Türkiye kaosa mı gidiyor?

Seçim arifesinde görülenler Türkiye’nin bir kaos ortamına sürüklendiğinin tüm işaretlerini veriyor. Adliye sistemi çökmüş ve paralel yapılarla süren çekişme işlerin çığırından çıktığı izlenimi veriyor. Hak, hukuk, demokrasi ve insanların can güvenliği geri plana itilmiş durumda.

Erdoğan ve hükümeti açıklanması zor bir saldırı ile karşılaştılar. Yolsuzluklar öne sürülerek Fethullahçılar tarafından hedef alındılar. Devleti beraber yöneten ve paylaşan güçler olarak birbirlerine girdiler. Bunu da, derinlerde kurdukları pusuları ve bilgi toplamaları ağırlıklı devlet güçlerini birbirlerine karşı kullanarak yaptılar. Toplumun geniş kesimleri öne sürülenler ışığında birşeyler anlamaya çalıştı ama hala ne olduğunu tam anlamış değiller.
Şimdi Fethullah ve camiası daha çok demokrasi, AB ve hukuk vurgulu açıklamalar yapıyorlar. Ancak bunun destek toplama ve hükümeti haksız gösterme dışında bir değeri yok. Toplumun birçok kesimini hedef aldıklarında demokrasi ve hukuk hiç de umurlarında değildi. Hele Kürtlere karşı yürüttükleri saldırılarda. KCK tutuklamalarında ve davalarında binlerci insanın içeri tıkılmasında ve ceza almalarında hiç bir hukukî kaygı ve ahlak ölçüsü tanımadılar. Saldırılara öncülük yaptılar. En pespaye psikolojik savaş yöntemlerine başvurdular.
Bunlardan AKP hiç rahatsız değildi. Muhaliflerin bastırılmasında ve onurları, yaşam alanları hedeflendiğinde itiraz etmediler. Birçok konuda ortaklaştılar. Geniş kesimler zarar gördü, mağdur oldu. Polis ve yargı hiç bir dönemle kıyaslanamayacak biçimde politize edildi. Basın olabildiği kadar emre hazır hale getirildi, ipleri ellerinde tutmaya çalıştılar.
Sonuçta o kadar üzerinde durdukları ve askeri vesayeti geriletmede ölçü olarak gösterdikleri Ergenekon davasını yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Uzun yıllara sarkan tutuklama ve yargılamanın sağlıklı yapılmaması, değişen ittifaklar ve bozulan ortaklıklar üzerine sanıkları tahliye etmek durumunda kaldılar. Yargı sistemi tam bir sefaleti yaşıyor.
Erdoğan bugün de demokrasi ipine sarılmış ve çıtayı yükseltecek bir söylem ve arayış içinde değildir. Ülkenin kutuplaşmasına ve gerilimin yükselmesine hizmet etmektedir. Görüldüğü kadarıyla bunu bilinçli bir tercih olarak seçmiş durumda. Tansiyonu düşürecek ve tüm toplumu kucaklayacak bir yönetim sergilemiyor.
Son günlerde HDP’ye yönelik saldırılar başlı başına büyük bir olaydır. Demokrasi ve yaşam güvencesi için çok önemli bir göstergedir. HDP kuruluyor ve yasalar çerçevesinde çalışmalarını sürdürüyor. Diğer partilere gibi seçim faaliyetlerini sürdürüyor. Ancak pratikte HDP yasal ve demokratik hakkı olarak çalışmalarını rahat sürdüremiyor. Saldırılara ve linç girişimlerine maruz kalıyor. Genel başkanlarına dahi saldırılara hedef olabiliyor. Bazı yerlerde ırkçı gruplar parti binalarına saldırıyor. O bölgenin emniyet ve idari yöneticileri gelip parti tabelasını indirtiyorlar. Saldırganların taleplerini yerine getiriyorlar.
Benzer bir kitlenin Hakkari veya Van’da toplandığını ve AKP binasını kuşattığını düşünelim. İdari yöneticiler gelip AKP’nin parti tabelasını indirip kitleyi incitmeden dağıtırlar mı? Erdoğan ve basını parti tabelasının devlet görevlileri eliyle indirilmesine karşı kıyameti koparmaz mı? Ancak HDP’nin birçok yerde saldırıya uğraması karşısında hükümetten ve basından bir ses çıkmamıştır. Herkese demokrasi ve can güvenliği hükümetin içine sindirdiği bir değer olmamıştır.
Berkin Elvan olayında da hükümetin yaklaşımı yine aynı olmuştur. Polis eliyle masum bir çocuk öldürülüyor. Ki gösterilerde çok sayıda insan öldürüldü. Hükümet bastırmayı ve polis şiddetini hep savundu. Kitleler tepki gösterip protesto ettiğinde de rahatsız oldu. Her hareketi kendisine ve hükümetine karşı bir kalkışma olarak değerlendirdi. Söylemini daha fazla sertleştirdi ve polisiye bastırma önlemlerini daha da artırdı. Halka karşı devleti çıkarmayı marifet saydı. Bunun ülkede demokrasiyi değil istikrarsızlığı ve kaosu besleyeceğini bir türlü anlamadılar. Berkin’in ölümünden sonra yaygın ve kitlesel protestolar yaşandı. Bir polis Dersim’de hayatını kaybetti, bir kişi de İstanbul’da vuruldu. Ölümlü olaylarda artış var. Kutuplaşma giderek derinleşiyor.
HDP’ye yönelik saldırılara karşı hükümetin ve basının böyle sessiz kalmasının ve olayların artmasının sadece HDP’yi engellenmeyle sınırlı kalacağı sanılıyor. Ancak HDP, Türkiye’de halkların kardeşliği ve demokrasinin gelişmesi için önemli bir harekettir. Bundan rahatsız olanların ırkçı ve faşizan güçler olduğu açık. Türkiye’de demokrasi isteyen güçlerin bu saldırılara karşı net bir tutum almaları çok önemlidir. Benden olmayan batsın, ezilsin diyenler elbirliğiyle Türkiye’yi bir kaosa ve belirsizliğe iterler.
Adaletin çivisinin çıktığı, hergün ölüm olaylarının yaşandığı, partilerin saldırı altında olduğu bir ülkede sağlıklı bir seçim yapılamaz. Demokratik bir yönetim ve istikrar oluşamaz. Demokrasi ve hukuk herkes için anlayışını sindirmek ve bunun mücadelesini vermek aydınlık bir Türkiye’ye yolaçar.

Yazarın diğer yazıları

    None Found