Türk özel savaş rejimi ve AKP’deki gelişmeler

Cihan EREN

Yaşananlar Türk özel savaş rejiminin yeni bir dönemece girdiğini gösteriyor. AKP içindeki gelişmeler ve Kürtler başta olmak üzere demokratik kesimlere saldırı biçiminin aldığı boyutlar özel savaş rejiminin içinde bulunduğu durumuyla ilgilidir.

Türk özel savaş rejiminin Erdoğan ve AKP adı altında kullandığı özel savaş yöntemlerini kısaca hatırlayalım. İlk çıktığında mağdur ve masumluk dili ile propaganda ettirerek yoksullara hitap ettirdi. Halktaki dini duyguları istismar ettirdi. Sömürgecilikten ve inkardan çok çekmiş Kürtlere de mesaj göndertti.

Erdoğan ve AKP Kürtlere sürekli ‘tam güçlenmemi, devleti ele geçirmemi bekleyin’ diyerek kendince umut dağıttı. Demokrasi talebi olan kesimleri ‘demokratik açılımlar’ ile yanına almaya çalıştı. Bu yolla kimi Alevileri bile beklenti içine sokabildi. Tüm bu süreçte özellikle de polis ve yargıda güçlü olan Gülen Cemaatiyle ortak çalıştı. Gülencilerin AKP ile aralarının açılması, Erdoğan ve AKP cenahını Ergenekoncu adıyla dillendirilen özel savaş rejiminin asıl sahipleriyle ortaklaştırdı.

İç ve dış gelişmeler Türkiye siyasetinde yeni bir dönem açmıştır. İçerde ve dışarıda Kürtlerle savaş, Suriye politikası vb… Erdoğan’ın Ergenekoncularla birlikte yürüttüğü siyasetin de sonunun geldiğini gösteriyor.

Erdoğan, Gülen Cemaatiyle ortakken Ergenekonculara atıp tutuyordu. Gülencilerin devletin diğer kliklerine polis operasyonuna ‘Temiz Eller’ operasyonu, gözaltına alınanların mahkemelerine ‘ben bu davanın savcısıyım’ diyecek kadar ileri de gitmişti. Sonra ne olduysa bu yoldan geri döndü. ‘Temiz Eller’ operasyoncuları dediği ve savcısı olduğu ekibe ‘Fetö terör örgütü’ deyiverdi. Tabi ki burada ilişkilerinin kopması ve ardından gelen ’15 Temmuz darbe girişimi’ni göz ardı etmiyoruz. Ancak burada önemle anlaşılması gereken Gülencilerin kendi ‘savcısına’ darbe yapacak noktaya gelmesidir. Demek ki Erdoğan’ın yan çizdiğini fark ettiler. Demek ki Erdoğan’ın manevra yapıp başkalarıyla iş tutup kendilerini satacağını anladılar.

31 Mart yerel seçiminden sonra Erdoğan yeni bir manevra yapma denemesinde bulundu. ‘Türkiye ittifakı’ adı altında bir deyim kullanarak bunu ilan etmeye çalıştı. Hatırlanacağı üzere bu çıkışına Bahçeli sert bir tepki vererek Erdoğan’ın söylediğini geri ağzına soktu.

O günden bu yana yaşanan gelişmelere baktığımızda şu çarpıcı durumları görüyoruz; İstanbul seçimlerinin yenilenmesinde Erdoğan değil Bahçeli ve Soylu’nun çok istekli olduğu hatta basına yansıdığı kadarıyla İstanbul büyükşehir seçimlerinin yenilenmesini bizzat Bahçeli’nin istediği yazıldı çizildi. Sonuç hüsran oldu. Ancak Erdoğan bunun hesabını soramadı. Çünkü bu sonuca yol açan Erdoğan’ı çalıştıran özel savaş güçleriydi. Suriye konusunda da benzer gelişmeler yaşandı. ABD ile yapılan ortak devriye anlaşmasına dönük ordunun ve MSB’nin farklı bir ton, Erdoğan’ın farklı bir tonda karşı açıklamalar yapması dikkat çekicidir. Öyle görünüyor ki Erdoğan da buradan Ergenekoncuları sıkıştırmaya çalışıyor. Ergenekoncuları Kürtlere saldırtarak tıpkı Zap operasyonundaki gibi bir sonuca yol açmak istiyor.

