Türkiye’nin Bab çıkmazı ve bölünme korkusu

AKP-MHP ırkçı koalisyonu, Türkiye’de seferberlik ilan etti. Türkiye’nin istiklal harbinden sonraki en büyük mücadelesini verdiğini söyleyen Erdoğan, MHP lideri Devlet Bahçeli’yle söz ve ruh birliği içinde hareket ediyor. Kurdukları ırkçı koalisyonun gereklerini yerine getirme çabası içerisindeler. Devlet bekasının tehlike altında olduğunu söyleyerek, faşist, ırkçı bir yapıya dönüştürdükleri devletlerine dört elle sarılmışlar.  Katıldıkları tüm açılış ve kapanış törenlerinde bu ara sıkça “bölünüyoruz, parçalanıyoruz” ifadelerini kullanıyorlar. Bölünme paranoyasına  Türk halkını da esir etme çabasındalar.

Bu korku ve paranoyanın altında yatan etkenleri aklı ve vicdanı olan herkes kurcalamaya ihtiyaç duyuyor. 15 Temmuz darbe girişimi bu korkunun bir etkeni olsa bile, asıl korktukları gerçeğin Erdoğan faşizminin başta Kürtler olmak üzere Türkiye’de yaşayan sol, sosyalist, demokrat kesimlere karşı uyguladığı şoven faşist saldırılar ve bunun yol açtığı sonuçlardır. Asıl darbenin Erdoğan eliyle yapıldığını, Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu mevcut gerçeğe bakan herkes bilir. Türkiye’de sorgulayan, eleştiren, düşünen, kısacası iktidara muhalefet eden herkes cezaevinde. Bir diktatörden beklenen her türlü uygulamaya Türkiyeli halklar tanıklık etti. Türkiye’yi hem içte hem de dışta uçurumun kenarına getiren Erdoğan iktidarı, şimdi de devletinin uçurumdan düşmemesi, dağılıp parçalanmaması için hem içte hem de dışta ittifak arayışları içerisinde. 

İçteki ittifakını MHP olarak belirledi. Kürt soykırım planını hem içeride hem de dışarıda sürdüreceği sözünü veren AKP, MHP’den tam destek alarak, onunla omuz omuza tam hız yola devam ediyor. Türkiye’yi getirdikleri son tabloya bakarsak, kendisine karşı içten büyük bir tepkinin olduğunu ve bu tepkili kesimlerin isyan anını kolladıklarını tahmin etmek zor değil. Çünkü zulme karşı direniş, diyalektiğin bir parçası. Zulmün olduğu yerde direniş, temel bir hak ve en onurlu tercih. Bu tercihe bugüne kadar herkesten önce koşan, siyasi, fiziki, kültürel soykırıma uğrayan Kürtler oldu. “Halep’te insanlık ölüyor” kampanyası başlatan, Esad rejiminin faşist ve diktatör olduğunu söyleyenler, Kuzey Kürdistan’da kentleri tanklar, toplarla yıktı. Bodrum katlarında yüzlerce insanı katletti, diri diri yaktı. Bu katliamın talimatını veren Erdoğan iktidarı, Kürt halkının bodrum katlarında diri diri yakılan evlatlarının, toplarla yıkılan kentlerinin, sokak ortasında vurulduktan günlerce sonra alabildikleri cenazelerinin, bozulmasın diye donduruculara konulan çocuklarının cenazelerinin hesabını sormayacağını sanmasın. AKP-MHP ırkçı koalisyonun,  ‘bölünüyoruz, parçalanıyoruz’ dedikleri gerçek bu. 

Asıl korktukları bir de Suriye’nin Kuzey’indeki halkın yürüttüğü statü direnişi. ‘Irak’ın Kuzey’inde bir Kürt devletinin oluşmasına izin vermeyeceğiz’ diyen Türk devleti, şimdi de ‘Suriye’nin Kuzey’inde bir Kürt devletinin oluşmasına asla izin vermeyeceğiz’ diyor. Bahçeli son olarak Suriye’nin Kuzey’inde oluşacak bir Kürt oluşumunun kendileri için nasıl bir tehlike ifade ettiğini, “El-Bab’tan alnımızın akıyla çıkmalıyız. El-Bab’tan elimiz boş dönersek Ankara’yı riske atarız, Diyarbakır’ı tehlikeye sokarız” sözleriyle dile getirdi. Erdoğan ise ‘Dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin yeniden yapılandırılmaya çalışıldığı kritik dönemde eğer durmaya kalkarsak, kendimizi bulacağımız yer Sevr şartlarıdır. Halbuki biz hala Lozan’daki kayıplarımızın üzüntüsüyle yaşayan bir milletiz” diyerek Suriye üzerindeki planlarına bir kez daha açıklık getirdi. 

Rojava Kürdistan’ında Kürtlerin DAİŞ ile mücadelede büyük bir direnişle inşa ettikleri yapılanmanın bir bütünlük oluşturması, kantonların birleşmesi ve Kürtlerin statü sahibi olması, asıl bölünme korkuları. Bab, işte bu yüzden onlar için önemli. DAİŞ çetelerinden Bab’ı almayı başarabilirlerse, sonraki hedeflerinin Minbic ve Reqa olduğunu açıkladı Erdoğan. Ama DAİŞ çetelerinin Bab’ı öyle kolay kolay Türk ordusuna bırakmayacağı anlaşılıyor. DAİŞ çeteleri Cerablus’ta olduğu gibi Bab’ı Türk ordusuna hiç çatışmadan, direnmeden bırakmayacak gibi. Kendileri bir kısmını açıklasa da, yerel kaynaklar Türk ordusunun Bab’ta büyük kayıplar verdiğini söylüyor. Yine DAİŞ çeteleri son olarak elinde esir olarak tuttuğu 2 Türk askerini yakarak, Türkiye’ye Bab’ta nasıl direnişle karşılaşacağı mesajını verdi. Bab Türkiye açısından kolay lokma olmayacağı gibi Türkiye’nin orada bir başarısı olsa bile sahada bulunan Rusya, İran ve Amerika, yine Suriye rejimi Bab’ı, Erdoğan’ın sonraki hedefleri arasında belirlediği Minbic ve Reqa’yı Türklere bırakır mı? İran ve Rusya ile bir anlaşmaya varmış olsalar bile çoklu hegemonik merkezlerin dünyayı yönetme ve paylaşma savaşında, Türkiye’ye Lozan’ın acısını unutturacak bir pay verirler mi?   

Kürtler büyük bir direnişle, büyük bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlarından, Türkiye’nin tehditlerinden korkarak vazgeçer mi? Bu soruların cevabını ve Türkiye’nin Bab’tan eli boş dönüp dönmeyeceğini, önümüzdeki günlerde alacağız. Şu an bildiğim tek gerçeğin Kürtlerin her zaman olduğu gibi yine büyük direneceği…

Yazarın diğer yazıları