Türkiye BM’de çıkmazda!

Uzun dönemden beridir Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin, Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan insan hakları ihlallerine dönük eleştirilerine cevap vermekte zorlanan Türk devlet yetkilileri, BM’nin attığı son adımlar karşısında ne yapacağının şaşkınlığını yaşıyor.

2016’tan itibaren hem Kürdistan hem Türkiye illerinde yaşanan ciddi insan hakları ihlalleri, Türkiye’nin de üyesi olduğu BM İnsan Hakları Konseyi’nin gündeminden düşmüyor. Cizre, Sur, Nusaybin başta olmak üzere Kürdistan’ın birçok merkezinde işlenen savaş ve insanlık suçlarını belgeleriyle raporlayan BM’nin, bu ciddi raporları ne zaman Türk devletinin karşısına çıkaracağı bilinmese de, Türk devleti BM’nin bugüne kadar yaptığı uyarı ve eleştirilere cevap getiremem durumunu yaşıyor.

Erdoğan’ın talimatıyla BM Cenevre çatısı altında büyük bir ekiple çalışma yürüten Türkiyeli yetkililer, bir taraftan Kürdistan’da insanlık ve savaş suçlarının işlendiğini ortaya koyan raporları, boşa çıkarmanın yollarını ararken, diğer taraftan da BM’nin son dönemde attığı adımlar karşısında büyük bir şaşkınlık yaşıyor.

Son olarak geçtiğimiz günlerde BM Cenevre Ofisinde Demokratik Suriye Güçleri (QSD) üyesi Mazlum Abdi ve BM yetkililerinin katılımıyla düzenlenen bir törenle çocukların silah altına alınmasını yasaklayan ve çatışmalardan korunmasını öngören bir eylem planı imzalanmıştı. Hem QSD’li yetkililerinin BM’de ağırlanması hem de BM ile imzalanan bu eylem planı, Türk devletini ciddi bir şekilde rahatsız etti. Antlaşmanın basına duyurulmasının ardından harekete geçen Türk devleti, üst üste yaptığı anlamsız açıklamalarla Kürtlere karşı düşmanca tutumunu bir kez yine ortaya koymuş oldu.

Dışişleri bakanlığından yapılan ilk açıklamada BM tarafından QSD’nin muhatap alınmasının kabul edilemez olduğu dile getirilip, bu duruma karşı BM nezdinde girişimler başlatıldığını duyurmuştu. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric ise yaptığı bir basın açıklamasında bir gazetecinin sorusu üzerine Türk devletinin tutumunun anlamsız olarak değerlendirip, BM’nin böyle bir eylem planını imzalaması için kimseden izahat almayacağını söylemişti.

Dışişleri Bakanlığının ardından harekete geçen Türkiye’nin BM Cenevre Ofisi Daimî Temsilciliği ise hem İsviçreli hem de BM yetkililerle iletişime geçerek QSD’li Mazlum Abdi’nin Cenevre ve BM’de ağırlanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirse de, her iki tarafta bu rahatsızlığın yersiz olduğunu Türk yetkililere bildirdiği kulislerden edinilen bilgiler arasında.

Peki, ABD’nin öncülüğünü yaptığı Uluslararası Koalisyonun Suriye’deki askeri anlamda desteğini sürdürdüğü QSD’nin, BM ile imzaladığı bu eylem planı, Türkiye’yi neden bu kadar rahatsız etti? QSD askeri anlamda bugüne ne kadar uluslararası koalisyon tarafından desteklenmiş olsa da, uluslararası alanda bağlayıcılığı olan kurumlar QSD’yi doğrudan muhatap almaktan kaçınmıştı. BM’nin resmi bir törenle QSD’li yetkililerle imzalamış olduğu bu eylem planı, bir taraftan QSD’ye uluslararası alanda hem siyasi hem askeri muhataplık rolünün önünü acarken, diğer taraftan QSD’nin BM tarafından resmi olarak tanınan yapılar arasına girmesini sağladı.

İki taraf arasında imzalanan bu eylem planın ortaya çıkardığı bir diğer önemli nokta ise, Türk devletinin QSD’ye karşı BM çatısı altında yürüttüğü antipropagandanın tamamen boşa çıkarılması oldu. Özetle, Türk devleti ne kadar Kürt karşıtı politikasında ısrar eder bilinmez ama gerçek olan o ki; Kürtlere karşı yürütülen bu düşmanlık politikası, Türkiye’nin devlet olmaktan kaynaklı sahip olduğu meşrutiyetini uluslararası alanda gün geçtikçe daha da tartışmalı bir hale getiriyor…

Yazarın diğer yazıları