Türkiye’nin ekseni kayıyor mu?

Seçimlere bir hafta kala ortalığı sert tartışma adı altında söz düellosu kaplıyor. Görünürde yapılan “sert” tartışmalar tartışma olmadığı gibi gerçek bir tartışmayı engellemeye yönelik psikolojik savaş kışkırtıcılığından ve oy avcılığından öteye gitmeyen boş konuşmalardır.

Seçimlere bir hafta kala hala seçimlerin engellenebileceği konuşuluyor. Bırakalım seçimleri, Pazar akşamı canlı olarak yayınlanacağı ilan edilen ortak tartışmanın bile iptal edileceğini iddia edenler var. Demokratik bir ülkede her zaman görülen liderlerin ya da adayların canlı yayında tartışması bile –ki geçmişte yani AKP devrinden önce Türkiye’de de çok görülmüştü- çok büyük bir olay haline geldi. Amiyane deyişle vatan-millet meselesi oldu.

Bu arada medyada soy-sop, kök-köken tartışmaları da iyice alevlendi. “Biz senin cemaziyülevvelini biliriz” kafasıyla Pontusluk, hainlik suçlamaları gırla gidiyor. Binali Yıldırım Diyarbakır’da Kürdistan-Lazistan diyerek oy toplamaya çalışıyor. “İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz, hepimiz Türküz-herkes Türktür” palavraları iyice çöküyor.

Bu arada gündemde olan S-400 mü, Fantom-35 mi tartışması Türkiye’nin geleceğini belirleyecek gibi görünüyor. Bu basit bir silah tartışması değil, Türkiye için geleceğini belirleyecek bir tercih olacaktır. Bazıları bunun ciddi bir eksen kaymasını ifade ettiğini söylese de iktidar sözcüleri bir eksen kayması olmadığını, Türkiye’nin kendi ekseninde yürüyeceğini iddia ediyor.

O zaman Türkiye’nin kendi ekseni nedir? Türkiye sadece kendi ekseni etrafında dönebilir ve ayakta kalabilir mi? Bu salt silah tercihine dayanan sadece askeri bir sorun değil, aslında geleceğe dönük siyasal-ekonomik-sosyal bir temel tercih sorunudur. AKP-MHP şeflerinin her durumda ve iktidarlarını mutlaka korumak için gösterdikleri gözükaralık, vesayetçi diktayı sürdürmek inadıyla birleşince ortaya ünlü “beka” sorunu çıkmıştır. 31 Mart seçimlerinde oy getirmediği tersine kaybettirdiği anlaşılınca bu söylem terk edilmiş gibi görünse de öyle değildir. Erdoğan ve Bahçeli’nin perde gerisine çekilmesiyle biraz unutulan bu söylem raftan kaldırılmış da değildir. İhtiyaç halinde piyasaya sürülmek üzere bekletilmektedir.

Türkiye’nin ekseni Kürt düşmanlığına dayanmaktadır. İçte ve dışta bütün politikaların özü Kürt düşmanlığına dayalı, inkarcı ve imhacı, tek tekçi ırkçılıktır.

İçeride ve bölgede Kürt düşmanlığına dayalı her türlü saldırganlık, katliam ve soykırımcılık ön şart olarak görülmektedir. Diğer bütün ilişkiler bu eksene göre şekillenmektedir. Oysa Türkiye’yi yorgun ve bitap düşüren de budur.

Türkiye bu durumda iken yani bütün enerjisini-gücünü Kürtlere karşı seferber ederken bu eksenini değiştirmeden ayakta kalabilir mi?

Erdoğan-Bahçeli diktasının temsil ettiği vesayetçi gelenek iç düşman olarak gördüğü Kürtleri ezmek uğruna her türlü kirli maceraya hazır gibi görünüyor. Bu macera için Türk halkını da diğer halkları da ateşe atmaktan çekinmiyor.

Bölgede ABD-İran, İsrail-Filistin çelişkileri sertleşirken, Kıbrıs ve Akdeniz sorunları kızışırken Kürtlerle savaş halindeki bir Türkiye’nin geleceği karanlıktır.

S 400 mü F 35 mi tartışmasını papatya falı olmaktan çıkarıp her ikisinin de kurtuluş olmadığını daha doğrusu askeri çözümlerle sınırlı seçeneklerin halkları ateşe atmak olduğunuz görmek gerekiyor.

Eskiler düveli muazzama derlerdi. Şimdilerde süper güçler-süper devletler deniyor. Osmanlı ve TC süper güçler arasındaki dengeyi gözeterek ayakta kalmaya çalışmıştır. Süper güçler arasındaki rekabet ve tepişme ortamında çimen olmamak için Türkiye öncelikle iç eksenini değiştirmelidir. Türkiye siyaseti farklılıkları bastırıp betonlamak inadı yerine bütün farklılıkların eşitliğine ve özgürlüğüne dayalı yeni bir eksen oluşturmak zorundadır. Bunun için de halkların gasp edilmiş iradesinin özgürleştirilmesi ilk şarttır.

YSK emriyle yenilenecek olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri bu açıdan belirleyici önem kazanmıştır. Gene YSK-AA tezgahıyla ve özel savaş örgütlerinin müdahalesiyle Erdoğan-Bahçeli diktası mı kazanacak yoksa bu diktaya dur diyen demokrasi güçleri mi? Gerçek sorun budur ve seçimler bu konuda halkın görüşünü ortaya koyan en büyük anket olacaktır.

Bütün diktatörler kendilerinin Allah tarafından gönderilmiş kutsal bir yaratık olduğuna ve giderse memleketin batacağına, kıyametin kopacağına inanır. Ama bu iddia tarih boyunca her yerde yalanlanmıştır. 23 Haziran günü bir daha yalanlanacaktır.

Yazarın diğer yazıları