Türkiye-Almanya arasındaki kriz derinleşiyor

Türkiye-Almanya arasındaki ilişkiler hiç bir dönem bu kadar gerilmemişti. Bu gerilimin görünen nedenlerini hepimiz biliyoruz. Ancak en önemli nedenlerden birini, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker dile getirdi; “Türkiye’nin Avrupa’dan dev adımlarla uzaklaşıyor. Sorulması gereken soru, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin sonuna gelinip gelinmediğidir. Bu durumdan da tamamen Türkiye sorumludur.” Bu tesbit krizin sadece Almanya ile olmadığını ve fakat batıya karşı Türkiye’nin ideolojik bir duruş sergilediğini de kanıtlar nitelikte. Kanımca, AKP Hükümetinin batı ile yaşadığı krizlerin çıkış noktası işte bu ideolojik ayrıntıda gizli.

Almanya ile yaşanan kriz ve gerilimleri bu saptama üzerinden değerlendirirsek gerçekçi bir analiz yapmış oluruz. Önemli kriz alanlarını gözden geçirdiğimizde Türkiye-Almanya arasındaki ilişkilerde daha net bir fotoğrafa ulaşabiliriz.

İncirlik görünen kriz alanlarının en önemli başlığı. Türkiye uzun süre Almanya Parlamento heyetinin İncirlik Üssünde Uluslararası Koalisyon bünyesinde konuşlanan Alman askerlerini ziyarete izin vermedi. Almanya, Türkiye için sıradan bir ülke değil. Her iki ülke NATO üyesi. Geçmişi uzun bir askeri, diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler söz konusu. Almanya Türkiye’nin en fazla ticaret hacmine sahip ülkelerinden biri. Buna rağmen İncirlik için yaşanan kriz aşılamadı. Almanya askerlerini Ürdün’e çekmek zorunda kaldı. Bu kuşkusuz Almanya için oldukça onur kırıcı oldu. Almanya’nın bu davranışı unutması elbette beklenemez.

Başka bir kriz alanı 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili. Erdoğan, hikümet ve AKP sözcüleri bu darbe girişiminden batıyı sorumlu tuttuklarını açıklamaktan bir beis görmediler. Özellikle Almanya’ya yapılan iltica başvuruları, bunların önemli bir kısmının Türkiye’nin NATO’da görev yapan üst düzey asker olması, Erdoğan için Almanya’yı suçlama ve gerilimi tırmandırmak için önemli bir fırsat tanımış oldu. FETÖ suçlaması ile Almanya’ya ilticalar ve iltica başvurusunda bulunanaların iadesi konusu krizin daha uzun süre devam edeceğine işaret ediyor.

Şubat 2017’de Türkiye – Almanya ilişkilerinde gerilimi artıran başka bir konu da Türkiye’nin açıkça Almanya toprakları üzerinde, uluslararası yasalara ve diplomatik teamüllere aykırı bir şekilde istihbarat toplaması oldu. Bu istihbarat çalışmasında Kürt siyasetçilerinin de hedef alındığı biliniyor. Bu istihbarat toplama faaliyeti gerilimi artıran belkide bardağı taşıran son damlalardan biri oldu. Nitekim, Almanya İçişleri Bakanı Thomas Maiziere, “Alman topraklarında casusluk faaliyetleri yürütmek yasalar kapsamında ceza gerektirir ve buna asla müsamaha gösterilemez” açıklamasını yaptı. 

Erdoğan ve AKP temsilcilerinin 16 Nisan referandumu nedeni ile başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde düzenlemek istedikleri “toplantılara” izin verilmedi. Almanya açık tavır aldı. Türkiye’deki kutuplaşmayı Almanya’ya taşımaya izin vermiyeceklerini açıkça dile getirdiler. Buna rağmen özellikle Erdoğan’ın “Nazi” söylemi Almanya kamuoyunda ve politikacılarında büyük bir öfkeye neden oldu. Söylenen sözlerin ve suçlamaların Almanya açısından unutulacağını beklemek saflık olur. 

