Türkiye-DAİŞ-ÖSO’nun Efrîn işgali, ABD ve Rusya’nın bu işgale desteği

Ferda ÇETİN

2011 yılındaki nüfus sayımına göre ilçe merkezi ve köyleri ile birlikte Efrîn’in nüfusu 523 bin idi. Efrîn’de sadece Müslüman Kürtler değil, Êzîdî ve Alevi inancına mensup Kürtler ve Hıristiyan inancına mensup halklar da yaşıyor. Kürtlerle birlikte Arap, Çerkes, Türkmen ve Ermenilerin yaşadığı Efrîn’de, uzunca bir zamandır çoğulcu, seküler bir yaşam sürdürülmektedir.

Nitekim Irak ve Suriye’de aynı güçler tarafından etnisite, din ve mezhep esasları üzerinden yürütülen “cihat” savaşından sonra, Efrîn savaştan kaçanlar için güvenilir ve sakin bir sığınak olmuş; Efrîn halkı, kendi olanakları ile Şerava mıntıkasında Rubar ve Şehba isimli iki kamp kurmuş, ilçe merkezi ve köylerde 300 bin civarında savaş mültecisini barındırmıştır. 2017 yılında Efrîn’in nüfusu 840 bine ulaşmıştır.

Kuzey Suriye’de, Rojava’nın diğer kantonlarında 2014 yılından itibaren El Kaide, El Nusra, DAİŞ ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile Kürt güçleri arasında şiddetli bir savaş yaşanırken bu savaş hiçbir şekilde Efrîn’e yansımamış; Efrîn, Suriye ve Rojava’nın en huzurlu ve sakin kenti olarak dikkat çekmiştir.

Dünyanın gözü önünde

Peki böylesine huzurlu ve sakin bir kent nasıl oldu da iki aylık süreç içinde, dünyanın gözü önünde Türk devleti ve onunla birlikte hareket eden DAİŞ, El Nusra, ÖSO teröristleri tarafından işgal edildi?

Türk devleti, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından itibaren El Kaide, El Nusra, DAİŞ, Ahrar’uş Şam, Ceyş-ül İslam ve ÖSO gruplarını destekledi.

24 Kasım 2015 günü Türk uçaklarının Rusya’ya ait SU-24 tipi Rus savaş uçağını düşürmesinden sonra, Rusya Genelkurmay Başkanlığı kurmayları, uydu görüntüleri eşliğinde, Türkiye-DAİŞ ilişkilerini açıkladılar. 2 Aralık 2015 tarihinde yapılan canlı- görüntülü basın toplantısında, Türkiye’nin DAİŞ’e yaptığı askeri yardımlar yanında, Erdoğan ailesinin de dahil olduğu petrol kaçakçılığı da belgeleriyle açıklanıyordu.

Suriye sahasında başından beri, terörist örgütler listesi konusunda BM, ABD ve Rusya arasında bir uzlaşı söz konusuydu. El Kaide, El Nusra, DAİŞ, Ahrar’uş Şam, Ceyş-ül İslam ve türevleri her zaman bu listenin içinde yer aldılar.

28 Temmuz 2016 günü, Suriye’de savaşan cihatçı El Nusra örgütü lideri Muhammed El Culani, El Kaide’den ayrılarak Fetih el Şam Cephesi’ni kurduğunu ilan ettiğinde, El Kaide içindeki bu elbise değişikliğine Rusya Dışişleri Bakanlığı 29 Temmuz 2016 günü; “teröristlerin imajlarını değiştirmeye yönelik tüm girişimler nafiledir. El Nusra Cephesi, kendisini nasıl adlandırırsa adlandırsın yasadışı bir terör örgütüdür” açıklaması ile yanıt vermişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Rusya ile aynı görüşte olduklarını çok önceleri açıklamış; “Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan ve Rusya’nın terör örgütü ilan ettiği DAİŞ ve Nusra Cephesi ile alt gruplarını, Ahrar’uş Şam ve Ceyş’ül İslam’ı, terörist grup olarak tanımlıyoruz” demişti.

Birleşmiş Milletler teşkilatı da, isim değişikliğine rağmen bu grupların terör listesinde kalacağını duyurmuştu.

