Türkiye’nin dış politika açmazları

Ahmet Davutoğlu ile başlayan ve 16 Nisan 2017 Referandumu ile rayından çıkan “geleneksel Türk dış politikası” yeni açmazlar üretmeye devam ediyor. Davutoğlu’nun üç kıtada “Neo-Osmancılığı” yeniden inşaa girişimi, “İslam Dünyasına” lideri olma hevesi ve “bölgesel güç” hayalleri üzerine kurgulanan “Stratejik Derinlik” paradigması çöktü. Sahi böyle bir “paradigma” var mıydı?

Gelinen aşamada, dış politikadaki “açmazları” ile baş başa kalan Ankara, çıkış yolu arıyor. Karşılaştığı sorunları “efelenerek”, mahallenin yaramaz çocuğu edası ile “oyun bozma” taktikleri ile aşmaya çalışan Ankara’nın dış politika açmazları, içine düşülen bu güç durumdan çıkışın hiçte kolay olmadığını gösteriyor.

ABD ve Rusya arasında F-35 ve S-400 konularında kriz yaşayan AKP-MHP koalisyonu, henüz bir çıkış yolu bulmuş değiller. Hala “Türkiye’nin jeo-stratejik konumu” üzerinden “pazarlık” yapabileceklerine inanan AKP-MHP ortaklığı, ülkeyi adım adım “açmaza” sürükledikleri; izledikleri yolun sonunun “çıkmaz sokak” olduğunun hala farkına varmış değiller yada içinde bulundukları “zor” durumun “milli ve yerli” yöntemlerle aşılacağına inanıyorlar. Her iki durumda da açmazlar ve karanlık bir çıkmaza doğru ülkeyi sürüklüyorlar. Dertleri sorunları çözmek değil, iktidarlarının ömrünü biraz daha uzatmak…

Geçen hafta AB, aday ülke sıfatı ile Türkiye’nin “ilerleme” raporunu yayınladı. “Vaziyet” bildiğiniz gibi. AB raporu, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve özgürlükler, insan hakları, adalet ve daha bir çok alanda yaşanan somut “gerilemeleri” gözler önüne serdi. Türkiye’nin tepkisi tahmin edeceğiniz gibi raporu “reddeden” ve “yok” sayan bir yaklaşım oldu. AB ile ilişkilerinde, tam üyelik perspektifinden uzaklaşan Türkiye’nin bu alanda da açmazlarının bir fotoğrafını sunması açısından bu rapor son derece önemli.

30 Mayıs’ta Erdoğan’ın açıkladığı “2019 Yargı Reformu Strateji Belgesi” içine düşülen açmazın bir ifadesi olarak kayıtlara geçti. Nitekim AB, Türkiye’nin “İlerleme Raporunu” yumuşatmaya dönük bu hamlesini görerek, raporu birgün erken açıklayarak “oyalamalara” kanmayacağının mesajını açıklıkla vermiş oldu. Türkiye’nin bu yeni “paketi”, yapılması “söz” verilen “reformların” AB açısından bir inandırıcılığının olamayacağını göstermesi açısından önemli. Kopenhag Kriterlerini Ankara Kriterleri olarak ters yüz eden hükümetin, reform yapma konusundaki inandırıcılığını yitirmesi uzun süredir AB koridorlarında tartışılıyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “İdlib’deki teröristlerin kabul edilemez saldırılarının önlenmesi için tedbirlerin alınması gerektiğini… saldırıların ortadan kaldırılması sorumluluğunun Türkiye’ye ait olduğunu…” açıklaması, Türkiye’nin başka bir açmazına işaret ediyor.

Doğu Akdeniz’deki gerilim, Kıbrıs sorunu, ABD’nin İran yaptırımları gibi gelişmeler Türkiye dış politikasındaki açmazların çözüm bekleyen diğer önemli gündemleri.

Kürtler uluslararası alanda güç ve değerli aktör olma yolunda sıçramalar yaptıkça, dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri yerine, “Kürt fobisini” ikame eden Ankara, kendi hatalıları yüzünden açmaza düşüyor, çıkmaz yollara sapıyor.

Türkiye’yi bu açmamazlardan çıkaracak yol, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin eksiksiz uygulamasından geçer.

Kürtlerle ve Ortadoğu halkları ile barışık bir Türkiye, açmazlarını aşmada yeni bir şans yakalayabilir.

Yazarın diğer yazıları