Türkiye İran olur mu?

Bütün dünya medyası İran’da yaşananları dikkatle izlerken; Türk medyası okuyucuyu neredeyse bilgi kırıntıları ile yetinmeye zorluyor. Belli ki birileri “aman ha İran haberleri geçmeyin!” diye uyarıyor.

Nasıl olmasın ki; kimi zaman yan yana fotoğraf verseler de bölgesel rekabetin iki ucundaki Türkiye ve İran birçok noktada birbirlerine benziyorlar. Eskiden birçok insan sık sık endişesiyle “Türkiye İran olur mu?” diye sorarlardı.

Bu soruyu en fazla soran ve “İran olmaktan” herkesten fazla korkan çevreler ulusalcı takıntıları nedeniyle Türkiye’nin hızla İran’dan daha kötü bir noktaya savrulmasına neden oluyorlar. Erdoğan her sıkıştığında Türk toplumunun ulusalcı/milliyetçi zaaflarını kullanarak kendisine karşı bir blok oluşmasını engellemeyi başarıyor.

İşte size Efrîn işgali; Erdoğan Efrîn’i işgal planını ilan ettiğinde birçok anti-Erdoğancı çevre neredeyse hiç sorgulamadan Erdoğan’ın Efrîn planına destek verdi. Bundan güç alan Erdoğan hemen sonrasında hem içerde hem de dışarıda saldırganlıklarını artırdı.

Nasıl olsa bir yol bulmuştu; toplumun bir kesimini dinsel, diğer kesimini ise ulusalcı/milliyetçi duyarlılıkları üzerinden kendine bağlayabiliyordu. Belirli bir dozda ulusalcılık verdi mi siyasal rakipleri bile bir süre sonra Erdoğan’ın arkasında hizaya geçiyorlardı.

Rojava’nın işgali girişimine Erdoğan’la birlikte destek veren “ulusalcı/sözde ilerici” çevreler Türkiye’nin İranlaşması sürecinde çok önemli bir virajın daha dönülmesine bizzat kendileri neden oldular.

Hem Efrîn hem de Rojava işgallerinde Kürtleri yüzüstü bırakan; halkın ezici bir çoğunluğu tarafından seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasına göz yuman bu çevrelerin bundan sonra Erdoğan’a karşı sürdürdükleri iktidar mücadelesinde Kürtlerden dayanışma beklemeye hakları kalmamıştır.

Türk toplumu Erdoğan rejimi ile başa başa kalmak üzere, Kürtler bundan sonra kendi iç meseleleri ile ilgilenecek görüntüsü veriyorlar. HDP’nin belediyelerden ve meclisten çekilme tartışmaları tam da bu noktada önemli hale geliyor.

Erdoğan Kürt halkının seçilmiş temsilcileri üzerindeki baskıyı arttırarak; her gün yeni bir skandal kayyum vakası yaratarak, muhalefet de buna göz yumarak Erdoğan’ın kendi muhalefetini tecrit etme siyasetine çanak tutmaktadır.

Ortadoğu’nun en fazla barış ve istikrara gereksinim duyduğu bir dönemde Erdoğan saldırganlığına karşı durmayan sözde Erdoğan karşıtı blok; Kürt halkının duygusallığında büyük bir kırılmaya neden olmuştur.

Türkiye’nin İranlaşmasında en büyük bariyeri oluşturan Kürtler; Erdoğan karşıtı blokun cesaretsizliği ve içten içe yaşadığı gizli Kürt karşıtlığı nedeniyle önemli ölçüde Türkiye içi iktidar mücadelesinde tarafsızlaşmışlardır.

Bu çevreler laikliği demokratik bir bakış açısıyla değerlendiremedikleri ve sorunu içki içebilmek gibi çok basit bir noktaya indirgedikleri için, ülkede yaşanan hak ihlallerine doğru bir yaklaşım geliştirememektedirler…

Halbuki İran olmak sadece şeriat kuralları ile yönetilen bir ülkede yaşamaya indirgenemez.

İran rüşvetin ulusal bir soruna dönüştüğü, bütün kurumlara mollaların doldurulduğu liyakatın hiç önemli olmadığı, bölgesel denklemde kendine yer açabilmek için iç kaynakların sonuna kadar kullanan, bunun da bir süre sonra topluma işsizlik ve yoksulluk olarak döndüğü bir ülkedir.

İran’da resmi açıklamalara göre yüzde 14 civarında olan işsizlik gerçekte yüzde yirmilerin üzerinde seyretmektedir. Şimdi soruyorum size; bütün bu yukarıda saydıklarımız size hangi ülkeyi hatırlatıyor?

Kürtler ve diğer demokrasi güçlerinin fiili aktif katılımı olmadan bütün Suriye DAİŞ‘in kontrolüne girer, Türkiye’de Erdoğan’ın kontrolünde İslamo/faşist bir ülkeye dönüşür.

Kürtler de kendi yollarına giderler; o zaman işte Türkiye en önemli demokrasi dinamiğini yitirir ve gerçekten İran olur. Türkiyeli laikler bundan sonra ya gerçekten demokrat olacaklar; ya da kendi elleri ile götürüp bu ülkeyi sonsuza kadar İran’dan beter İslamo/faşist bir liderin eline teslim edecekler.

Yazarın diğer yazıları