Türkiye Suriye’de kaybeden taraftır

Suriye iç savaşı başladığında AKP etrafında kümelenmiş inşaat ve enerji çetesinin iştahı kabarmıştı. İç savaşın sebep olduğu yıkım sonrası Suriye’de başlayacak yeniden inşaa döneminde en büyük payı almanın hayaliyle olmadık işler yaptılar.

Hiç birisinin gerçekte “Emevi Camii”nde namaz kılıp kılmamak umurunda bile değildi; şimdilerde hepsinin gözü kulağı Suriye’de artık kalıcı olduğu kesinleşen Esad’la yeniden bir yol bulunup bulunamacağında. Bunun için yapamayacakları şey olmadığından da emin olabilirsiniz.

Rusya’yı aracı koyup Esad’la yeniden ilişkilenmenin bir yolunu bulmak istiyorlar ama Esad ve ailesi “Erdoğan Türkiye’siyle asla!” diye kestirip atıyor.

Rojava’da durum zaten malum; bu durum Türkiye’nin içine düştüğü krizi daha da derinleştiriyor. Artık sonuna gelindiği konusunda herkesin hem fikir olduğu “iç savaş” sonrası başlayacak yeniden inşaa döneminden büyük beklentileri olan AKP’li inşaat çetesinin bu umutları da artık yavaş yavaş suya düşmek üzere.

Bir umut İdlib’de kendilerine bağlı çeteler üzerinden kalıcı olmayı planlıyorlardı; ama bu da artık pek mümkün gibi gözükmüyor. Bu aralar her fırsatta “Türkiye ile ilişkilerin her düzeyde derinleştiğini” söyleyen Rusya Devlet Başkanı Putin aslında çoktan Suriye’de Türkiye’yi tamamen oyun dışı bırakacak hamleleri hazırlamaya başladı bile.

Başta Halep olmak üzere bütün eli kanlı cihatçı yapıları Erdoğan eliyle İdib’e toplamak muazzam önemli bir hamleydi. Bununla hem Erdoğan’ın bu çetelerle ilişkisi kanıtlanmış oldu, hem de hepsi biraraya toplanmış cihatçıların zamanı gelince imhası daha kolay hale getirilmiş oldu.

“Peki bunun karşılığında Türkiye ne aldı?” Kocaman bir hiç! Erdoğan, Davutoğlu’nu gönderdiğinde Suriye’den umudu çoktan kesmişti. Yeni Osmanlıcılık hayalleri Davutoğlu ile birlikte mefta oldu. Ergenekoncularla ve Ağar ekibiyle ilişkiler de bundan sonra başladı.

Erdoğan ve Ergenekoncuların bundan sonra birinci önceliği Ortadoğu’da “Kürt Özgürlüğünü” önlemek ve bunun için ne olursa olsun Erdoğan’ın iktidarını kalıcı kılmak olarak belirlendi.

Muharrem İnce’nin daha neredeyse sonuçlar bile açıklanmadan “Adam kazandı kardeşim, yapacak bir şey yok, bundan sonraki seçimlere hazırlanmalıyız!” tarzında yaptığı açıklamalar, bana göre devlet içinde ortaya çıkan bu yeni konsensüsün bir parçası.

Aslında o kadar yaygara boşunaymış; Muharrem İnce’nin de dahil olduğu bir ekip Erdoğan’ın kazanacağını daha baştan bildikleri hatta buna gönüllü oldukları bir seçim tiyatrosuna toplumu hazırlamışlar.

Devlet hem içerde hem de dışarıda “Kürt Özgülüğünü” engellemek için güç topluyor. İçerde çeteleri olası bir iç savaşa hazırlıyor; Kürtler üzerinde baskıyı arttırarak kendilerini savunma kapasitelerini ortadan kaldırmak istiyor.

Dışarıda ise özellikle Suriye’de en azından bir bölgede şimdilik kalıcı olarak sonrasında yaşanacak pazarlık süreçlerinde söz sahibi olmak istiyor. İdlib işte bu noktada çok önemli; Türkiye sadece İdlib’i değil asıl olarak Rojava’yı konuşmak için İdlib’de kalıcı olmak istiyor.

Türkiye ve Erdoğan artık başta Rusya ve Esad olmak üzere hiç kimseye güven vermiyor. Rusya tabi ki Erdoğan’dan yararlanmak, Erdoğan üzerinden NATO’yu içeriksizleştirmek istiyor; ama asla Erdoğan’a güvenmiyor.

Türkiye bir süre sonra başta İdlib ve Efrîn olmak üzere bütün Suriye’den çıkmak zorunda kalacak; bu durum zaten krizde olan Türk ekonomisinin krizini daha da derinleştirecek. Bütün bu gelişmelerin kendiliğinden iç politikaya yansımaları olacak!

Türkiye’de devlet eliyle organize edilmiş paramiliter güçlerle başta; Kürtler ve Aleviler olmak üzere bütün muhalefete saldırarak, yok etmeye çalışacak. Yanına Bahçeli’yı de alıp Malazgirt’e giden Erdoğan bunun işaret fişeğini ateşlemiş oldu!

Verili koşullarda akla en yakın senaryo bu gibi gözüküyor; başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere bütün muhalefetin hem ülkede hem de diasporada kendini bu senaryoya hazırlayıp, öz savunmayı güçlendirmesi lazım; bu topraklar bir Topal Osman’ı daha kaldıramaz!

Yazarın diğer yazıları