Türkiye’nin mağlup oluşunun ekonomi-politiği: Bir hipotez

Dünkü yazımda özetle “Türkiye ittifak değiştirmiyor, galiplerden hangisi Kürt halkını yok etme konusunda yardım edecekse ona teslim olmaya hazırlanıyor” demiştim.

Her gerçek Türk yurtseveri, Kürdün yok edilmesine vereceği desteğin, utanç verici bir teslimiyetle sonuçlanacağını bilmeli.

Bu yazıda ise Türkiye neden bu savaşa girdi sorusunu yeniden yanıtlamaya çalışacağım.

Bu gibi stratejik konuları aydınlatmak için elimizde, karınca kararınca yapılmış bir analiz ve buradan çıkarılmış bir hipoteze ihtiyaç vardır.

Hepimiz Türkiye’de “tekelci kapitalist modernitenin” egemen olduğunu kabul ediyoruz. Tekelci kapitalizm nedir? Hilferding’ten, Buharin’den, Lenin’den, Sweezy’den beri kapitalizmin bu aşamasına “emperyalizm” deniyor.

Kemalistler Türkiye’de sermaye birikimini devlet eliyle gerçekleştirdiler. Ortaya “devlet tekelci kapitalist” bir sistem çıktı. Zayıftı. Kendi pazarında büyüdü. Derken 2. Dünya savaşı sonucunda Türkiye Batı dünyasında yer alınca “devletçiliğin” yerini, yine “devlet işletmeleriyle” yan yana “hür teşebbüs” aldı. Türk kapitalizmi yine güçsüzdü. Kapılarını “yabancı sermayeye” açtı. “Montaj sanayisi” adı altında ortaklıklar kuruldu. Kuruldu ama sermaye hala iç pazarda büyüyordu.

Büyüme acılı oldu. Ayak tırnağının dar pabuçta büyürken, kendi etine batması gibi Türk kapitalizmi “dışa açılamama” acısı çekiyordu. Bu acı, “emperyalist olamama” acısıydı.

Derken zaman gelip çattı. Sovyetler ve Doğu Avrupalı rejimler yıkıldı. Yıkılınca dünya pazarlarında bunların bıraktığı boşluğu doldurmak üzere yeni bir “pazarları paylaşma” süreci başladı. Büyükler büyük paylaşırken, küçükler arta kalanları paylaşmaya başladı.

Türkiye’nin “bölgesel emperyalist” aşamaya yükselmesi işte bu “pazarların yeniden paylaşılması” sürecinde gerçekleşti.

Her “yeniden paylaşım” savaş getirir. 1.Dünya Savaşına “birinci yeniden paylaşım savaşı” denir. 2. Dünya Savaşı da “ikinci paylaşım savaşıdır.” Şimdi Sovyetlerin yıkılması ve Birinci Basra savaşıyla birlikte “üçüncü yeniden paylaşım savaşı” içindeyiz. Türk kapitalizmi petrol kokusunu bu savaşta aldı, Özal “bir koyup üç almaktan” bu sırada söz etti.

Söz etti ama Genel Kurmay kendi zayıflığını bildiği için ona karşı çıktı.

Aynı gelişme 2002’de İkinci Körfez Savaşı esnasında da yaşandı. Irak’ın işgaline ortak olmak için hazırlanan 1 Mart tezkeresine bir gün önce yapılan MGK’da generaller, Irak savaşının sorumluluğunu yıkmak istedikleri AKP’nin sırtına yüklemek için sessiz kaldılar. Bunun üzerine bir kısım AKP’li tezkerenin geçmesini önledi. İşte bu durum ABD’nin söz konusu generallere karşı harekete geçmesine neden oldu. ABD Türk ordu komutasının “güvenilmez” olduğuna karar verince, AKP, “askeri vesayete” karşı, ordudaki daha sıkı ABD yanlısı generallerle birlikte harekete geçti. Eski Gen. Kr. Bşk. Başbuğ bile hapse atıldı. Orduda NATO yanlısı denge geçici olarak sağlandı.

Böylece Türk devleti devam eden savaşta aktif yer alma imkanı kazanmıştı.

Fırsat, 2010 Arap Baharında Türkiye’nin ayağına geldi. ABD ile birlikte ÖSO’yu “eğit-donat” programıyla sahaya sürdüler. Neredeyse başarıyorlardı. Mısır bile Türkiye’nin etki alanına girmişti. Sonrası malum. Türkiye kısa zaman içinde bozguna uğradı. Orduda denge yeniden değişti, Avrasyacı-Ergenekoncu-Balyozcu unsurlar özellikle 2016 darbesiyle duruma tamamen hakim oldu. NATO yanlısı generallerin hemen tümü hapse atıldı.

Türkiye Kobanê’de başlayan bozgunla birlikte Ortadoğu’da “pazarları yeniden paylaşma” imkanını kaybetti. Önünde bu mağlubiyetin sonunda Kürt halkının bütün parçalarda statü elde etmesini önleme hedefinden başka hedef kalmadı. AKP Avrasyacılarla anlaştı, sonra da Saray onların oyuncağı haline geldi.

Demek istediğim, Suriye bataklığına giriş, bir “hata” değildi. Bölgesel emperyalizmin varolma, yokolma meselesiydi. Savaş da, Kürt düşmanlığı da, sömürgecilik de, mağlubiyet de, teslimiyet de, yoksulluk ve baskı da Erdoğan’ın hırsı, aptallığı, diplomasızlığı ile izah edilemez. Sebeb “kapitalist modernitedir.” Bir başka ifadeyle “bölgesel Türk kapitalist emperyalizmidir.”

“Konfederal Ortadoğu Ortak Evinde, Kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal yeni sosyalizm” programıdır.

Gerçek “üçüncü yol” da zaten işte bu programdır. Yani ne Rus-Çin kapitalizmi, ne de ABD-AB kapitalizmi… Yeni bir dünya, yeni bir yaşam…

Yazarın diğer yazıları