği rejimlerin kimi önde geleni, şaşırtan dönüşle İslam’ın evrensel kavramlarına sırt dönmüş, IŞİD dinine geçmiş, onlara biat etmiş hallerde orta yerde dikili kalmışlardı.

İslam’ın temeli olan vicdan, ahlaki değerler silsilesi ve dürüstçe yaşama felsefesi havaya uçurulmuş yerine yalan oturtulmuş, hırsızlığı irdelemek, hırsıza çalarken ögördüğünü söylemek suç olmuş, dünün çulsuzları aniden dolar havuzlarında yüzen kesilmişti.

Katiller ise insanlık destanı yazanlardı, bunların vicdanı kırık dininde. 

Oysa, bunların iş ve ağız birliği yaptığı IŞİD’ciler, yer yüzünün en korkunç katilleriydi. Bunlar, daha çok insan öldürmeleri için, silah, cephane sevkiyatı yapıyor, Irak ve Suriye’de talan ve çalıntı ile ele geçirdikleri malları, insan emeğini, tarihin kanıtlarını birlikte paraya dönüştürüyorlardı. 

Bu kadar suç ve günaha battıktan sonra, kandırılacak geri zekalı yerine koyup oy istedikları kalabalıklara Müslüman görünmek için camiye koşuyor, kalabalık arasında kamet tutuyor, çıkışta cami avlusunda bekleyen televizyon kameralarında, gözlerini gözlerimiz içine dikip, bin bir yalanı bir arada kararak, insaniyet, kardeşilik, hak, adalet gibi kavramların da geçtiği cümlelerle konuşuyor, yalanlarla kurdukları köprüden geçip yeni soygunlara, cinayetlere kulaç açıyorlardı. 

Suriye ülkesini istilaya, talana çıkmış hırsız, soyguncu, katil çeteleri arasında Türk çetelerinin oluşturduğu tabur ve tugaylar da vardı. Haberleşme araçları, bazan "destanlarını" parlatıyor, zaman zaman soygun ve cinayet işi tutarken ölenlerin isimlerini yayımlıyordu.

Kimse bunlara neden üs verildi ya da neden yol açılıp gönderildi diye soru sormuyor, dinlenme ve tedavi için TC tarafına geçenlerin adresleri belli, bir araya geldikleri çayhaneler isteyene açık, sokaklarda namaz kılma gösterileri eğlenceleriydi. Üslerinden çıkarken takibe alınıyor, bombaların patlatıldığı yerde de görüntüleri tesbit ediliyor, katliamı önlemek için onları yakalamak mümkün olmuyordu.

Buna karşılık, okuldan çıkıp top oynayan Kürt futbolcu gencin terli olması, onun gösteriye katıldığının kanıtı oluyor, tutuklanıyordu.

Mehmet Altan, dünkü yazısında Türk devletinin Ankara’da da katliam yapan IŞİD’ci mevzilerin neden bombalanmadığını soruyordu.

Sahi IŞİD’ciler dokunulmaz mı? dokunulmaz ise neden, sırları ne?

Yazarın diğer yazıları