Türkiye’de kriz beklentileri ve seçimler

Cafer TAR

Geçenlerde Cumhuriyet’te Aydın Engin kendine has akıcı üslubuyla ilginç bir yazı kaleme aldı.
Uzun uzun kendisinin ekonomiye ne kadar yabancı olduğunu anlattıktan sonra; “merakını gidermek için bir dostundan yardım almaya karar verdiğini”, dostuyla aralarında geçen sohbet sonrasında; 24 Haziran’da muhalefet partileri açısından seçimleri kazanmaya çalışmanın doğru bir hedef olup olmadığını ironik bir şekilde tartışmaya açtı.
Ege’de “İti öldürene sürütürler!” derlermiş!
Evet ölüm bir tür kurtuluş, acıdan azade olma! Ama sürünürseniz acı çekersiniz!
Tabi kendisi yarı şaka, yarı ciddi “seçimleri kazanmanın mevcut koşullarda kimse için sonrasında oturup sefasını süreceği bir zafer olmayacağını, hatta seçim sonrası kim iktidar olursa olsun çok ciddi, uzun vadeli sorunlarla uğraşmak zorunda kalacağını” söylüyor.
Uzun bir süredir insanlar AKP’nin ancak muhtemel bir ekonomik krizle iktidarını kaybedeceğini iddia ediyorlar. Burada sadece politik bir öngörü yok; niyetten bağımsız bu yaklaşım Türk toplumuna bir yönüyle ayna da tutuyor.
Yani insanlar diyorlar ki; “verili koşularda Türk toplumu; savaşı, şiddeti, yolsuzluğu, hukuksuzluğu, hırsızlığı, yalancılığı, istismarı pek önemsemiyor; onun için günlük çıkarları ve midesi daha önemli!”
Böyleyse eğer Türkiye’de AKP sonrası kim iktidar olursa olsun işi gerçekten çok zor!
Tabi ki; insanların “kendileri ve ailelerinn insanca bir yaşam sürdürmek için çaba sarf etmesine saygı göstermek gerekir!”
Hatta siyasetin temel önceliklerinden bir tanesi de bu olmalıdır.
Fakat; riyakarlığın, yalanın, hırsızlığın, savaşın, şiddetin kol gezdiği bir ülkede sıranın bir gün size gelmeyeceğini kim garanti edebilir?
Eskiden Erdoğan ve çevresi seçimlerde başarılı olmak için toplumun geri kalanını düşmanlaştırmak pahasına toplumsal rantı; kendi seçmen çevresine aktararak durumu bir yere kadar idare ediyordu.
Fakat artık bunun olanağının kalmadı anlaşılıyor; yıllardır sürdürülen yanlışlar güçlü bir tsunami etkisiyle AKP seçmeni ve yandaşlar da dahil herkesi savurup atacak!
Eğer bir ülke “10 ton domates satıp sadece bir tane IPhone alabiliyorsa” bir yerden itibaren işler sadece hamasetle sürdürülemez.
“Dolar 4,41 TL”, “Euro 5,21 TL”
Kimse “bunda ne var?” diyemez; artık 2013 yılındaki gibi kolay ve ucuz para bulun bir dönemde değil; Türkiye katma değeri yüksek bütün ürünleri dışardan alan; hem üretimin hem de tüketimin neredeyse bütün aşamasında ithalata bağımlı bir ülke!
Bu kadar dış dünya ile ilişkiye muhtaç bir ülke olmasına rağmen; başta siyasileri olmak üzere; Türkiye’nin hiç bir kurumu ciddiye alınmıyor; hiç bir akademik kuruluş artık TUİK’nin (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerini dikkate almıyor. Kimse artık bırakın Merkez Bankası’nın bağımsızlığını nisbi otonomisinden bile bahs etmiyor.
Türkiye’de herşey içi içe geçmiş durumda; geçenlerde kredi derecelendirme kuruluşu “Moody’s” Türkiye’nin notunu Ba1’den Ba2’ye düşürürken; buna gerekçe olarak sadece ekonomik göstergeleri değil; Türkiye’de özel mülkiyetin güvencede olmamasını da gösterdi. Bu kararla Moody’s “Türkiye’de hukuksuzluk diz boyu!” demek istiyor!
16 yıl boyunca AKP sahte cennetini devam ettirmek için insanları borçlanmaya teşvik etti; neredeyse herkes borçlu. Toplumun yüzde 18’i modern sosyal yardımlarla değil, sadaka ekonomisi ile ayakta kalıyor; yani açıkça yoksulluk sınırının altında yaşıyor; buna kayıt dışı olanları ve Türkiye’de illegal yaşayan göçmenleri de eklerseniz gerçek durum biraz daha anlaşılır hale gelir.
Ekonomistler bir ülkenin ekonomisinin gücünü anlamak için o ülkenin çıkardığı tahvillere yabancı yatırımcıların yaklaşımını esas alırlar. Diğer ülkeler yüzde 2 gibi rakamlarla devlet tahvili satarken; Türkiye tefeci fiyatından zorla yüzde 15’le dışardan borç bulabiliyor.
Türkiye bölgesel ticaretin tamamen dışına düştü, tarım ve turizm berbat, cari açık her geçen gün büyüyor, devlet tahvilleri çöp seviyesinde; bütün bunlar bir ülkeyi ekonomik intihara götürür.
“Yukardaki tablonun yaklaşan 24 Haziran seçimlerine bir etkisi olur mu?” veya seçim sonuçlarını ne kadar etkiler?” bunu bilmek çok zor; fakat şunu artık biliyoruz! Bu ülke hırsız seviciliğinde artık sonra geldi; yaklaşan büyük felaketten kaçış yok!

Yazarın diğer yazıları