Türkiye nereye gidiyor?

Zeki AKIL

Hatırlanırsa Önder Apo İmralı’da Kürt sorununun çözümü için bir yol haritası hazırlamıştı. Erdoğan hükümeti AİHM’e de baskı uygulayarak uzun süre bu belgenin avukatlara verilmesini engellemişti. Aslından bu girişimi bile tek başına niyetlerinin kötü olduğunu ve çözüme dair ciddi bir niyetlerinin ve projelerinin olmadığını gösteriyordu.

Önder Apo karşı tarafa çözüm ve önerilerini sunan bir proje verebilirdi. Ancak Türk tarafının zihin yapısını bildiği için büyük bir sorumlulukla sorunu ele aldı. Bir tarihçi, sosyal bilimci ve politik kuramcı olarak sorunu geniş boyutlarıyla ortaya koydu. Türk devletinin zihin yapısındaki kalıpları kırmak ve geniş bir ufuktan bakmalarını sağlamak için geniş analizler yaptı.

Önder Apo Kürt sorunu çözülmezse ne olur, sorusunu sormuş ve genişçe sonuçlarını sıralamıştı. Ayrıca çözülmesi halinde Türkiye’nin neler kazanacağını sonuçta da “kazan kazan’’ denkleminin ortaya çıkacağını vurgulamıştı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda yol haritasında yazılanların adeta bir kehaneti doğrular gibi bir bir gerçekleştiğini görüyoruz.

Türkiye sorunu barışçıl yollarla çözmedi. Savaşı tercih etti. Geleneksel ulus-devletçi zihniyet, ırkçı-milliyetçi eksende sürece hakim oldu. Yeşil faşizmi de buna yama yaptı. Kaskatı ırkçı bir hükümet ve devlet yapılanması örgütlendi. Cumhuriyetin yüzyıllık birikimi üzerine Hitler tarzı bir faşizm oturtuldu. Türkiye sanki intihara kalkmış, bir kabusa sürüklenmiş gibi. Kimse yakına zamana kadar Türkiye’nin bu kadar dibe vuracağını, faşist bir iktidara teslim olunacağını hesaplamıyordu. Anlaşıldı ki, iç dinamikler o kadar örgütlü ve güçlü değilmiş.

Sol zaten üvey evlat muamelesi bile görmedi. Devlet hep kafasına vurdu. İflah olmasına izin vermediler. Sol ve demokratik çevreler de içinden ciddi bir liderlik çıkararak devletin bu politikalarını boşa çıkaramadı. Hep budandı ve güdük kaldı. CHP ise genlerinde devletçilik vardı. Kritik süreçlerde özel savaş sisteminin bir parçası oldu. Alevi ve sol çevreleri bölme, demokratik muhalefetle buluşmalarını engelleme rolünü oynadı. Ayrıca sürekli Kürtleri yalnızlaştırmak ve demokratik güçleri onlardan uzak tutmak için rol üstlendi. Sonuçta fazla ihtimal verilmeyen kapkara bir faşizm ve diktatörlük rejimi Türkiye’de kurumlaştı. Önder Apo yol haritasında buna da ısrarla dikkat çekmişti halbuki!

İç mıntıka temizliğinden sonra Erdoğan Türkiye’yi dış maceralara sürüklemekte sakınca görmedi. Önünü kesecek bir muhalefet kalmamıştı. Önce Suriye’de DAİŞ’le ittifaklar kurdu. Bunlar tutmayınca Cerablus ve Bab’ı işgal etti. Bunlarla sorun hal olmayınca Rusya’nın kucağına oturarak Efrîn’i işgal etti. Buna karşılık İdlib’de silahlı çetelerin hamisi olma payesini kazandı. Şimdi de İdlib’de yol ayrımına gelindi. Önce Rusya ile çatışma noktasına gelmişti. Şimdi büyük riskler alarak, tavizler vererek Rusya’ya yaslanmaya çalışıyor. Kürtlere yardım etmesin diye ABD ve NATO ile iyice bozuştular.

Türkiye bütün afra tafrasına rağmen Rusya veya ABD’ye dayanmadan ne Suriye’ye girebilirdi ne de kalabilir. Aynı şekilde Güney Kürdistan’da da bir batakta. KDP, İran veya başka devletlerin desteği olmadan hiçbir şey yapamaz. Ekonomisi giderek dibe vurmaya başladı. Haziran seçimlerinde dolar üç TL’ydi, şimdi altı TL’yi aştı. Milyarlar çetelere, silah ve uçaklara harcanıyor. Savaş kara bir delik gibi Türkiye’nin kaynaklarını tüketiyor. Türkiye yeniden bir darbeler ülkesi oldu. Ayrıca Suriye’den nasıl çıkacak veya çıkarılacak daha belli değil. Bu gözü karalıkla Kürtlere jenosit politikaları dayatmaya devam ediyorlar.

Türkiye barışı kabul etseydi bu saydıklarımız yerine bambaşka bir manzara ortaya çıkacaktı. Dört parçanın Kürtlerini kazanacaktı. Büyük bir demokratik açılıma Ortadoğu’da öncülük yapacaktı. AB ile sorunları aşılacak, şimdi üyelik müzakereleri başarıyla tamamlanmış olacaktı. Dört parçadaki Kürtlerle yapacağı ortaklık sayesinde ekonomisi şimdi katlanacaktı. İç ve dış politikası bu kadar zıvanadan çıkmayacak, iç savaş hazırlıklarına gerek kalmayacaktı. İçeride de halkına karşı saldırıya geçmiş, muhalifleri hapse tıkayan, milyonları yoksulluğa mahkum eden bir Türkiye’de yaşıyor olunmayacaktı.

Önder Apo’un söylediklerinin gerçekleşmiş halinden çok kısa bir özet yaptık. Türkiye’de devlet aklı dedikleri şey olsaydı Önder Apo İmralı’da izole edilmeyecek, İktidar ve Erdoğan Bahçeli’nin denetimine verilmeyecekti. Türkçede bir deyim var “eden bulur” diye. Erdoğan ve elinde tuttuğu devletin akıbeti ne olur? Yaşayalım ve görelim! Serhat Bucak abimizin deyimiyle tekrarlayalım: “Yaşa yaşa gör temaşa!”

Yazarın diğer yazıları

    None Found