Türkiye dehşet ikileminden Çıkamazsa yıkıma uğrar (1)

Türkiye büyük bir hızla Rusya-İran eksenine eklemleniyor. Söz konusu ittifak Saray’ın ülke içinde kurduğu Ergenekonla ve MHP’yle ittifakın devamından başka bir şey değil.

Bu eklemlenme Saray rejiminin “Üçüncü Dünya Savaşında” uğradığı yenilginin kaçınılmaz bir sonucu. Uğranılan yenilgi aynı zamanda ABD’nin de Suriye’de ve Irak’ta, Rusya ve İran karşısında inisiyatifi kaybetmesine yol açtı. Türkiye’nin ve onun desteklediği “Sünni Arap” muhalefetinin IŞİD’ın etkisi altında ve Rojava devriminin doğrudan bir sonucu olarak, Suriye’de rol oynama imkanını kaybetmesi ABD’nin Rusya ve İran karşısında alternatifsiz kalmasına yol açtı ve ABD’yi hiç de benimsemediği “Rojava-PYD/YPG-YPJ alternatifine” mecbur etti. Aynı zamanda ABD Rusya’nın bölgedeki konumunu kabul etmek zorunda kaldı. Bu sonuçlar, Türkiye’nin NATO açısından işe yarar bir müttefik olmadığı sonucu doğurdu ve bunun sorumlusu da Erdoğan olduğu için ABD bu defa Erdoğan’ı “cezalandırma” kararı verdi.

Hatırlayalım: 2002 yılında Amerikan ordusunun Türkiye’de konuşlanması ve Irak’a Türkiye üzerinden girmesi amacıyla verilen 1 Mart tezkeresi, ordunun “bir taşla iki kuş vurma” ya da hem Güney Kürdistan’ı işgal etme ve hem de savaşın sorumluluğunu AKP’nin sırtına yüklemek için MGK’de alınması gereken karara destek vermemesi ve bu “oyunu” Gül ve Arınç grubunun, Erdoğan’a rağmen TBMM’de bozması üzerine, Amerikan hükümeti orduyu suçlamış ve bunun ardından da ünlü Ergenekon-darbe operasyonları Erdoğan ve Cemaat ortaklığında başlatılmıştı.

Şimdi benzer bir cezalandırmayla Erdoğan karşı karşıya. Saray bu cezalandırmadan kurtulmak için, bütün yenilen iktidarların yaptığı gibi Suriye ve Irak’ta üstün gelen Rusya ve İran eksenine sığındı. İktidarını bu şekilde ayakta tutma yolunu seçti.

Cezalandırma süreci, Saray’ın “erken doğum yaptırdığı darbe” sayesinde zora girmekle birlikte, şimdi Zarrab davasında adım adım sonuca yaklaşıyor.

Türkiye’nin içine yuvarlandığı bu hazin durumda, Erdoğan “Amerikan-İsrail yağmurundan kaçarken”, “Rusya-İran dolusuna yakalanmak” üzere.

Bu vahim gelişme, henüz son noktaya varmadı. Zarrab davası gerçekte Saray rejimiyle ABD arasında gizli pazarlıkların üstünü örten bir perde. Pazarlık sonuç vermezse, ABD yargısı Türkiye’yi “teröre destek veren haydut devlet” ve Erdoğan’ı da “savaş suçlusu” olarak mahkum edecek. Bunun arkası ağır ambargolar ve içeride ekonomik yıkımdır. Aynı zamanda Türkiye’nin NATO şemsiyesinden mahrum edilmesidir. Rejim de buna karşı Rusya ve İran eksenine tüm varlığı ile teslim olacak.

Bu teslim olmanın sonuçlarına gelince… Özellikle silah ambargosuyla karşı karşıya kalan Türkiye, NATO silahlarının yerini kısa erimde Rus silahlarıyla değiştiremeyeceği için (buna ne Türk ekonomisi dayanabilir, ne de Rusya burnunun dibindeki Türkiye’yi etkili bir şekilde silahlandırır) fiilen “silahsızlanacak.” Bunun sonucu son derecede zayıf bir askeri potansiyelle Türkiye Rusya ve İran’ın askeri hegemonyasına girecek. Aynı zamanda ekonomik ambargo karşısında Türk kapitalizmi ABD ve AB’nin yerini ne kısa erimde ve ne de uzun erimde Rusya-İran ve Çin pazarıyla telafi edemeyecek. Bu da Türk tekelci sermayesinin yıkıma uğraması ve Türkiye’nin Rusya, İran ve Çin’in “sömürü pazarı” haline gelmesine yol açacak.

Ama eğer Zarrab davasının perdelediği pazarlık sonuç verirse, ABD Erdoğan rejimine, 1 Mart tezkeresiyle dayatmak istediği bütün koşulları kabul ettirecek. Aynı zamanda bu pazarlıkta kendi iktidarını koruma karşılığında Saray, ABD’nin İran’a karşı İsrail ve Suudi Arabistan’la birlikte izlediği tehlikeli savaş siyasetine hiçbir itirazda bulunamadan boyun eğecek. Erdoğan tıpkı Saddam gibi İran’a karşı “koç başı” olarak kullanılacak. Bu da Ortadoğu’daki mezhep savaşlarının Türkiye’ye “Alevi-Sünni” iç savaşı olarak yansıma tehlikesini büyütecek. İran’ın üstüne sürülecek olan Türkiye tıpkı Irak gibi yıkıma uğrayacak.

Evet. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı “dehşet ikilemi” böyledir.

Bu “dehşet ikileminden” çıkış yolu var mı?

Bunu da yarınki yazımızda ele alacağız. Şimdiden söylenecek olan şu: Türkiye içine girdiği çıkmazdan dış ittifak oyunları ve pazarlıklarla kurtulamaz. Çare içeridedir. 

Yazarın diğer yazıları