Türkiye’nin hassasiyetleri ve ABD

Türkiye hızla kendiyle yüzleşmeye doğru yol alıyor; bu artık kaçınılmaz bir mukadderat halini aldı. Son iki yıldır neredeyse her ABD ziyaretinde; önceleri bizzat AKP Genel Başkanı Erdoğan ve hatta eşi Emine Erdoğan, sonra sırayla farklı düzeylerde Bakanlar, kimi zaman Genel Kurmay Başkanı ve diğer bürokratlar ziyaretin nedeni ne olursa olsun, bir yolunu bulup konuyu mutlaka Reza Zarrab davasında getiriyorlar. 

Amerikalı muhattaplarının elinde dosyalar dolusu belge olmasında rağmen; Erdoğan ve çevresinin bu insanlardan hangi yüzle ve daha önemlisi ne karşılığında Zarrab davasına müdahil olmalarını istediklerini bilmiyoruz. İstiyorlar ki; basit bir al ver mekanizması ile birçok delile rağmen açılmış Zerrab davası düşürülsün, onlar da hiç bir şey olmamış gibi yollarına devam etsinler.

Yıllardır devlet yöneten bu adamlar ABD yöneticilerinden bir tür çadır devlet gibi davranmalarını istiyorlar. Son iki yıldır ellerinde ne varsa oyuna sürdüler. İstediklerini alamamanın verdiği öfkeyle uzun süredir istihbarat alanında birlikte çalıştıkları ABD’nin konsolosluk çalışanlarını, insan hakları aktivistlerini, Batı yanlısı olduğunu düşündükleri; Osman Kavala gibi insanları tutuklamaya başladılar.  Bu keyfi tutuklamalara tepkiler gelmeye başlayınca da bizzat Erdoğan “sizde yargı bağımsızsa, bizde de bağımsız, biz de yargıya müdahale edemeyiz!” diyerek şantajla sonuç almaya çalışıyor. (Hukuksuz olarak tutuklanan insan hakları savunucularının yargılandığı ’Büyükada Davası’na Almanya devletinin müdahalesiyle, (artık ne anlaşma yaptılarsa) nasıl bağımsız hukuklarının olduğunu dünya gördü.)

Sanki Reza Zarrab davası ve Türkiye’deki tutuklamalar aynı şeymiş gibi; halbuki bu iki şeyin birbiriyle hiç alakası yok. Türkiye çok uzun bir süredir üçüncü sınıf bir devlet gibi davranıyor. Sözde de olsa bir hukuk devletinden çok; “Kuzey Kore, Şam rejimi, İran gibi hukuku keyfileştiren devletlerin metodları ile sorunlarını çözmeye çalışıyor.

Aynı şeyi Almanya ile ilişkilerinde de yaptı; artık Almanya için ciddi iç güvenlik sorunu haline gelmiş DİTİB imamlarına Almanya müdahale edince, Türkiye içerde şantaj amaçlı tutuklamalara başladı. Deniz Yücel hala tutuklu ve hakim karşısına çıkarılmadı.

Türkiye içeriği konuşmayı sevmiyor; çünkü orada söyleyecek bir şeyi yok.  Türkiye’yi yönetenler “elmalarla armudu karıştırıp iş yapmak istiyorlar!” İran ambargosu ABD’nin bölge siyasetinin en temel taşıyıcı kolonlarından birsiydi. Günümüzde Irak ve Suriye krizlerinden en fazla İran ve Rusya’nın karlı çıktığından söz ediliyorsa eğer bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi de o yıllarda İran’a yönelik ambargonun Türkiye’nin tutumu nedeniyle yeterince etkili uygulanamamasıdır.

Eski ABD başkanı Barak Obama gitmeden önce verdiği bir röportaj da “Erdoğan benim hayal kırıklığımdır!” derken sadece şimdilerde Suudilerce yeniden ısıtılan “Ilımlı İslam” projesinin bitişini ilan etmiyordu; aynı zamanda Türkiye/ABD ilişkilerinin de bir daha hiç bir zaman soğuk savaş öncesine dönmeyeceğinin de işaretini veriyordu. 

İnsanlar haklı olarak Reza Zerrab davasının sadece parasal boyutunu görüyorlar; halbuki bu davanın parasal boyutundan çok siyasi boyutu ABD açısından daha önemli. İşin doğrusu Babek Zencani’nin itiraflarından sonra Türkiye’nin olaya dahlinin gizlenir saklanır yanı kalmamıştı, ama Türkiye’yi yönetenler yine de kafayı kuma gömmeyi tercih etmeye devam ettiler. 

Zencani İran’da süren duruşmalarda Türkiye’de toplam 8,5 milyar dolar rüşvet dağıttığını itiraf etti. Hatta İran Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani bu parayı Türkiye’den geri istediklerini söyledi. Bunun üzerine o zaman başbakan olan Ahmet Davutoğlu gece yarısı kalkıp İran’a uçtu. Bu sorunu aralarında nasıl çözdüler bilmiyoruz ama İran bir daha bu konuyu hiç açmadı. Sonuçta 8,5 milyara mal olsa da İran bu işten siyaseten karlı çıkmıştı; kendisi açısından hayati öneme sahip ambargo delinmiş, İran hem ekonomik hem de siyasi tecritten kurtulmuştu. 

Türkiye’yi yönetenler ABD’nin hassasiyetlerini dikkate almamış, stratejik müttefikleri ABD’yi İran ambargosu konusunda aldıkları rüşvetler karşılığında boşa düşürmüşlerdi. İran ambargosunda istediğini alamayan ABD dolayısıyla; Rusya ve Çin’i de dengeleme konusunda da başarısız kaldı. Şimdi tersine “ABD, YPG konusunda Türkiye’nin hassasiyetlerini(!) dikkate alacak mı?” göreceğiz, ancak ne olursa olsun Türk/Amerikan ilişkileri bir daha asla eskisi gibi olmayacak!

Yazarın diğer yazıları