Türkiye yol ayrımında; ya faşizm ya da demokrasi!

31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimler Türkiye’de Erdoğan’ın bir daha asla tek başına iktidar olamayacağını herkesin anlayacağı bir netlikte ortaya koydu; Erdoğan dahil bütün AKP çevrelerinin bütün telaşı tam da bu yüzden.

Aslında Anayasa Referandumu, 7 Haziran 2015 seçimleri ve Muharrem İnce ile girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerini (M.İnce’nin bütün aksi iddalarına rağmen!) Erdoğan kaybetmişti; fakat “Erdoğan’ın atı” CHP ve diğer muhalefet partilerinin basiretsiz tutumları nedeniyle Üsküdar’ı geçmeyi başardı…

Fakat 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler Erdoğan ve partisi için bir dönemin bittiğinin resmen ilanı anlamına geliyor. AKP’liler son bir hamleyle gözü karartıp İstanbul’u gasp etmek istiyorlar; fakat ne iç, ne de dış dengeler buna izin vermiyor. YSK eliyle İstanbul’a el koysalar bile şehri uzun süre ellerinde tutamayacaklarını biliyorlar.

Erdoğan’ın ‘Türkiye İttifakı’nı ağzında gevelemesinin, Bahçeli’nin de buna şiddetle karşı çıkmasının temel nedeni; Cumhur İttifakı’nın her geçen gün MHP’yi büyütmesi, AKP’yi ise gittikçe küçültmesidir. Başlangıçta Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığına giden yolu açan Cumhur İttifakı gelinen aşama itibariyle Erdoğan’ın tutsaklığı olmuştur ve bu eğilim her geçen gün artarak devam ediyor.

Bütün seçim hilelerine rağmen 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde AKP/MHP ittifakının Türkiye genelinde oyları yüzde elli civarında olduğunu ortaya koydu; fakat bütün siyasal gözlemciler AKP/MHP ittifakının son yapılan yerel seçimlerden sonra bu oranlarda kalmasının artık neredeyse imkansız olduğunu söylemektedirler. Ülkede yaşanan ekonomik kriz ve siyasal istikrarsızlığı göz önüne alırsak, bu iddianın hiç de yabana atılır bir yanı olmadığını kolaylıkla tespit edebiliriz…

Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Antalya’nın muhalefetin eline geçmesiyle birlikte zaten AKP’nin aleyhine bozulan siyasal dengeler Bahçeli’nin açıklamalarından sonra AKP açısından büsbütün tehdide dönüşmüştür. Bahçeli kendi oylarını 18,81 olarak ilan ederken belki biraz abartıyor olabilir; fakat MHP’nin oy oranının Erdoğan’ın bizzat sebep olduğu ırkçı/milliyetçi politik ortam nedeniyle yüzde 15’lerde olduğunu tahmin edebiliriz.
Dolayısıyla Erdoğan istese de yüzde otuzlara inmiş bir oy oranı ile artık Türkiye’de tek adam rolünü sürdüremez. 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler Erdoğan’ın herşeye karar vermeye muktedir tek adam rolünü de bitirmiştir.

Türkiye’de birçok problemleri olmasına rağmen son tahlilde biraz olsun seçmene sormaya, seçmenden rıza almaya dayalı nisbi temsili demokrasi var oldukça AKP’nin bir daha artık tek başına iktidar olma şansının kalmadığı anlaşılmıştır.

Erdoğan ve partisi artık kritik bir tercih yapma aşamasına geldiler; ya demokratik yollarla nasıl geldilerse öyle gitmeye ve iktidarları boyunca yaptıkları her şeyin hesabını vermeye hazır olacaklar; ya da Türkiye’yi temsili demokrasiden faşizme geçirmeye çalışacaklar.
Aslında Erdoğan ve çevresinin gönlünden herşeyi tek başlarına belirledikleri bir faşizmin geçtiğini anlamak için müneccim olmaya gerek yok; fakat bunu yapacak ne güçleri ne de cesaretleri var. Erdoğan bu koşullarda böyle bir hamlenin kendisinden çok Bahçeli’ye yarayacağını biliyor.

31 Mart’ta yapılan yerel seçimler sonrası moral üstünlük önemli ölçüde muhalefet güçlerine geçti; özellikle İstanbul’da uzun uğraşlardan sonra büyük şehir belediye başkanlığının Ekrem İmamoğlu’na geçmesi toplumdaki değişim arzusu ve bunun mümkün olduğu hissini güçlendirdi. İstanbul eğer 25 yıl sonra AKP’den alınabiliniyorsa bütün Türkiye de alınabilir algısı bügüne kadar yaşanan gelişmeler sonrası neredeyse yılgınlığa düşmüş muhalefetin yeniden canlanmasına neden oldu.

Ayrıca eskiden sadece belirli çevrelerden oy alabilen, onun dışında kalan çevrelerden asla oy alamayan CHP, Ekrem İmamoğlu ile birlikte muhafazakar çevrelerden de oy alabilir hale gelmeye başladı. Bu Erdoğan için tam bir felakettir ve mutlaka durdurulmalıdır; fakat nasıl? Bu sorunun cevabını Erdoğan da bilmiyor; yaşadığı tam bir çaresizlik durumudur.

Bu saatten sonra inisiyatif artık sadece Erdoğan ve Bahçeli’de değildir; bundan sonra yaşanacakları muhalefetin cesareti ve basireti belirleyecektir; eğer muhalefet HDP ve Kürtlerin uzattığı barış elini tutarsa birlikte faşizmi durdurabiliriz; yaksa karanlık ve zor bir açık faşist dönem bizi bekliyor…

Yazarın diğer yazıları