Türk-Kürt İttifakı çökerken

İttihatçıların hüsranla, yani Osmanlı’yı batırmakla sonuçlanan imparatorluk hayali, "iş, aksata ve götürme" konu olunca, dinci damarı öne çıkaran Türk ırkçılarının da değişmeyen rüyası.

Rahmetli Erbakan, "yüzbin tank, yüzbin top, on bin tane uçak" diye naralarıyla fetih ruhuna çelik suyu veriyor, "manevi evlatlarım" dediği ve Osmanlı talancılarına olan özlemle, "Akıncılar" adını verdiği partili gençler, onun sopalara geçirilmiş fotoğraflarını meydanlarda koşturarak, "fatih Erbakan" diye bağırıyorlardı. (Akıncıların şefleri, daha sonra partisinin arazisi olan tabanı, oradan giderek ülke nimetlerini ele geçireceklerdi.)
"Fatih" olma hayali rahmetliye nasip olmadı. Onun Milletvekili adayı Turgut Özal, hayal mirasını yerde bırakmayacaktı.
Bu dünya hayalhanesinin tespitine göre, imparatorluk olmanın ön şartı petrol kuyularına sahip olmaktı. Kuyular ise şuracıkta duruyor, fetih için gerekli olan ordu, dünyanın en kalabalık taburları halinde komuta altında bekliyordu.
Amerika’nın, Irak’ta Saddam Hüseyin rejimi ile dalaşı ise hazır fırsat, kapıya gelmiş, beklenmeyen şanstı. Amerikan yandaşı sıfatında, yan cepheden vuracak, Kürdistan’ı "kurtarıcı dost gülüşü" ile teslim alacak, sonra Musul ile Kerkük’e sarkıp, petrol kuyularının efendisi olacak, böylece İttihatçı "Misak-ı Milli"nin Ortadoğu hamlesi tamamlanacaktı.
Özal, hayallerinin peşinden giderek, altyapıyı bile hazırlamaya başlamış, Kürtler büyülü rüyasına maraza çıkarmasın, destek olsunlar diye TC’nin ezeli ve ebedi Kürt düşmanlığını bile unutmuş görünüp, Kürtlüğünü de hatırlamış, bir adım daha ileriye giderek yaranma sularını kulaçlamış, Kürt liderleri "dayılarım" diye okşamaya başlamıştı.
Bu kadarla da kalmamış, Saddam’ın Enfal harekatına (kırım) destek vermiş olan adam aniden, "insaniyet namına" demiş, Kürdistan’ın savaş uçaklarına kapatılmasına destek vermiş, bu arada "Kürt liderleri tavladım" havasına girip, adamlarına "federasyonu tartışalım arkadaşlar" emri vermişti.
Gelgelelim, nihai hamle için ömrü yetmemiş, sonrakiler Kürtleri "adam" yerine koyduğu için projesini "gayri milli" rafına kaldırmış, yani Türklüğün şan ile şerefine uygun bulmamış, Kürt düşmanlığı üzerinde, milliyetçi suları köpürdetmişlerdi.
 AKP sağa, sola selam çaka çaka iktidara kurulmuş, Geleneksel Türk milliyetçiliği zemininde Kürt düşmanlığında demirlemişti. Kürdistan "sözde aşiret", liderleri "aşiret reisleri" halk küçümseyici olarak "Peşmerge" idi. Gün görmelerine izin vermemek Türk milliyetçiliğinin şanı olacaktı. Nitekim, Genelkurmay Başkanı da "geliyoz lan" naralıydı.
 Fakat, burası "tilkiler labirenti" Ortadoğu’ydu. Zemin oynak, hayat değişkendi. Dehlizlerin ölçüsü, dansın kaideye, kurala bağlanmış figürü yoktu.
Amerika, Recep Erdoğan’ı bölge projesinde görevlendirince, "külhane kültürü" bunu fırsat bilmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nu ihya rüyasını gökten gibi, "Kızıl Elma"nın yarısı olan Kerkük-Musul hattını fetih treninin raylarını döşeme hazırlığı başlamıştı.
Proje gereği, düne kadar küfürle anılan, hakaretler yağdırılıp, aşağılanan Güneyli Kürt liderler, dalkavukça bir güzelleme ile birden bire "aziz ve muhterem kardeşlerim" olmuş, Recep Erdoğan bir koşu gidip onları öpmüş, Fethullah Gülen teşkilatı, ticaret şirketleri, okulları ile Kürdistan’a yollanmıştı.
Kürdistan’da ekonomik fethi tamamdı.
Lakin, "külhane" (külhan) kültürü bir tuhaf, "külhan beyi" denilen külhane kabadayısının başı, her zaman garip şekilde dertte, külhan horozunun gagası da kirliydi.
Çünkü eli dursa dili, dil sussa eli kapma, götürme atağında olduğu için, birileri kafasına vuruveriyor, bir öteki ötelere sürüyor, yerde sürüklüyordu.
AKP iktidarı, haddini bilemedi, bilmiyordu.
AKP, ayağına yer edince, bölgenin "en kesik kulaklısı" ve de "kaçın kurası" olan Suudilerin dümen suyuna kapılıp, "Sünni imparatorluğu"nu inşa işine giriş, yalnız eli, koluyla değil, bütün gövdesiyle Irak ve Suriye içlerine dalmıştı. Babasının eviymiş gibi Irak’ın iç çıkar hesaplarına karışıyor, iktidar savaşı veren Sünnilerin şefini himayeye alıyor, Saddam’ın generalleri, ellerinde Recep Erdoğan fotoğraflarıyla, hükümetle savaş toplantısına katılıyorlardı.
 Suriye’de, her şey daha kirli, insanlık suçları diz boyu idi. Sokakta ırza geçen "Allahu ekber" naralarıyla katliam yapan çeteler, sabah sınırı geçiyor, akşam dönüyolardı. Yani başındaki akrabaları hiçe sayılıp, aşağılanarak Kürtler de düşman ilan ediliyordu.
Bütün bunlar, bölgenin oyun kurucular, labirentlerdeki dansın efendilerini yadsıyıp, yeni belalara kapı açmaktı. Daha fazlasına izin verilmeyecek, kovulacaklardı. Nitekim, müdahale gecikmedi.
Önce Suriye’de durdurulup, devreden çıkarıldılar. Ardından birbirine düşman gibi görünen İran ve Amerika, Irak alanında uzlaştı.
İlişkileri kopmuş, güçlerini karşılıklı mevzilemiş Hewlêr ile Bağdat savaştı, savaşacak derken, aralarında, şaşırtıcı bir şekilde, "burası Ortadoğu oyunlar türlü-çeşitli, külhancılar yaya" dedirten uzlaşma yolu açıldı.
Bağdat ve Hewlêr, aralarındaki sorunların çözümü için ön anlaşmaya vardılar.
Bu gelişme, yeni bir aşama ama, Ankara’nın hesaplarını bozan, alt üst eden niteliktedir.
Türk Dışişleri Bakanını Kerkük’te tutuklama hamlesi yapan, Enerji Bakanını ülkeye sokmayan Bağdat, Kürtlerle birlik, Ankara yalnızdır. Yayılma iştahı ise tıkalı, "Türk-Kürt megola"sını çökmüştür.

Yazarın diğer yazıları