Türkiye’de askerlere dönük sistematik tutuklama operasyonlarının Zap operasyonundan sonra başladığını hatırlayalım. Bunu fark eden Ergenekoncular ise içerde Kürt siyasi hareketine ve gerillaya karşı daha yoğun saldırılar başlatarak Erdoğan’ın önünü almaya çalışıyor gibi. Yani Erdoğan dışarıdaki Kürtlere Ergenekoncularsa dışarıya daha az içeriye daha sert yönelme taktiği güdüyor. Dikkat edilirse HDP’ye dönük saldırıları Soylu başlattı. Bu saldırıyı ilk sahiplenen, propagandasını yapan, devamını isteyen Erdoğan değil Bahçeli oldu. İlk defa Erdoğan bu kadar önemli bir operasyonu propaganda etmedi. Ya da edemedi. Tam bu saldırılar başlamışken Türkiye’de bakanlar kabinesinde değişim yeniden gündeme geldi. Tuhaftır bakanlar kabinesinin değişmemesi gerektiğini de ilk defa yine Bahçeli dilendirdi. Ve ihtiyaç yok dedi. Çünkü bakanlar kabinesindeki olası bir değişiklikte Soylu’nun değiştirilme ihtimali çok yüksektir. Bahçeli bununla da yetinmedi. Cumhurbaşkanı hükümet sisteminin yanına Erdoğan ismini de ekleyerek ‘bunların değişmesi demek Türk devletinin sonu demek’ manasına gelen sözler sarf etti. Bahçeli’nin cumhurbaşkanı hükümet sistemine dönük sarf ettiği her sözü Erdoğan’ı tehdit olarak anlayın. Yukarıdaki değerlendirmesiyle de Erdoğan’a ‘senin sonun bana bağlı’ demeye getirerek dolaylı mesaj vermiş oluyor. Böylece Erdoğan’ı can damarından yakalıyor.

MHP liderinin AKP’nin içişlerine ve hatta hükümetine müdahale etmesi cumhur ittifakı ilişkisi ile açıklanamaz. Bunun anlamı istifa eden AKP kurucularının da söylediği gibi artık AKP’nin AKP olmaktan çıktığıdır. Artık AKP diye bir parti Erdoğan adlı bir lideri yoktur. Artık AKP, MHP’nin hükümet eden koludur. Son seçimlerde MHP’nin AKP’den belediyeler alması da bunu gösteriyor. Artık Kürtlere Soylu ve Bahçeli birlikte askeri ve siyasi operasyonlar başlatıyor. AKP’de bunun propagandasını yapıyor.

İster Ergenekoncular diyelim ister başka bir ad koyalım, Bahçeli, Perinçek ve birlikte olduğu emekli askerler ile Ağar-Çiler’in militan adamı Soylu rejimin siyasi yüzüdür. MİT ve MSB de bu rejimin koordine kurumlarıdır. AKP’de daha önce nasıl Gülen Cemaatinin siyasi işlevini görüyorduysa şimdi de bu ekibin siyasi uzantısı olarak işlev görüyor. Şayet Erdoğan baştan beri bu ekibin bir elemanı değildiyse şimdi tüm örgütü ile bu katliamcıların borazanlığını yapar duruma gelmiştir.

Bu pencereden bakınca AKP’den kopup partileşmeye çalışan ekipler doğru yapıyor. Ancak bunlar AKP’nin devlet içindeki güç dengelerinden güçlenip çıkarak ilk yıllarda söylediklerini yapmak yerine, neden MHP ve VP’nin hükmeden gurubu haline geldiğini ve bunda Erdoğan’ın kişiliksizliğinin etkisini anlatırlarsa samimi ve dürüst olduklarını gösterirler. Çünkü ülkenin içine düştüğü durumunun bir numaralı müsebbibi Erdoğan ve AKP’dir. Halka o kadar umut ver sonra gel eleştirdiğin tüm sorunları daha da derinleştir. Yeni ekipler bunu gerçekçi izah etmek zorundadır. Özellikle de Davutoğlu. Bunu yapmazlarsa, olacak olan AKP adıyla yıllardır sürdürülen özel savaş saldırı yöntemlerini taklit etmek olacaktır.

Yazarın diğer yazıları