Türkiye’de başkanlık sistemi ve gençliğin içler acısı durumu

Eylem KAHRAMAN

Neresinden bakarsanız bakın 24 Haziran’da yapılacak olan seçimler hem Türk devleti hem de Türkiye halkları açısından çok önemli bir dönüm noktası olacak. Yeni rejim her ne kadar bazı çevrelerce “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” olarak adlandırılsa da, başkanlık seçimini birinci veya ikinci turda hangi aday kazanırsa kazansın, Türkiye resmi olarak başkanlık sistemine geçecek.

Ancak 24 Haziran tarihine sayılı günler kala hiç kimse seçilecek olan başkanın ülkeyi hangi yasalara dayanarak nasıl yöneteceğini, yetkilerinin ne olacağını, bu yetkilerin bir sınırının olup olmayacağını bilmiyor. Çünkü “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denilen başkanlık sisteminin yasama organınca belirlenmiş yasaları ne yazık ki yok.

16 Nisan referandumu ile yönetim değişikliğine gidilen Türkiye’de geçilecek yeni sistemin yasalarının altı ay içinde çıkarılması gerektiği halde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuyu hiç bir şekilde gündemine dahi almadı. Kendi kendisini fonksiyonsuz bir hale getiren TBMM çok çok önemli bir görevini (belki de isteyerek) yerine getirmedi ve bu açıkcası muhalefet partileri de dahil kimsenin umrunda olmadı.

Şu anda Türkiye başkanlık rejimine doğru tepetaklak bir şekilde gidiyor. Oysa yeni yönetim sistemi yüzlerce yasa maddesinde değişiklik yapmayı gerektiriyor. Türk devletinin yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekli değişiklikleri yapıp uyum yasalarını çıkarmadığı için başkanlık rejimine doğrudan Kanun Hakkında Kararname’lerle (KHK) geçilecek. Bu da hükümetin kendisini yasama organı yerine koyarak kendi yetki alanlarını kendisi belirlemesi anlamına geliyor. Yeni sistemin yasaları tartışılmadan, konuşulmadan, bir çok kimsenin haberi bile olmadan bir anda yürürlüğe konulacak. Böylece demokrasiye yeni ve daha büyük bir darbe vurulmuş olunacak.

Başkanlık ve milletvekili seçimlerinde sandığı etkileyecek en önemli dinamiklerden birisi kuşkusuz ki gençler olacak. Yüksek Seçim Kurulu’nun açıklamasına göre 24 Haziran günü yapılacak olan seçimlerde oy kullanacak seçmen sayısı 59 milyon 391 bin. Bunların yaklaşık 20 milyonunu 18-25 yaş aralığındaki genç nüfus oluşturuyor. İlk defa oy kullanacak seçmen sayısı ise 1 milyon 650 bin olarak açıklandı. Tek bir oyun dahi çok belirleyici olacağı bıçak sırtı bir seçimde gençlerin kullanacağı oy yüzde üçlük bir orana denk geliyor ki bunu hiç de azımsamamak gerekiyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) araştırmasına göre Türkiye’de yüzde 22 dolayında eğitimli genç işsiz var. Özellikle son bir kaç yılda her köşe başına açılan niteliksiz üniversitelerde eğitim adı altında asimile edilen, hayalleri çalınan, sömürülen milyonlarca genç, mezun olduğunda iş bulamıyor, iş bulsa aş bulamıyor. Bunun da bir çözümünü buldular sonunda. Milyonlarca genci uzaktan eğitime yönlendirerek işsizlik oranını güya düşürdüler. Ancak araştırmalar 2016 yılında her üç gençten birisinin, yani 1 milyon 990 bin gencin eğitimine devam etmediğini söylüyor. Genç nüfusu oluşturan kadınların yüzde 33’ü, genç erkeklerin ise yüzde 30’u okula gitmiyor Düz lise ya da bir meslek lisesini bitirdiği halde eğitimine devam etmeyen gençlerin sayısı her yıl düzenli bir şekilde artıyor. Eğitimde ve işgücünde olan genç kadın ve erkeklerin payı gerilemese de eğitimine devam etmeyen gençlerin işgücüne katılım oranı her yıl daha da düşüyor. İstatistiklere göre sadece 2015 ve 2016 yılında 15-19 yaş arasındaki 700 bin genç, ne eğitimde ne de iş gücünde yer bulabildi.

Devletin resmi araştırmalarında ortaya çıkan istatistiklerin de çok net bir biçimde gösterdiği gibi Türkiye’de her yaş grubundan milyonlarca genç mevcut yönetimin ve eğitim sisteminin bir mağduru durumunda.

Durmadan kandırılan, hayalleri suya düşürülen, kırgın ve kızgın gençliğe hitap etmek, hayata geçirilecek yeni projelerle onları umutlandırmak, heyecanlandırmak, yeni bir şeyler söylemek ve onları buna inandırmak bu nedenle bu süreçte çok önemli.

Yazarın diğer yazıları