Türk toplumunun Erdoğan sevgisi!

Hayır Cephesini kısaca; Erdoğan fobisi olanlar, eski Cumhuriyeti özleyenler ve Hayır’ı yeni bir başlangıç için umuda dönüştürmek isteyenler olarak üçe ayırırsak eğer, sanırım çok fazla yanılmış olmayız. 

Bu yazıda sorunu Erdoğan karştlığına indirgemenin nasıl bir anda tersinden Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmek anlamına geldiğini irdelemek istiyorum. 

Toplumun bazı kesimlerinde daha başlangıçtan itibaren Erdoğan fobisi vardı; bu çevrelerin AKP iktidarının ilk günlerinden günümüze kadar devam eden derin bir Erdoğan antipatisi var ve aynı çevreler sorunu hala ısrarla Erdoğan karşıtlığı veya taraftarlığı olarak görmeye devam ediyorlar. 

Bu tutum doğal olarak kendi karşıtını da üretti ve bir süre sonra toplumun başka bir kesimi de Cumhurbaşkanı Erdoğan ne yaparsa yapsın ona inanmaya başladı. 

17/25 Aralık operasyonlarında Erdoğan’ın başbakanı olduğu kabinenin 4 bakanının ve Erdoğan’ın yakın çevresinin Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk olayına karıştığı ortaya çıktı. Operasyon sonrası ortaya çıkan onca ayakkabı kutularının, para sayma makinelerinin Türk toplumunun bazı kesimlerinde var olan Erdoğan hayranlığına hiç bir etkisi olmadı. 

Bir dönem dolaşımda olan “Hırsız da olsa iş yapıyor!” yaklaşımı toplumsal bölünmüşlüğün ahlaken en düşkün bir biçimde açığa çıkmasından başka bir şey değildi. Türk toplumunun bir kesimi açıkça “Hırsızsa benim hırsızım, ben hırsızıma da sahip çıkarım!” tavrı alarak sorunun sadece rüşvet alanda, hırsızlık yapana da değil sosyal psikoloji açısından çok daha derinde olduğunu da ortaya koyuyordu.

Bu aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarına Türk seçmeninin bir kesimi tarafından verilen açık çekti; ve Erdoğan günümüzde de bunu sonuna kadar kullanmaya devam ediyor.

Birçok çevre Erdoğan’ın nobranlığını, önününe gelen herkese meydan okumasını bir türlü anlayamıyor. “Erdoğan neyine güveniyor da kimi zaman; Rusya’ya, AB’ye, hatta yeri geldiğinde ABD’ye sataşıyor!” diye soruyor, sonra da kendi içlerinde “olsa olsa bu bir oyundur!” yargısına varıyorlar.

Halbuki burada sıradan basit bir oyunu çok çok aşan bir durum var. Cumhurbaşkanı Erdoğan ısrarla dışarıda düşmanlar bularak, içerde de toplumu çatıştırarak; seçmeni kendisi ve toplum için daha iyisini isteyen bireylerden çok Erdoğan hayranı ve Erdoğan karşıtı taraftarlara dönüştürüyor. 

Bir tür dönüşüme uğrayıp seçmen özelliklerini taraftarlıkla değiş tokuş etmiş Türk seçmeni bu tutumu ile Erdoğan’ı her türlü iç ve dış tehlikeden koruyan bir tür zırha dönüşmüş oluyor. 

O da bunu bildiği için tıpkı bağımlılarında olduğu gibi her defasında; provokasyonu, kışkırtıcılığı, içerde ve dışarıda çatışma arayışlarını bir doz daha arttıyor.

İşte tam da bundan dolayı her geçen gün işler biraz daha raydan çıkıyor; kontrol edilemez hale geliyor. Önceleri belki sadece biraz daha fazla oy için yaratılan gerilimler bir süre sonra kontrol edilemez hale geliyor. 

Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in “fazla ileri gitmeyin yoksa yargılanırsınız“ tepkisini biraz buradan değerlendirmek lazım; Gabriel kendini Cumhurbaşkanı Erdoğan ve etrafındakileri uyarmak zorunda hissediyor. Yaşananların artık bir oyun olmaktan çıktığını, bir adım sonrasının uçurum olduğunu Türk hükümetine göstermeye çalışıyor! Bazı şeyleri önce hoyratça bozup sonra düzeltemezsiniz; O kadar taviz vermelerine rağmen Türkiye/Rusya ilişkileri bir daha hiç bir zaman uçak krizi öncesine dönmeyecek. Türkiye Erdoğan ve ekibi sayesinde AB çevrelerinde bir daha asla ciddiye alınmayacak, ABD Türkiye’ye bir daha asla güvenilir bir müttefik olarak bakmayacak.

Ama ne gam; Erdoğan ve ekibi her gerilimden sonra gelecek bir kaç puanın hesabını yapmaktan; koca bir ülkenin uç kenarına gelmiş olmasını umursamıyorlar bile; varsa yoksa iktidarları!

Bu kafaya ulaşmak için ne aldıklarını bilmiyoruz; ancak AKP ve Erdoğan Türk tipi başkanlık sistemi ile uçacaklarını iddia ediyorlar, bize göre ise kafa üstü çakılacaklar!

Yazarın diğer yazıları