Türkiye-Almanya ilişkilerindeki bir başka kırılma noktası Türkiye’de “tutuklu” bulunan Alman vatandaşları. Almanya’dan Türkiye’ye vatandaşlarını serbest bırakma talebi hemen her gün dile getiriliyor. İki gün önce, Almanya Başbakanı Angela Merkel Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarının serbest bırakılmaları gerektiğini söyledi. “Talebimiz açık, tutuklu tüm Alman vatandaşları serbest bırakılmalı… Türkiye ile daha iyi ilişkiler geliştirmemizi isterim ancak gerçekleri de görmek zorundayız. Bu, ilişkilerimizde çetrefilli bir dönem” diyerek ilişkilerdeki krizin ne kadar ciddi olduğunu açıkça söylemiş oldu.

Her kriz beraberinde yeni krizler getiriyor. Berlin’den yapılan açıklamalara bakılırsa, Almanya, Türkiye’ye karşı bir takım yaptırımlar konusunda hazırlıkta yapıyor. Alman vatandaşlarının Türkiye’ye seyahat etmemeleri konusundaki ciddi çağrılar, gümrük birliği konusunun askıya alınması çağrısı gibi yaptırımlar zaten kırılgan olan Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyecektir.

Bu konuda Merkel son derece net bir açıklama yapıyor; “Gümrük Birliği konusunda yarın AB Komisyonu’na Alman hükümeti olarak durum değişmedikçe önümüzdeki aylarda Gümrük Birliği konusunda görüşme yetkisi vereceğimizi sanmıyorum.”

Türkiye-Almanya ilişkileri; İncirlik Üssü, Alman vatandaşlarının tutuklanması ve Ankara’nın 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili Almanya’dan destek bulamadığı yönündeki eleştirileri, iltica başvuruları, casusuluk, gümrük birliğinin güncellenmesi konusu, gibi kamuoyunun bildiği ve fakat bilmediğimiz başka gerilim alanlarının varlığının gözönünde tutarsak, iyice gerileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Ankara, Almanya seçime giderken, bilerek gerilimi tırmandırıyor. Berlin’in bu girişimleri iç işlerine müdahale olarak algılıyor. Ankara, yaşanan bu krizler sanki Almanya’daki seçimler bittikten sonra sona ereceğini düşünüyor. Oysa başta Erdoğan olmak üzere, Ankara’da neredeyse AKP ve Hükümetin tüm sözcülerinin Almanya’ya karşı kullandıkları dil ve suçlamalar unutulucak gibi değil. Berlin öfkesini göstermiyor belki ancak bu söylenenleride kolay kolay sineye çekecek değil. 

Kaldıki Almanya’daki tüm Türkiye kökenli seçmenlerin oranı yüzde 1’i geçmiyor. Erdoğan ve AKP Hükümetinin bu seçmen üzerinden geliştirdiği argümanlar boş ve gerilimi artırmaktan başka işe yaramıyor. Kaldıki bu politika tüm Türkiyeli göçmenlerin Almanya’daki kazanımlarını oldukça zora sokuyor. Almanya’daki Türkiyeliler, Almanya meclisinde oy oranlarından daha fazla bir güçle temsil ediliyorlar. Ankara’nın bu agresif yaklaşımı bu kazanımları ve siyasi temsiliyeti zayıflatabilir.

Brüksel’den yapılan açıklamalar ise hiçde iç açıcı değil. Türkiye- Almanya krizinin giderek büyüyeceğini ve yeni boyutlar kazanacağını gösteriyor. Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Birliği (AB) Büyükelçileri Konferansı’nda yaptığı konuşmada,bu gerçeğin altını kalın çizglerle çiziyor: üyelik müzakerelerini resmi olarak bitirmenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a düştüğünü söyledikten sonra şunları ekliyor, “Erdoğan’ın AB’yi suçlayabilmek için müzakereleri bitiren taraf olmasını ümit ettiğini” belirterek, “Tuzağa düşmemeliyiz, sorumluluk bütünüyle Türk tarafında.” 

Mesaj yeterince açık değil mi? AB sürecini kim bitirecek? 

Hiç kuşkusuz bu krizin tek kaybedeni olacak. Oda Türkiye olacak…yani halklarımız.

Yazarın diğer yazıları