QSD güçleri çetelere karşı büyük başarılar kazandı

Bütün bu gelişmeler yaşanırken Rojava’daki kanton yönetimlerine bağlı YPG/YPJ ve QSD güçleri, Suriye’deki cihadist gruplara karşı şiddetli bir savaş yürütmüş; binlerce savaşçısını yitirme pahasına, Türkiye, Arabistan ve Qatar’ın desteklediği El Kaide, ÖSO ve DAİŞ çetelerine büyük yenilgiler yaşatmıştı.

Kürt savaşçılarının, radikal-İslamist gruplara karşı elde ettiği bu başarıdan sonra ABD, Avrupa Birliği ve Rusya, sahadaki Kürt savaşçı güçlerle ilişkilerini geliştirdiler. Fiilen Rojava Kürtleri de ABD ve AB’nin oluşturduğu koalisyonun bir parçası haline geldiler.

Fakat ABD, BM ve AB bu ilişkinin başladığı günden bu güne kadar Rojava Kürtlerinin meşru yönetimini tanımama politikası gütmeye devam etti. 2013 yılının sonunda Cenevre’de başlatılan ve ‘Suriye’de siyasal barışçıl çözüm’ amacıyla 7.’si yapılan konferanslara Türkiye, İran, Arabistan, Qatar’la birlikte El Kaide, ÖSO ve El Nusra gibi örgütler çağrılmıştır. Kürtler adına ise meşru temsilciler ve gerçek muhataplar değil; Rojava’da siyasi ve askeri hiçbir gücü ve etkisi olmayan, Türk devleti ile sıkı bir işbirliği içinde olan, Irak KDP’sine bağlı ENKS isimli grup temsilcileri davet edilmiştir.

Suriye’deki savaşta destekledikleri cihadist çete gruplarının yenilmesi üzerine Türk devleti politika değiştirmek zorunda kaldı. Yıllarca askeri ve siyasi destek sunduğu, kendi topraklarında askeri kamplar kurarak eğittiği, donattığı, silah ve cephane verdiği El Kaide, DAİŞ ve El Nusra örgütlerine karşı savaş ilan ettiğini duyurdu.

Bu tutum değişikliğinin sahte ve samimiyetten uzak olduğunu bilmesine rağmen ABD ve Rusya da, Türkiye’yi koalisyonun bir parçası haline getirdi. Bu kabul sadece Türk devletine değil; ABD, Rusya ve BM’nin ‘terörist örgüt’ ilan ettiği grupların da meşrulaştırılması anlamına geliyordu.

Çünkü; Türk devleti alenileşen bu ilişkilere resmiyet ve meşruiyet kazandırma ihtiyacını çok önceden görmüş; nitekim TC.Bakanlar Kurulu, 16 Haziran 2014 günü, El Nusra ve bağlı örgütleri terör listesinden çıkarmıştı. Türk hükümetinin aldığı bu karar, 18 Haziran 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti.

Bu gerçeğe rağmen Rusya, ABD ve BM Türkiye’nin önce Cerablus’u, ardından El Bab’ı işgal etmesine izin ve onay verdiler. Türkiye sözde bu bölgelerde DAİŞ çeteleri ile savaşıyordu. Ancak Türk askerleri yıllardır yardım ettikleri ve eğittikleri bu gruplarla hiçbir ciddi çatışmaya girmeden ve iki taraftan ciddi hiçbir kayıp yaşanmadan, işgal edilen yerler Türk devletine teslim edildi.

Efrîn işgaline destek verdiler

Ardından 20 Ocak 2018 günü Türk devletinin Efrîn işgali başladı. Efrîn-Türkiye sınırında Efrîn Kanton yönetimi ile yapılan antlaşma çerçevesinde, kendi bayrakları ile nöbet tutan Rus askerleri; bayraklarını, zırhlı araçlarını, tank ve toplarını toplayarak, Türkiye-El Nusra-DAİŞ ve ÖSO çete gruplarının işgali için onay ve izin verdiler. Bununla da sınırlı kalmayarak hava sahasını Türk savaş uçaklarına açtılar.

