Türkiye’nin AB macerası sona mı eriyor?

Türkiyenin AB macerası sona mı eriyor? AKP, 16 Nisan’da yapılacak olan referandum öncesi derin bir korkunun içine girmiş durumda. Biz buna “7 Haziran Sendromu” da diyebiliriz. Zira hissettiği korkuyu toplum için bir karabasana çevirerek sonuç alabileceklerini düşünüyorlar. İçeride zulüm politikaları, dışarıda ise kriz ve savaş tehtidi ile, toplumsal mühendislik yöntemleri ile, halklarımızın HAYIR kararını evete dönüştürmek istiyor. Ancak hiç bir şey istedikleri gibi gitmiyor. AB üyelik süreci durmuş durumda. Bırakın ilerlemeyi, ciddi bir gerileme var ve hatta kopuş ihtimalide gündemde.

Artık AKP iktidarı için sonun başlangıcı. 

10-11 Aralık 1999 tarihinde AB, Türkiye’yi aday ülke olarak ilan ettiğinde biz de bu ana tanıklık ettmiştik. Dönemin Finlandiya Dışişleri Bakanı Sn Tarja Halonen bir gün öncesinden bize “müjdeyi” vermişti. Böylece Türkiye için otoriter devletten demokratik devlete evrilme yolu açılmış oluyordu. Daha sonra AB’nin hazırladığı Katılım Ortaklığı Belgesi, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik için bir yol haritası, reformlar için bir perspektif niteliğindeydi, Türkiye de ulusal program ile ve tam üyelik hedefi ile reformları yapacağını taahhüt etti. 

2002 yılına kadar idam cezasının kaldırılması gibi pek çok anayasal “reform” gerçekleştirildi. Daha sonrası ise biliniyor… AKP iktidarı dönemi başladı. 

Başlangıçta AB ve ABD AKP’yi “reformist” bir parti olarak gördüler. Ama akıllarının bir köşesinde de hep “acaba bu AKP’nin gizli bir ajandası var mı?” sorusu vardı. Gelinen aşamada bu kaygıları haklı çıkaracak pek çok gelişme oldu. AKP  “fabrika ayarlarına” dönmüştü. Bugün AB ile yaşanan krizin temel nedenide işte bu durumdur. AKP hem ideolojik ve hem de yapısı ve tarihsel kökenleri nedeni ile bir reformist parti olamazdı. Gerçek durum buydu. Takke düştü kel göründü… AKP reformcu partiymiş gibi görünüp milliyetçi, mukaddesatçı politikalarını daha fazla sürdüremeyecekti. Maskeler düşmüştü artık… 

Suriye iç savaşı, Kürtlere karşı takındığı düşmanca tutum, demokratik hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan yaklaşımları AKP siyaseti için artık sürdürülebilir olmadığı gerçeğini tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Brüksel’den gelen açıklamalar bu saptamamızı teyid eder nitelikte. 

AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Johannes Hahn, bu gerçeğin altını çiziyor. Hahn, “Türkiye’nin AB üyeliğinin giderek gerçek dışı olmaya başladığını, Türkiye’nin uzun zamandır AB’den uzaklaşmakta olduğunu ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanın otoriter tutumu ve anayasayı değiştirerek başkanlık sistemine geçme planlarının AB’ye sırt çevirmektir” tesbitini yapıyor.

Daha da kötüsü, Hahn, AB’nin ve üyelerinin Türkiye ile sürdürülen üyelik müzakerelerine son verilebileceği mesajını açıklıkla dile getiriyor. 

Üstelik Hahn, AKP’nin çokça istediği, AB ülkelerine vize muafiyeti konusunda daha önce AB’nin öne sürdüğü şartlar yerine getirilmeden mümkün olmayacağını bir kez daha dile getiriyor.

Anlaşılan o ki AB Türkiye ile en azından tam üyelik konusunda karar arifesinde. AB’nin tüm normlarına sırt çeviren ve giderek otoriterleşen Türkiyenin bu haliyle bırakın tam üyeliği, aday ülke statüsünü bile daha fazla sürdüremeyeceği  gerçeği ortadadır. 

Tek adam yönetiminde, tüm demokratik kurumların tasfiye edildiği bir ülkenin AB’ye üye olamayacağını herkes biliyor.

AKP 15 yıllık iktidarı döneminde ülkeyi getirdiği aşama bu. Öyle görünüyor ki Türkiye AB macerasının sonuna gelmiş bulunuyor. Buna hayır diyecek olan elbette halklarımızdır.

Halklarımız 16 Nisan’da bu geriye gidişe elbette HAYIR diyecektir. AKPnin yarattığı hasar çok büyük elbette. Telafisi mümkün olmayan kayıplarımız var. Ancak hesap sormak için bir fırsat daha var. 16 Nisan…

/**/

Tıpkı halklarımızın 21 Mart’ta, NEWROZ’da gösterdiği tarihi duruş gibi, aynı ruh ve coşku ile referandumda da NA, HAYIR  diyeceğiz.

Yazarın diğer yazıları