Türkiye’nin gerçeği: Antep mi, Şemdinli mi?

Evinin camı kırılan adam, “bunu komşunun oğlu yaptı, geçen gün de bizim oğlanı dövmüştü” diyebilir. Bu yüzden iki komşu birbirine girebilir. Hatta hiç yoktan iki komşu birbirinin kafasını, burnunu kırar, böylece kan bile dökülebilir.
Nahak yere kan döken “baba” sonuçta, “meğer penceremizi komşu oğlu kırmamış da, yoldan geçen arabanın lastiğinden fırlayan taş kırmış” diye pişman olur, araya birileri girer, sulh olur. Ama böyle “mutlu sonlar”, siyasi çatışma süreçlerinde yaşanmaz.
Şimdi ahlak yoksunu medyatörler, ellerinde hiçbir ciddi kanıt olmadan Antep’te patlayan bombayı, AKP ve polisle işbirliği içinde PKK’nin üstüne yıkmaya çalışıyorlar.
Ve sonuçlar ortada; bu “kanıtsız iddia”nın ardından, BDP binaları yakılıyor; fırsat bu fırsat diyenler, bombayla birlikte “PKK’yle aralarına mesafe koymayan BDP’lileri Meclisten atalım” diye bağırıyor. BDP’nin bütün mitingleri yasaklanıyor, Yargıtay partiyi kapatmak üzere harekete geçiyor.
Parti binalarını yakanlara karşı aynıyla karşılık verildiğinde, BDP’lilere saldırılar esnasında kan döküldüğünde, Arınç’ın “bu vekilleri halk nerede görürse ne yapacağını bilir” fetvası gereği bir ya da birkaç BDP’li vekil öldürüldüğünde, vekillerin dokunulmazlığı kaldırıldığında, dokunulmazlığı kaldırılan Kışanak, Kürkçü, Tuğluk ve diğerleri tutuklandığında, BDP kapatıldığında, yani bütün bunlar olduğunda, başka neler olur?
Türkiye böyle bir durumda iç savaşa sürüklenir.
Ve bu iç savaş, yalnız “Kürtle Türkün birlikte yaşadığı” alanlarla sınırlı kalmaz; şimdi bütün gelişmeler hem Kürt sorunuyla ve hem de Suriye sorunuyla bağlı olduğu için bu iç savaş anında Hatay, Adana, Mersin’i, Türk devleti bölgede “mezhepçi kanlı bir savaşın” içine girdiği için de, Türk, Türkmen, Kürt Alevilerinin yaşadığı her yeri kapsar.
Sonuçta “Antep’teki bombayı PKK atmamış” dense de felaketin sonuçlarını tamir etmek mümkün olmaz…
O halde?
O halde, bu konuda failler kesin olarak ortaya çıkarılmadan, “ajitasyona” ve ajitasyonun yarattığı saldırganlığa son vereceksiniz. Bunun başka çaresi yoktur. Aynı zamanda, PKK’nin iki defa üst üste yaptığı “bombayla ilgimiz yok” açıklamasını ciddiye alacaksınız. Ve, şimdi resimlerini dağıttığınız PKK’linin “yıllardır Antep’e ve Kürdistan’ın hiçbir kentine ayak basmadığına” dair açıklamayı da hesaba katacaksınız.
Aklınızın ucunda hep şu soru olacak: “Ya PKK yapmadıysa?”
Ve PKK’nin asıl olarak ne yaptığını halka anlatacaksınız. Tıpkı Ahmet Altan’ın anlattığı gibi. Okuyalım:
“Ülkenin bir ucunda kıyasıya bir savaş sürüyor. Bugüne dek gördüğümüz en garip savaş belki de. Yedi yüz kişi yüz bin kişiye saldırıyor. Otuz yıldan beri bu ülkede savaşı yaşıyoruz, şiddetlenerek, duraksayarak ama sürekli devam eden bir savaşın belki de hiç rastlanılmamış bir epizodu sahneleniyor.
Gazetelerde resimler gördüm. PKK’lılar bir arabayla Şemdinli’ye girmişler geceleyin, silahlar yüklüyorlar. Üstlerinde gerilla kıyafetleri, ellerinde Kalaşnikoflar. Kasabaya kadar hiçbir denetimle karşılaşmadan gelmişler, kasabaya girmişler, silahlarını yüklemişler, onları durduracak kimse çıkmamış.
Güvenlik güçleri, PKK’lıların kaymakamlığa saldıracağını öğrendiklerinden “kaymakamı kaçırmışlar”, götürüp bir yere saklamışlar, PKK’lıları durduramayacaklarından o kadar endişeliler.
Otuz PKK’lı Şemdinli’ye saldırmış o gece, çatışma sabaha kadar sürmüş. Sabahleyin de PKK, Şemdinli yakınlarındaki Omurlu Taburu’na 48 saatte üçüncü saldırısını düzenlemiş.
Gazetelerle televizyonlar sürekli olarak kaç PKK’lının öldürüldüğünü açıklayıp duruyor, üç PKK’lı öldü, beş PKK’lı öldü, yirmi PKK’lı öldü, elli PKK’lı öldü, arkasından da PKK saldırılarının haberleri geliyor.
Kaç PKK’lı var?
Kendini savunmaya çalışan, aynı tabura 48 saatte ardı ardına üç baskın yiyen ordunun kaç askeri var?
Bölgede 700 PKK’lı olduğu yazılıyor.
Askerlik uzmanı değilim ama biraz aritmetik biliyorum, yüz bin kişi, yedi yüz kişiden kalabalıktır, üstelik yüz bin kişinin elinde helikopterler, tanklar, savaş uçakları, Heron’lar, toplar var.
Devlet arada bir “operasyonu bitirdik,” diye açıklamalar yapıyor ama iki gün sona PKK saldırıyor, operasyonu ordu yapmıyor belli ki, operasyonu yapan PKK.
Doyurucu bir resmî açıklama da yok.
Sanırım savaş tarihinin en garip çatışmalarından birine şahit oluyoruz.
PKK’nın ne yapmak istediğini herkes söylüyor, Şemdinli’yi alıp bir “halk savaşı” yaratmak istiyorlar ama kimse bunu “nasıl” yaptıklarını söylemiyor.
Devlet gazetelere gözdağı verip “teröre destek olmayın” diyor, bu, “gerçekleri yazmayın” anlamına geliyor galiba, zaten gazeteler de sadece devletin söylediklerini yazıyor.”
Bombayı kim patlatmış olursa olsun, o bomba, Şemdinli gerçeğini gizlemeye yarayan kalın bir sis yaymakta…Altan, kendi gazetesinde de devletle birlikte “iş gören”lerin yaydığı işte bu sis perdesini aralamış.
Bu sislerin arasından siluetini gördüğünüz PKK ya “terörist” bir örgüt olsaydı? Ya Antep’teki bombayı “ben patlattım” diye savunsaydı? Ya İstanbul’da, İzmir’de karşınıza birer “Antep bombasıyla” çıksaydı?.. Halimiz ne olurdu? Allah korusun!.

Yazarın diğer yazıları