ABD, BM ve AB de bu işgale ciddi hiçbir tepki göstermeyince; Suriye ve Irak’ta “terörist grup” diye ilan edilen grupların Türk ordusu ile birlikte, Kürtlerin topraklarını işgal etmesinin kapıları sonuna kadar açılmış oldu. Kısacası Türkiye’nin Efrîn işgali, kendi askeri ve siyasi gücü ile değil; BM, ABD ve Rusya’nın izin ve onayı ile gerçekleşti.

İşgal egemenlik hakkına saldırıdır

Efrîn işgali, BM Teşkilatı’nın amaçlarını düzenleyen sözleşmenin 1. maddesine de açıkça aykırıdır. Rojava Kürtlerinin özgürce yaşam ve mülkiyet haklarına açık bir saldırı niteliğinde olduğu kadar, Suriye’nin egemenlik haklarına da saldırıdır.

Sözleşmenin 2. maddesinin 1. fıkrası hiçbir tartışmaya ve yoruma yer bırakmayacak açıklıktadır; “Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur” ifadesi, Türk devletinin Suriye topraklarına girme hakkının bulunmadığını belirtmektedir.

BM’nin amaçlarını düzenleyen sözleşmenin 2. maddesinin 3. fıkrası ise,  BM üyesi devletlerin, ihtilaflı konularda izleyeceği yol ve yöntemleri düzenlemektedir; “Tüm üyeler, uluslararası nitelikteki uyuşmazlıklarını, uluslararası barış ve güvenliği ve adaleti tehlikeye düşürmeyecek biçimde, barışçı yollarla çözerler” demektedir.

Türk devleti ve kendisine bağlı cihadist-radikal İslamist gruplar bırakalım sorunları barışçıl yollarla çözmeyi; uçak, tank, top saldırıları eşliğinde; işgal, gasp, insan kaçırma ve tecavüz suçları işleyerek Efrîn’i işgal etmiştir.

BM teşkilatının amaçlarını düzenleyen sözleşmenin 2. maddesinin 4. fıkrası ise, Türk devletinin Suriye işgalini açık bir biçimde mahkûm eder niteliktedir; “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletlerin amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.”

Uluslararası hukuku ayaklar altına aldılar

BM, ABD, Rusya ve Avrupa Birliği devletleri, Türkiye’nin Suriye topraklarını ve Efrîn’i işgal etmesine sessiz kalarak BM sözleşmesi ile uluslararası hukukun ayaklar altına alınmasına izin ve onay vermiş; bu suçun ortağı haline gelmişlerdir.

Rusya ve ABD, Türkiye’nin Efrîn işgalini destekleyerek, daha evvel defalarca “terörist” ilan ettikleri El Nusra, El Kaide, Ahrar’uş Şam, DAİŞ ve ÖSO gibi örgütlerle üstü kapalı bir anlaşma yapmıştır. Bir NATO ülkesi olan Türkiye, Avrupa’nın da gözleri önünde NATO silahları ile Efrîn’deki insanları evlerinden ve topraklarından çıkararak mülteci konumuna getirmiştir.

Birleşmiş Milletler sözleşmesinin 73 ve 74. maddeleri, BM üyesi olmayan devletler ile henüz kendi kendilerini yönetebilecek düzeye gelememiş toplumlara yardım ve destek sunularak himaye edilmelerini düzenlemiştir.

Qamişlo ve Kobanê kantonlarının ABD ve AB ile Efrîn Kantonu’nun da Rusya ile ilişkileri vardı. ABD ve Rusya, Rojava kantonlarını Türkiye veya Suriye’nin hava saldırılarına karşı koruyor, bir nevi himaye sağlıyordu. Fakat Efrîn işgali ile birlikte, ABD ve Rusya bu “himaye”den kaynaklanan hak ve sorumluluklarını, Türk devleti ile birlikte DAİŞ ve El Nusra çetelerine devretmiştir.

* Gazeteci Ferda Çetin’in Avrupa Parlamentosu’nda 28 Haziran’da gerçekleştirilen “Türkiye’nin Efrîn işgali” konferansında yaptığı sunumdur.

Yazarın diğer yazıları