Türkiye’de ekonomik kriz ve ‘cambaza bak’!

Türkiye’nin yoksul insanları her sabah geçim derdi ile güne başlıyorlar; bu ülkede insanlar için hayat her gün biraz daha zorlaşıyor. İşsiz olanlar iş bulma umudunu büsbütün yitirirken, işi gücü olanlar da her an işlerini kaybetme kaygısı yaşıyorlar.

Ard arda gelen zamlar, insanların hayatını inanılmaz zorlaştırıyor; iktidar alkol ve sigara ürünlerine yaptığı astronomik zamlarla amiyane tabiri ile cılkını çıkardığı süreci; benzin ve motorin zamlarıyla sürdürdürmeye devam ediyor. Ayrıca daha yakın bir zaman önce doğal gaza yapılan astronomik zam da insanların hafızasında tap taze duruyor.

Benzin ve motorine yapılan zamları da ayrıca önemsemek gerekir; çünkü bu ürünlerde yaşanan fiyat artışlarını sadece araba sahibi olanların sorunu olarak görmeyiz; ve ayrıca bu sorun insanları sadece toplu taşım araçlarına yönlendirilerek çözülemez.

Benzin ve motorinde yaşanan fiyat artışı bir süre sonra neredeyse diğer bütün ürünlere yansıyacaktır; çünkü pazarda dolanıma giren bütün ürünlerin bir yerden başka bir yere transfer edilmesi için motorin veya benzine gereksinim duyulur ve bu ürünlerdeki bir artış peşi sıra diğer bütün ürünlerde de artışa neden olur.Sermeye çevreleri ortaya çıkan fiyat artışlarına kendileri de piyasanın el verdiği ölçüde ürünlerine zam yaparak uyum sağlayabilecekken emeğiyle geçinen insanlar için bu durum o kadar kolay olmaz. Emeğiyle geçinen insanlar aldıkları ücreti sendikal bir örgütlülük sürecinde olsalar bile çok kolay piyasanın yeni durumuna uyumlu hale getiremezler.

Çünkü bu nereden baksanız bakın toplu pazarlık, müzakere ve uzlaşmayı içeren uzunca bir süreçtir. Emeğiyle geçinen bir insan yaşanan bir fiyat artışından sonra hemen patronuna gidip “fiyatlar arttı, ben de maaşıma zam istiyorum!” diyemezken; patron piyasanın el verdiği ölçüde gecikmeden fiyatlarını artırma yoluna gidecektir.

Dolayısıyla bu durumda söz konusu ülkedeki Ücret/Fiyat dengesi büsbütün toplumun yoksulları aleyhine döner ve o ülkenin emeğiyle geçinen insanları kazandıkları ile piyasadan daha az mal ve hizmet edinirler; yani yoksullaşırlar!

Türkiye’de yaşanan tam da bu olmaktadır; ve süreç her geçen gün Türkiyeli yoksulların aleyhine ilerlemeye devam ediyor. Türkiye’deki rejim kendi üzerindeki baskıyı bir müddet toplumun en yoksul kesimlerine sadaka dağıtarak azaltmaya çalıştı; fakat bu sürecin de sonuna gelinmiş durumda.

Erdoğan ve çevresi devlet bütçesinden yaptıkları yardımları sanki kendi kişisel servetlerinden topluma sadaka dağıtıyormuşcasına sundukları ve Türkiye’de dayanışmacı bir toplum ve güçlü bir sosyal devlet geleneği olmadığı için toplumun belirli kesimleri bunu gerçekten Erdoğan’ın kişisel inisiyatifi olarak algıladı ve bu her defasında Erdoğan’a oy olarak geri döndü.

Fakat epey bir süredir ortaya saçılan; rüşvet, israf, adam kayırma görüntüleri o kadar ayyuka çıktı ki; kimse artık kendisine transfer edilen uç kuruş paraya değer vermiyor. Ayrıca devletin kendisine verdiği üç kuruş para da hiç bir derde derman da olmuyor.

Türkiye toplumunda ekonomik krizin izini süreceksek eğer buralara bakmalıyız; insanlar işlerini kaybettiler veya bütün fiyat artışlarına rağmen daha az ücrete çalışmak zorunda kaldılar. Fakat bu çıplak gerçeğe rağmen Türkiye’de medya çevreleri ekonomik krizi ısrarla; Borsa, Euro/Dolar üzerinden tarif etmek istiyorlar. Halbuki elinde Dolar veya Euro bulunduranların önemli bir kısmı zaten iktidara yakın çevreler bu tür dalgalanmaları çok önceden öngörebilir ve tedbir alabilirler…

İstanbul borsasının yüzde atmışından fazlası yabancı yatırımcıların denetiminde ve bu tarz yatırımcılar öyle veya böyle siyasi iktidarın verdiği güvencelerle Türkiye gelmiş sermaye çevreleridir, ve bu çevreler kazançlarını daha Türkiye’ye gelmeden güvenceye alırlar.Türkiye’de TÜİK rakamlarına göre tarım dışı işsizlik yüzde on üç, buna iş bulmaktan umudunu kesmiş İşkur’da kayıtlı olmayan insanları da eklediğinizde bu oran yüzde yirmi beşlere kadar çıkıyor. Ayrıca çalışanların önemli bir kısmı da sosyal güvenlikten yoksun koşullarda ve iki bin lira asgari ücretle çalışıyorlar…

İspanya ve Yunanistan’da da krizin en yoğun yaşandığı yıllarda işsizlik yüzde yirmi beş seviyelerindeydi ve her iki ülkede büyük sosyal çalkantılar yaşanmıştı. İşte bu nedenle Erdoğan’ın mutlaka bir düşmana ve savaşa ihtiyacı var; Erdoğan dış güçler masalıyla Türkiye toplumu ile “Cambaza Bak!” oyunu oynuyor.

Türkiye’de sol siyaset bu oyunu bozmalı, halka; barış ve demokrasi olmadan karnının da doymayacağı gerçeğini anlatmalıdır.

Yazarın diğer yazıları