Türkiye’de ‘kutsal’ ve ‘sözde’ anneler gerçeği

Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, Şehit Anneleri, HDP önünde oturan anneler… Hiçbirinin yürek acısı siyasete kurban edilemeyecek ve istismar edilemeyecek kadar gerçek olsa da Türkiye’nin siyasi ikliminde bunun çoktan bölünmüş acılara dönüştüğüne bir kez daha tanık oluyoruz. Ortada olan diğer bir gerçek ise Türkiye bağlamında çoktandır annelik pratiğinin kadınları “Kutsal” ve “Sözde” anneler olarak sınıflandırmaya yarayan bir araç olarak kullanıldığı gerçeğidir. Türkiye’de anneliğin, vatan için kendini feda etmeye hazır çocuklar yetiştirmekle özdeşleştirildiği, buna uymayanların ise annelik kategorisinden dışlandıklarını sanırım en acılı deneyimlerden öğrenmiş bulunmaktayız. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Aysel Tuğluk’un annesininin cenazesinin gömüldüğü mezardan çıkarılmasıydı.

Biraz daha geriye gidersek anneler 90’lı yıllarla birlikte kaybettikleri çocuklarını bulma, savaşı ve ölümleri durdurma amaçlı Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri İnisiyatifini kurmuştu. Bu anneler, bir arada hareket etmelerinin temel nedenini yaşanan savaşın yerine barışı tesis etmek olarak açıklıyorlardı. Türkiye’nin farklı bölgelerinde eve gelen gerilla ve asker cenazeleriyle deneyimlenen acı yaşanan savaşın en vurucu etkisi olarak öne sürülüyordu. Barış Anneleri İnisiyatifi bu acının ortaklığına vurgu yapıyor ve bu ortaklık üzerine bir barış hareketi inşa etmeyi amaçlıyordu. Fakat ne yazık ki “Annelik” kimliği barış annelerinin işkence görmesini, tutuklanmasını ve hakaretlere maruz kalmasını önleyemedi.

Geldiğimiz aşamada Türkiye’de kadınların, annelik üzerinden savaşa karşı çıktıkları her durumda karşılaştıkları şiddet hiçbir ahlaki ölçü bırakmayacak düzeye ulaştı. Annelerin, seslerini anneliğin evrenselliği üzerinden kurmaları onlara katlanan bir acı, ayrımcılık ve baskı ile geri dönmüştür. İşkence görmüş, sürgün edilmiş, sokak ortalarında faili belli cinayetlere tanık olmuşlardır. Haksız bir savaşta öldürülen çocuklarının hem acılarını yüreklerine gömmüş, hem de mezarı olmadığı için kemiklerini bulma umuduna mahkum edilmişlerdir. Elbette Kürt anaları bunları yaşarken, Türk anaları da bu kirli savaşta, oğullarını kaybetmenin acısını yüreğinde hissetmiştir. İktidar ise bu acıları kutuplaştırarak siyaseti en ahlaksız biçimde yürütmekte ısrar etmiştir.

Türkiye’de anneliğin kutsallığı siyasetten medyaya, dizilerden köşe yazılarına kadar birçok farklı alanda yeniden ve yeniden kurulurken, gerilla anneleri lanetlenmiştir. Türkiye kamusunda “kutsal” anneler aynı zamanda her gün yeniden kurulan ve bozulan ulusun anneleri olarak tanımlanmış, egemenin otoritesine karşı çıkan çocukların anneleri ise “sözde” ve “terörist annesi” olarak damgalanmıştır. Böylece, annelerin acıları ve iktidarın bu acılardaki payı görünmez kılınmıştır.

İktidar bu kutuplaşma ile yaşayan insanları meşru ve meşru olmayan hayatlar olarak ikiye bölmüştür. Bu ikilik, bazı insanların ölümünü “yas tutulmayı hak eden” diğerlerini ise “yas tutulmayı hak etmeyen” olarak kodlamıştır. Meşru ve meşru olmayan yaşamlar arasındaki ayrışma egemenliğin, iktidarın temel argümanı haline getirilmiştir. Her şeyden önce, bir annenin ve babanın kendi evladına kavuşma isteği ön koşulsuz olarak haklı ve meşru olsada, bir annenin çocuğunun ardından döktüğü gözyaşı dahi siyasi hale getirilmiştir. Benzer biçimde Türkiye’de barış isteyen anneler gayri meşru ilan edilirken asker annelerinin kutsal addedilmesi aynı siyasetin diğer çirkin yüzü olmuştur.

Sonuç olarak Türkiye’de annelik bir mücadele alanı olarak anlaşılmak zorundadır. Bu açıdan, Türkiye’de kurulan “kutsal” ve “sözde” anne söylemlerinin nasıl işlevler gördüğünü iyi anlamak gerekir. İronik bir biçimde annelik kadınları birleştiren bir kavram olarak kurulurken iktidar tarafından onları bölen, kategorize eden bir kavram olarak ortaya çıkmasına müsade edilmemelidir. Kanımca son dönemde kimi ailelerin iktidar tarafından HDP binasına yönlendirildiği ve istismar edildiği gerçek olsada, annelerin beklentisinin, her türlü siyasi çıkar tartışmasının üstünde ayrı ve özel bir yerde tutulması, tamda bu bölen ve ayrıştıran siyasetin boşa çıkarılması için çok önemlidir.

Yazarın diğer yazıları