Türk siyasetinin beynindeki paslı çivi: Kürt kireçlenmesi

Erdoğan şefliğindeki siyasi İslam diktası iflas etmiştir.  Aslında bu dikta 7 Haziran 2015 seçimlerinde halkın oylarıyla yıkıldı. Ama onlar her türlü yalan, hile ve zorbalıkla diktalarını ayakta tutmaya çalışıyorlar.

23 Haziran 2019 tarihinde yenilenen İstanbul BBB seçimlerinde bir daha görüldü ki bu diktanın sonu gelmiştir.

Erdoğan medyasının yarattığı hayal dünyasına kanmayın.

Bunlar her türlü yalan ve kışkırtma ile İmamoğlu’na saldırdılar ama gene de bozguna uğradılar. Bunların yalanları sadece kendilerini kandırıyor. Hatta onu bile beceremiyorlar. Son seçimde görüldü ki bırakın muhalifleri AKP ve MHP’ye oy veren halk bile bunlara inanmıyor. Bunların medyası saldırdıkça AKP-MHP çetesinin oyları düştü. Bunu hiçbir medya yaygarası örtemez.

Bunlar hala inanmak ve inandırmak istiyor ki, bütün dünya bunların yazdığı gibi şekillenecek. Sanıyorlar ki Trump, Putin ve bütün dünya liderleri ya da en azından danışmanları her sabah ilk iş olarak bunların saçmaladıklarını okuyor ve sonra büyük bir heyecanla liderlerine koşup korku içinde rapor veriyor. Oysa dünya bunların hallerine gülüyor. Sonuçta Trump’ı bile kendi hallerine güldürmeyi başardılar. Böyle giderse Hollywood senaristlerini ve yapımcılarını da yaya bırakacaklar.

AKP-MHP çetesi kendi suçlarının hesabını vermekten kurtulmak için iktidarını mutlaka sürdürmek istiyor. Bunun yolunu da Kürtlerle savaşı sürdürmek ve Kürt direnişini ezmek olarak görüyor. Bu nedenle hem 3-5 oy alırım umuduyla Osman, Miroğlu, Metiner, Ensarioğlu, Tatlıses, Bingöl gibilerine TRT’yi bile açarken, Barzani’ye yalvarırken bir yandan da Cemil Bayık’ın Washington Post’a yazı yazmasına köpürüyor ve saldırıya geçiyor.

Cemil Bayık yazısında çözüm önerilerini sunuyor ve Sayın Öcalan’ın baş müzakereci olduğunu bir daha vurguluyor. Bunları Erdoğan ve danışmanları bilmiyor mu? 2013-2015 diyalog sürecinde kimle konuşup anlaştılar? Dolmabahçe mutabakatını kimle imzaladılar? Sonra niçin vazgeçip katliamlar yaptılar?

Son seçimlerde bizzat Erdoğan’ın ağzından Öcalan’a ait diyerek çarpıtma bir yorumu niye ilan ettiler?

1991 seçimlerinde HEP’in SHP ile anlaşıp meclise girmesiyle siyasi çözüm konusu gündeme girdi. Ama her seferinde bunu dile getiren siyasetçiler zindana atılarak katliamlarla sorun bastırılmak istendi. 100 yıllık tehcir-tenkil politikalarından medet umuldu. Her gün bir cezaevinden, bir köyden, bir mahalleden ya da dağdan ölüm haberleri geliyor.

Halklarımızın en acil ve yakıcı sorunu bu savaşın bitmesi, herkese onurlu bir barış içinde eşit-özgür bir yaşamın garanti edilmesi değil mi? Bu olmadan başka hiçbir sorun çözülemez.

TBMM bunu konuşup tartışmayacaksa neyi tartışacak?

Erdoğan’ın su gibi para verdiği danışmanları bunu görmüyor mu, ona söylemiyor mu?

Erdoğan bir danışmanın maaşı kaç lira, bir ekmek kaç lira bilmiyor mu?

Erdoğan seçimlerden önce partisinde metal yorgunluğu olduğunu söyleyip birçok yöneticisini değiştirmişti. Saray medyasının azgın saldırılarına, kışkırtmalarına rağmen seçimlerde bozguna uğradı. Halk onlara “mitilini de al git” dedi. Açık ki sadece metal yorgunluğu yok. Gönüller yorgun, diller yorgun ve de aslında beyinler yorgun. Bu yorgunlukların da çaresi yok.

Bu karanlık tünelden çıkabilmek için Cemil Bayık’a saldırmak yerine yazdıklarına kulak vermek gerekiyor. Yoksa her geçen gün iş geri dönülemez bir noktaya doğru gidiyor. Kendi içinde savaş halinde olan bir devletin sonu felakettir.

Devletin beynindeki paslı çivinin çıkarılması, Kürt kireçlenmesinin kırılması ilk ve en acil adımdır.

Yazarın diğer yazıları