Türkiye’de vicdan öldürüldü

“Türkiye’de vicdan tamamen öldürüldü. Bu vicdan ölümünü devlet başlattı ve topluma da yayıldı. Özellikle annelerin dövülmesi, reva görüldükleri muamele, Türkiye’de bütün ahlaki eşiklerin aşıldığını gösteriyor. Ölüye saygı kalmadı. Anneye, haklıya saygı kalmadı. Kısaca insan hayatına saygı kalmadı.”

BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride karşı Leyla Güven öncülüğünde başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine ilişkin eylemcilerin taleplerinin kabul edilmesi çağrısı yükseliyor. Yazar Aslı Erdoğan, eylemcilerin taleplerinin bir an önce karşılanması gerektiğini dile getirirken, kamuoyuna da duyarlılık çağrısında bulundu. Tutuklu bulunduğu süreçte birlikte kaldığı hapishane arkadaşı Zozan Çiçek’in ölüm orucu eyleminde olduğunu dile getiren Aslı Erdoğan, cezaevinde bulunan herkese selamlarını ilettiğini belirterek şunları kaydetti:

Bu kadar korkunç bir dönem yaşanmadı

7000 kişinin açlık grevinde oluşu, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir olay. Bunun çok ciddi ve çok vahim sonuçları olabilir. Koğuş arkadaşım Zozan Çiçek şu an ölüm orucunda. Gencecik bir arkadaş. Bundan dolayı bu açlık grevi ve ölüm orucuna tepkim daha duygusal. Olup bitenlerden ve özellikle de bu sessizlikten çok acı duyuyorum. Tanıdığım insanların ölmesinden çok korkuyorum. Cezaevi koşullarını biliyorum. Tutuklu olduğum dönemde bu koşullar nispeten biraz daha iyiydi ama yine de korkunçtu. Ölüm orucu ve açlık grevindekilere ne gibi zulümler yapıldığını gayet iyi seziyorum.

Türkiye’de hukuksuzluk dudak uçuklatıcı noktalara vardı.  “Türkiye’de hukuk ne zaman vardı?” deniliyor. Ama -cunta dönemleri dahil- bu kadar korkunç bir dönem yaşanmadı. Hiç bir delil olmadan, gizli tanık adı altında hukuki hiçbir dayanağı olmayan iddianamelerle, insanlar 30 yıl gibi korkunç cezalar alıyor. Benim tanıdığım, okuduğum buna benzer, pek çok örnek bulunuyor. Zaten cezaevleri patlama noktasına geliyordu. Bu başlıklar arttıkça, çok daha trajik olaylarla karşılaşacağımızdan korkuyorum.

Türkiye’de vicdan öldürüldü

Açlık grevi ve ölüm orucundakilerin talebi, çok hukuki, meşru, yasal, insani ve siyasi açıdan da sonderece doğru bir talep. Devleti kendi yasalarına uymaya çağıran bu talep, herkesin iyiliğine yarayan bir sonucu içeriyor. Karşılanması çokça kolay bir talep aynı zamanda. Buna bile mutlak sessizlikle yanıt verilmesi çok ürkütücü. Devletin artık demokrasi, hukuk, vicdan ve insanlıkla hiçbir alakasının kalmadığını gösteriyor. Korkutucu olan da budur. Türkiye’de vicdan tamamen öldürüldü. Bu vicdan ölümünü devlet başlattı ve topluma da yayıldı. Özellikle annelerin dövülmesi, reva görüldükleri muamele, Türkiye’de bütün ahlaki eşiklerin aşıldığını gösteriyor. Ölüye saygı kalmadı. Anneye, haklıya saygı kalmadı. Kısaca insan hayatına saygı kalmadı. Bu toplum ve ülke artık her şeyi yapabilir. Vicdanını yitirmiş bir ülkede artık her şey olabilir.

Geniş kitlelerin, aydınların bu durumu neden görmediğini, suskun kaldıklarını açıkça anlayamıyorum. Sanırım Öcalan ismi üzerindeki tabu korkutuyor ve “ben bu işe bulaşmayayım” diyorlar. Bütün bu kesimler Öcalan’ın her insan gibi insani ve anayasal hakları olduğunu unutmaya ne kadar hevesli? Yoksa seçim hukuksuzluğuyla mı meşguller, bilemiyorum. Ama bu sessizlik eninde sonunda hepimizi öldürecek.

Sessizliğin bir an önce kırılması ve cezaevlerine bakılması gerekiyor. Kamuoyunun açlık grevini desteklemesini beklemiyorum. Ama 7 bin insan aylardır yemek yemiyorsa, adım adım, gün be gün ölüme yaklaşıyorsa, bir sormak gerekiyor, ”Ne yapabiliriz?” diye. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun, bu insani trajediye kayıtsız kalınamaz. 7 bin kişinin anneleri, çocukları, babaları, kardeşleri ve akrabaları sokakta ve seslerini duyurmaya çalışıyor. Kısaca kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunuyorum.

Tek bir lokma boğazımdan geçmiyor

Zozan Çiçek

Cezaevlerinde neler olup bittiği Avrupa gündemine taşınmalıdır. Kamuoyundan da söz edemeyeceğimiz bir noktadayız. Ülkede basın, hukuk yok. En azından Avrupa kamuoyu, Türkiye cezaevlerinde neler olup bittiğine dönüp bakmalıdır. Ayrıca Avrupa ülkelerinin sessizliğini de anlamıyorum. Bu Türkiye’nin bir iç meselesi gibi görülemez. Avrupa kamuoyu belli isimlere bazen duyarlılık gösteriyor. Ama cezaevlerinde 100 binlerce kişiyi, bütünüyle görmezden geliyor. Hukuksuz şekilde tutuklanan, onbinlerce insan var. Avrupa’dan ses yok. Bu tepki epeydir yok. İşlerin bu noktaya varması, Avrupa’nın suskunluğundan kaynaklı.

Bıçak kemiğe dayandı. Bu açlık grevi böyle bir çığlıktır ve “Bu koşullarda artık yaşayamıyoruz” demektir. Bu noktaya varmadan, Türkiye’yi hukuk çizgisinde tutmak için bir çok şey yapılabilinirdi. Ama yapılmadı, yapılmıyor.

Zozan şahsında bütün arkadaşlara selam söylüyorum. “Üzülüyorum” dersem moral bozucu olur ama onları düşünmeden edemiyorum. Tek bir lokma boğazımdan geçmiyor. Yine tekrarlıyorum, talepleri kolayca karşılanabilecek ve Türkiye’deki herkesin iyiliğine olacak bir taleptir. Siyasi, hukuki ve insani açıdan tamamen meşru bir taleptir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found